Otantik!

Riva DUVENYAZ Köşe Yazısı
1 Ekim 2025 Çarşamba

Bu yaz Sarı Yüz (Kuang) adında bir roman okudum. Ana karakter orta sınıftan olup pek de marjinal bir kimliği olmayan, yazacak kadar özgün bir hikayesi olmayan kıskanç ve verimsiz bir kadın yazardır. Varoluşsal eksikliği onu üniversite yıllarından tanıdığı, epey ünlenmiş zeki, güzel ve Asya kökenli bir arkadaşının taslağını çalmaya cezbeder. Bu yazar arkadaşı aniden ölerek bitmiş bir eserinin taslağını ve araştırma notlarını tek kopya olarak masada bırakmıştır.

Kültürel bir sermayesi olmadığı için otantik bir sesi olabileceğine inanmayan karakterimiz başkasının sesini kendi sesi gibi sunar. İçten içe ırkçı, yine de kendi beyazlığını sıradan bulan bu kadın, kıskançlıkla ‘otantik acı’ peşine düşer. Halbuki her hayat otantiktir, ve ele alınışı ona kimlik kazandırır. Arkamı dönüp kütüphaneme göz atınca ilk gözüme çarpan sıradan hayat içerikleri: At Çalmaya Gidiyoruz (Petterson), Kedi Gözü (Atwood), Değersiz bir Hayat (Yanagihara) hayatımda okuduğum en otantik içerikler olabilir…

Başkalarının hayat kesitlerinden beslenmek doğaldır, ancak otantik olmak için bunun araştırma ve empati ile özgün bir kurguya dönmesi gerekir…

Bu yazıda özgünlüğe kafayı yoracağım. Özgünlük kısmen mizaç ancak büyük ölçüde bir tutum, bir yaşam pratiğidir. Eldeki malzemeyi cesaretle, içtenlikle işleyen kişi basit de olsa onu benzersiz bir esere evirebilir…

Madem konu özgünlük, onu biraz daha açalım… Eylülün ortasında, Bordeaux şehrinde bir bağ bozumunda bulundum. Supsulu salkım salkım siyah üzümleri özene bezene dallarından alıp kasalara yerleştirdim. Salkımlardaki tek tük kurumuş cılız dalları bağ makasımla temizleyip, üzümün kalitesinin yüksek kalmasına gayret ettim. Aslında, hasatın büyük kısmını makineler yapıyor. Ve günün sonunda elle toplananlar da makinelerin daha büyük ölçekli topladıklarına dâhil ediliyor.

Ancak, aynı işi saatlerce yapınca, içine biraz özen, biraz teknik katmış oldum. İlk başta anlatmaya çalıştığım özgünlük burada devreye girdi: üzüm her şekilde toplanabilir, alt tarafı yerden 40-50 cm yükseklikte asmalarda toplanmayı bekliyorlar. Ancak benim onlara yaklaşımım tamamen bir tercihti, hayattaki en sıradan şeylerin bile ele alınışı bir duruştur, illa büyük bir içerik olması gerekmez… Makine ve ben aynı eyleme değişik şekillerde yaklaştık… Benim kattığım özen doğal bir meditasyondu belki de…

Üçüncü özgünlük örneğimi de fikir geliştirmek ve beyan etmek üzerinden vereyim. Gözlemim şu: insanlar tarafını belirlemeden düşünemez oldu. Eğitimli bile olanlar, tarafsızca kendine ait otantik bir fikir oluşturma yeteneğini yitirmeye başladı. Önce pozisyon alınıyor, sırt duvara yaslanıyor, sonra uyumlu fikirler üretimi başlıyor. Nesnel ve bağımsız düşündüğünü sananlar bile bu girdapta. Aidiyet ve güç için herkes taraftarlığı öncelendiriyor. Bir örnekle anlatmak isterim:

Son zamanlarda ICE (ABD’deki göçmenlik kurumu) eyalet yasalarının daha üstünde güç kullanmaya başladı. Maskeli ICE ajanları, kriminal suçu bulunmayan kaçak statüdeki bireyleri ters kelepçe ile tutuklamaya başladı. Yerel yönetimlerin üstünde yetkileri olan ICE, kaçakların düşman gibi görülmesi için bir algı yaratmaya başladı. Son tutuklamalarda LA’de protestolar büyüdü. Şimdi soru şu: göç yasalarını desteklediği için Trump’a oy veren seçmen, gönül rahatlığı ile orantısız güç kullanımını açıkça eleştirebilir mi? Bana kalırsa, seçmen, ait olduğu tarafın gücü için kuruma destek vermeyi sürdürmekte…

Kısacası: özgün olmanın bir duruş, bir tutum ve bir seçim olduğunu akılda tutmak gerek… Ancak her seçim aynı zamanda bir vazgeçiştir…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün