Bir insan İSKİ’nin her gün açıkladığı baraj doluluk istatistiklerine neden bakar?
Ben bakıyorum, zira son yıllarda tahmin edilenin ötesinde oluşan, yağmurdan ve kardan yoksun hava iklimi, her sene nüfusu ve turist sayısı artan İstanbul’u susuzlukla tehdit etmekte. Bugün itibariyle yüzde 43,24 olan İstanbul’daki barajların genel doluluk oranı, son on yılın ağustos aylarındaki oranların ikinci en düşük olanı. En düşüğü yüzde 37 ile 2023’te olmuş.
İstanbul gibi bir megakentin susuzluk sorunuyla karşı karşıya kalmasının ne derece önemli sosyal ve ekonomik sorunlar yaratacağını düşünmek bile büyük endişe kaynağı olsa gerek.
Susuzluk sorununun son yıllarda İstanbul ve çevresinden öte, daha az yağmur alan kimi kalabalık Ege kentlerini şimdiden tehdit ettiğini de görüyoruz. İzmir başta olmak üzere bazı Ege kentlerindeki barajlardaki su miktarları bugün tarihin en dip noktalarında…
***
İklim değişikliğinin en büyük sonucu olan ve küresel ısınma dediğimiz dünya çapında hava sıcaklıklarının yükselmesi ve bunun neden olduğu yağışların azalması ile oluşan tehdit edici kuraklıklar, bugün dünyanın en büyük küresel sorunu olarak karşımızda.
Atmosferde sera gazı biriktikçe özellikle dünyanın oksijen ve yağmur deposu Amazon bölgesinde sıcaklıklar yükseliyor, kuraklık şiddetleniyor ve yangın riski artıyor. Bunların hepsi de ağaçları yok etmekteyken, daha az ağaç, aynı zamanda daha az yağış, daha yüksek sıcaklıklar ve daha fazla yangın anlamına geliyor.
Diğer yandan devasa Grönland bölgesinde küresel ısı yükselmesinden kaynaklı buz örtüsünün parçalanarak dünya genelindeki deniz seviyesini yedi metreden fazla yükseltmesi tehlikesi mevcut. Ayrıca bu parçalanma Kuzey Avrupa’yı makul ölçüde ılıman tutan ünlü Atlantik ılıman okyanus akıntısı sisteminin çökmesi ihtimalini de kapsıyor. Bunun gerçekleşmesi halinde Avrupa genelinde sıcaklıklar ve yağış seviyeleri ciddi oranda düşerken kıtada buzul bir dönemin başlama olasılığı var. Bunun, özellikle tarıma ne kadar zarar vereceği ve sonucunda zincirleme olarak ekonomik ve sosyal sorunların nereye kadar gideceği pekâlâ da öngörülebilir…
Sera gazlarının emisyonunun, diğer bir deyişle atmosfere bırakılmasının giderek artmasındaki en büyük neden dünyanın küresel anlamda son yıllarda elektrik üretimi için büyük çapta enerji harcaması. Son yılda yapılan yatırımların bir trilyon doları sera gazı salan fosil yakıta bağlı enerji yatırımları iken, iki trilyon doları da yenilebilir dediğimiz veya temiz enerji yatırımları oluşturuyor.
Elektrik ihtiyacını tetikleyen en önemli iki etken, elektrikli araba ile küresel ısınma ile birlikte artan klima ihtiyacı. ABD ve Japonya’da nüfusun yüzde 90’ı klima kullanırken bu oran dünyanın en sıcak ve kalabalık ülkelerinden olan Hindistan’da yüzde 20, Nijerya’da ise sadece yüzde 5. Ekonomik gelişme ve küresel ısınma devam ettikçe bu ülkelerin klima ve dolayısıyla elektrik ihtiyacı devasa oranlarda büyüyecek.
Küresel ısınmayı Paris Anlaşması kapsamında hedeflenen 1,5 derecelik artışta tutabilmek maalesef pek olası görülmüyor artık. Dünya hızla 3 derecelik bir artışa kaymakta. Bu rakamın küresel bazda çok ciddi kuraklık, susuzluk ve devasa orman yangınlarının habercisi olduğu konusunda tüm bilim insanları hemfikir durumda. Bunun dışında tarım alanlarının susuzluktan yok olacağını öngörmek de pek mümkün. BM tahminlerine göre 2050 yılına kadar dünyada tam 700 milyon kişi susuzluktan dolayı göç edecek.
Bütün bunları engelleyebilecek kararları almak için siyasi iradenin tüm dünyada gösterilmesi gerekirken, popülist liderler ve yönetimler bu noktada iş birliği yapmaktan kaçınıyorlar maalesef.
ABD’nin, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutarak küresel ısınmanın tehlikeli düzeylere ulaşmasını engellemeyi ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini azaltmayı amaçlayan uluslararası Paris Anlaşması’ndan bu sene ayrıldığını hatırlatmakta fayda var.
***
Türkiye’de özellikle İstanbul ve İzmir’de susuzluğu önlemenin en iyi yolu deniz suyundan içilebilir su üretmekte yatıyor. Deniz suyunun tuzunu ve diğer mineralleri alarak içilebilir hale getiren deniz suyunu arıtma, desalinasyon yatırımlarının, pahalı da olsa hayata geçirilmesi büyük oranda susuzluğa bir çözüm getirebilir.
Ancak bu yatımların, büyük enerji tüketimi gerektirdiği için yeşil enerji ile -rüzgâr veya güneş enerjileri- ile yapılmasında fayda var.
Ortadoğu’da birçok ülke için deniz suyundan evsel su elde etme yöntemi susuzluğa kaşı yegâne çözüm olmuş durumda.
Dünyadaki küresel ısınma krizini tek başına çözemeyeceğimiz için susuzlukla mücadelede kendi çözümlerimizi bir an önce bulmalıyız.
Susuzluk ciddi ciddi kapımızda.