Bir gözlemimle başlayayım yazıya: ağustos ayında Londra’ya gitmek üzere uçak bileti ararken gördüğüm doluluk ve fiyat artışı, ‘buralarda artık çocuk okutulmaz’ trendinin artık her yaş çocuğu olan aileye sirayet ettiğinin bir dışa vurumuydu. Teamül yerleşince geride kalmak çok zor. Eskiden Büyükada’da da okulların başlamasına az kala bir telaş başlardı… Aileler İstanbul’a geçme sürecini kafalarına göre hızlı yavaş planlardı. İlk gidenler geride kalan eğlenceli serseriliği kaçırdığına hayıflanırdı. En sona kalanlar ise boş iskele meydanı, eylül serinliği, sokaklarda biriken sarı yapraklar ile geride bırakılmış gibi hissederdi. Doğru yerde olma modası o zamanlar çok sosyal etkileşim olmasa da hızlıca yayılırdı.
Özgün olmanın da bir tadı vardı aynı zamanlarda. Modaya aykırı olmak adına değil, aklı kalmadan, ne istediğini tam bilerek. Geride kalmanın bir sonuç değil, bir keyif olduğunu kimseye açıklamadan iliklerinde hissederek.
Akımlar her yerde. Oksijen gazetesinin ilk sekiz sayfasını aşmak imkansız; beslenme, yaşam kalitesi, menopoz gibi konularda bilgi vermek üzere özenle hazırlanmış sayfalar, insanı içine alıyor. Arka sayfalara ulaşmak direnç gerektiriyor. Sağlık eki gibi. 50’li yaşların genç kalma ihtiyacı ekonomiyi ayakta tutuyor. Bu yüzden artık sondan başa doğru okuyorum…
İçgüdüsel davranışlar bile artık algoritma güdümlü. Örneğin bu aralar ‘offline summer’ (çevrimdışı yaz) duyumları var. Moda tutkunları bıkkın, dijitalde ömür tüketenler bitik, nostaljik bir geri dönüşün tam zamanı… Yüz yüze etkileşimlere, hobilere ve genel olarak analog yaşama odaklanma ihtiyacı birdenbire herkeste peydahlandı. Hatta “Çevrimdışı yaz nedir?” diye sorduğumda meşhur yapay zekâ bana: Sosyal medya akışlarımızı kontrol etmeye ‘aktif olarak direnme’ diye cevap verdi. Anda kalma aktivitesi bir direnç ile çözülecek, yaz bitince devam!...
Ve tabii ki Pinterest gibi uygulamalar detokslu çevrimdışı yaz ile uyumlu olabilecek lüks tüketim trendlerini açıklıyor. Örneğin: film takılan fotoğraf makineleri, elle yazılan notlar, mektuplar… Gerçek deftere yazılan günlükler… Şimdi bunlar ‘cool’ diyor.
Ortadaki ironiyi sadece ben görüyor olamam değil mi? Arzum şu olurdu: İnsanların sadece kendi benliklerine itaat etmeleri… Zıpırlık yapmak ve coşmak istiyorsa yapsın. Aynı şekilde sosyal detoks, artık çok yoruldum, fişi çekiyorum sekansları da bir seçimdir. İnsanın “Artık yaratıcılığımı körükleyen vakitlere ihtiyacım var” demesi için öncelikle yaratıcılığına temel oluşturacak bir geçmişi bir duruşu bir varoluşu olmalıdır. Ve zaten öyle yaşayan insanlar hep elle not tutuyordu, hep şiir okuyordu, direnç göstermeden…
Üzgünüm, düşünme ve kendimiz var etme süreçlerinde epey geriye düştük… Eski püskü kıyafetlerimizi tekrar tekrar giymek için birilerinin tamamdır demesi gerekmemeliydi. Teknecilik eskiden de bilinen bir sakinlik kaynağı idi. Ne yapacağını bulamayan amaçsız tatilcilerin huy değiştirip tekne kültürüne geçmesi ise şimdilerde koylarda ihlallere ve kokuya neden oluyor…
Geride kalma hissi bana hiç hüzün vermezdi, hala da vermiyor …