Baban zengin mi?

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
27 Ağustos 2025 Çarşamba

“Baban zengin mi?”

On altı yaşındaydım, bir arkadaşım bu soruyu sorduğunda. Kalakaldım. Başka gezegenden biri yanıma gelseydi, daha az şaşırırdım.

‘Zenginlik’, o güne kadar bir sıfattan öteye gitmemişti yaşamımda. Maddeyle eşleştirdiğimde evimizde ‘para’yla ilgili bir sohbet duymamıştım. Belki de çocukların önünde konuşulan bir konu değildi. Alınması gereken alınır; her cuma akşamı ‘haftalık’ verilir, birazını da kumbaraya atmamız önerilirdi.

Bizden farklı olanların varlığını, tabakta her yemek bıraktığımızda annemin, “Yazık değil mi, dünyada o kadar aç çocuk varken, siz önünüzdekini bitirmiyorsunuz” serzenişiyle öğrenir, ‘yokluk’ diye bir kavram olduğunu anlar, hem çocuklar için üzülür, hem son lokmaları zorla yerdik.

Filancanın zengin kütüphanesi veya falancanın zengin koleksiyonu vs gibi tanımları duyardım, ama para ve zenginlik arasında empati yapıldığını, kiminin parayı amaç, kiminin ise araç olarak kullandığını sonraları anlayacaktım. Dolayısıyla ‘baban zengin mi’yi yanıtlamak kolay olmamıştı.

O gün ne cevap verdiğimi veya nasıl geçiştirdiğimi hiç hatırlamıyorum.

Aradan zaman geçtiğinde, arkadaşımın soruyu çok da bilinçli sormadığını anladım. Belki kendisi de zihninde tam oturtamadığı ‘zenginlik’ kavramının iyi mi, kötü mü olduğunu teyit etmek istemişti. O yaşlarda çevreden duyulan alışık olmadığınız sözcükler bulanıklık yaratır.

Çocukluktan beri arkadaş olduğumuz, sorusunu alçak sesle bir köşede dile getiren insanın saflığı bir anlamda sevindiriciydi.

Yıllar sonra söz konusu olayı her hatırladığımda gülerim. 16 yaşında eğitim gördüğüm okul, çevre şartları düşünüldüğünde ailelerin pek de acınacak konumda olmadığını idrak etmemiştik.

↔↔↔

Günümüz çocuklarıyla, ‘fi’ tarihinin 16 yaşını -veya daha küçüklerini- karşılaştıracak değilim. Yeniliklere çabuk uyum sağlayan, çok uyanık, gün içinde avazı çıktığı kadar bağırarak konuşan, yemek saatlerinde cep telefonuyla oynadığı için konuşmayan, çocuk gruplarını yaz boyunca sahilde izledim.

Aslında, özellikle bu devirde, ‘uyanıklık’ ebeveynlere düşen en önemli yapılanma. Özgüvenin terbiyesizliğe dönüştüğü, ‘biz’ yerine ‘ben’ anlayışının zirve yaptığı mevsimler yaşıyoruz.

Yazdıklarım elbette bir genelleme değil. Bütün çocuklar bizim ve bizim geleceğimiz.

↔↔↔

Dünyanın çeşitli ülkelerinden yaz tatili için gelen aileler, leylekler misali, yaşadıkları ülkelere geri döndü.

Yaz boyunca çocuk havuzlarında, oyun alanlarında, ‘International School’ misali konuşulan Türkçe’nin yanı sıra İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Hollandaca ve dahaları sessizliğe büründü.

Güzel olan çocukların her lisanda birbiriyle anlaşması. Sözcükler yetmediğinde bir gülümseme, bir kova-kürek paylaşımı onları mutlu etmeye yetiyor.

Yetişkinlerde ise, değil iki lisanı yan yana getirmek, bir cümleyi tamamlamadan birinin ‘AMA’ diyerek araya girmesiyle konuşmanın seyri değişiyor. Neden mi? Çünkü birbirimizi dinlemeyi bilmiyoruz. Sonra da Orhan Veli’nin dediği gibi, “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye (…)”

Sağlıkla kalın.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün