Akraba ya da arkadaş

Avram VENTURA Köşe Yazısı
27 Ağustos 2025 Çarşamba

Geçenlerde bir tartışmanın içinde buldum kendimi. Konu şöyleydi: Bizim için akrabalar mı daha önemli olmalıdır, yoksa arkadaşlar mı?

Bana göre bu konunun tartışılacak pek bir yanı yok, ama doğal olarak herkes kendi deneyiminden yola çıkarak bir yorum yapabiliyor. İçimizden kimileri çıkar ilişkilerinden, kimileri aralarındaki yapısal özelliklerinden, kimileri de farklı beğenilerden kaynaklanan sorunlar nedeniyle akrabalarından yakınıyordu. Gerçi altını eşelesek benzer sorunların arkadaş ilişkileri için de geçerli olduğunu görebiliriz; ama bunlar arasında en önemli ayrım şu ki, akrabalarımızı seçme şansımız hiç yok. Onlarla ne denli birbirimizden uzak kalsak da kan bağı her zaman sürüyor. Oysaki arkadaşlığından hoşlanmadığımız birini, hiç düşünmeden, istediğimiz anda hayatımızdan çıkarabiliyoruz.

Sevdiğim bir Çin atasözünü paylaşmak istiyorum: “Su uzaktaysa yangını söndüremez. Yakındaki bir arkadaş, uzaktaki bir akrabadan daha iyidir.”

Bu söz bana şunu söylüyor: Kim daha yakınsa, benim için en önemli insan odur! Bu kişinin kim olduğu bir yana… İster aramızda bir kan bağı bulunsun, isterse sıradan bir arkadaşım olsun. Sevinçli anlarımı olduğu kadar, acılı zamanlarımı da paylaşacak bu insanlar, varlıklarıyla hayatıma bir anlam kattıkları oranda benim için önemli oluyorlar. Ayrıca yaşadığımız deneyimler gösteriyor ki, aramızda bir kan bağı olması, onları sevmek için yeterli gelmiyor. Sözümün bu noktasında bir parantez açarak, dostluk ilişkilerini bu tanımların tümüyle dışında bıraktığımı söylemek isterim. O ilişkiyi ne arkadaşlık ne de akrabalıkla kıyaslayabilirim.

Dostoyevski, akraba sevgisini hak edilmeden elde edildiği için ahlaka aykırı görür. Sevilmek için bu sevginin hak edilmesi gerektiğini söyler.

Çocukluğum, akraba ve arkadaş ilişkilerinin yoğun olduğu bir ortamda geçti. Bunu yalnız kendi yakın çevrem için söylemiyorum. Elli, altmış yıl öncesine değin belki sınırlı olanaklarımız, belki de teknolojik gelişmelerin uzağında olmamız nedeniyle, ilişkilerimiz daha sıcak ve daha çok paylaşıma açıktı. Giderek evlerin çok katlı apartmanlara dönüşmesi, çalışma koşullarının değişmesi, mesafelerin artması gibi nedenlerle, gözden olduğu kadar gönülden da uzaklaşmaya başladık. Birbirimizi görmeden, dokunmadan, yalnızca teknolojik aygıtlarla iletişim kurduk. Bu da kendimize en yakın bildiğimiz insanlarla bile uzun süreler ayrı düşmemizi sağladı.

Bir ortaokul öğretmenimi anımsıyorum. İki çocuğu da ülke dışında hayatlarını kurmuşlardı. Bir söyleşimizde, üzgün olduğunu belli etmeden, herkesin kendi hayatını yaşamak zorunda olduğunu söylemişti. Bir gün hastaneye düşsem, günübirlik olsun beni görmeye gelmek için zaman bulurlar mı bilmiyorum, diyordu. Bu konuşmamızın üstünden uzun yıllar geçti. Günümüzde, bu aile ilişkilerinde, birçoğumuzun çok da farklı bir durumda olmadığını görüyorum.

Bu yüzden akraba mı, arkadaş mı daha önemlidir diye tartışmak yerine, yakınımızda kim varsa, onun değerini bilelim diyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün