Kitap rafları, insanların her çeşit sınırın ötesinde nasıl bir araya geldiğini anlatan ilginç hikâyelerle doludur. Ahmet Midhat Efendi´nin, 19. yüzyılın sonlarına doğru Alman besteci Friedrich von Flotow´un Aleksandr Stradella Operası´nın librettosunu roman olarak uyarlamış olması bu ilginç hikâyelerden biri.
Laurent Mignon
Önceki yazımda günümüzde kutuplaşmanın adeta olağanlaştığı bir çağda edebiyatın, insanların buluşabildiği ve söyleşebildiği son alanlardan biri hâline geldiğini yazmıştım. Kitap rafları, insanların her çeşit sınırın ötesinde nasıl bir araya geldiğini anlatan ilginç hikâyelerle doludur. Ahmet Midhat Efendi'nin, 19. yüzyılın sonlarına doğru Alman besteci Friedrich von Flotow'un Aleksandr Stradella Operası’nın librettosunu roman olarak uyarlamış olması bu ilginç hikâyelerden biri.
Hikâyenin ilginç bulduğum tarafı, Ahmet Midhat’ın beğendiği bir Alman operasının konusunu romana dönüştürmüş olması değildir. Tabii, o da dikkate değer bir gelişme ama çok dilli bir olay olan Osmanlı romanının oluşum yıllarında sahneden romana yapılan bu tür uyarlamalar nadir olsa da yok değildi. Mesela Ladino edebiyatının sevdalıları mutlaka Eliya Karmona’nın, anılarında, romansolarının bazılarını Mardiros Minakyan'ın sahnesinde izlediği oyunlardan esinlenerek yazdığını bilirler.
Asıl ilginç olan Aleksandr Stradella vasıtasıyla Friedrich von Flotow’la Ahmet Midhat’ın bir araya gelmeleri. Ahmet Midhat’ın aksine Flotow günümüzde biraz unutulmuştur. Opera sahneleri ve konser salonlarında pek rağbet görmüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Flotow ismini başka bir yerden tanıyordum. Richard Wagner’in rezil Das Judentum in der Musik (Müzikte Yahudilik) adlı eserinde Flotow’dan ‘Yahudi ruhu’ndan etkilenen bestecilerden diye bahsettiğini hafızamın bir yerinde kaydetmiştim. Ama teyit ederken, bunun yanlış bir bilgi olduğunu fark ettim. Wagner, bu kitabında aslında Yahudi olmayan Flotow'dan söz etmiyordu. Ondan söz eden Wagner'e bu denemeyi yazması için ilham veren kompozitör ve eleştirmen Theodor Uhlig idi. 23 Temmuz 1850 tarihli Neue Zeitschrift für Musik (Müzik İçin Yeni Dergi) adlı dergide çıkan ‘Zeitgemässige Betrachtungen /Güncel Düşünceler’ başlıklı makalesinde, Uhlig ağır bir şekilde Mendelssohn ve Meyebeer’e saldırıyordu ve de sözde “İbrani sanat zevki”ni yaşatan Flotow’u eleştiriyordu1.
Bu tarz yazılarla Avrupa’nın entelektüel ve kültür tarihinin asla unutulmaması gereken karanlık sayfalarında bulunuyoruz. Avrupa tarihi bize ne deha ne zekâ ne de yeteneğin antisemit nefreti engelleyemediğini çok sık göstermiştir. Alman besteci Richard Wagner elbette bu konuda çok iyi bilinen bir örnektir. Buna Fransız romancı Louis-Ferdinand Céline ve Rus yazar Fyodor Dostoyevski gibi pek çok isim daha eklenebilir. Liste ne yazık ki uzun.
Onun için hem Flotow’un hem de Ahmet Midhat’ın Aleksandr Stradella’larının özel bir önemi var. Karanlıkta bile ışığın saçılabildiğini bize hatırlatıyor. Osmanlı entelektüel hayatının en olağanüstü şahsiyetlerinden Ahmet Midhat Efendi romanına yazdığı birkaç satırlık önsözde okuyucusuna, eserini Flotow'un operasından esinlenerek yazdığını, daha doğrusu ondan alıntıladığını bildirir: “Bu hikâyeyi Flotow nam üstadın Stradella serlevhasıyla tertip etmiş olduğu meşhur operasından biliktibas yazıyoruz ki havi olduğu vakayı on altıncı asr-ı miladiye yani bundan üç asır mukaddeme ait vekayidendir”2. Ancak romancının burada yazdıkları sadece kısmen doğrudur. Ahmet Midhat'ın romanının temelini oluşturan librettonun metni, operayı besteleyen Flotow tarafından değil, onun daha ünlü operası Martha'nın metninin de yazarı olan Friedrich Wilhelm Riese tarafından yazılmıştı. Ayrıca Ahmet Midhat'ın Almanca librettoyu okumuş olması pek olası değildir. Alexander Stradella operası, Avrupa'nın her yerinde büyük bir başarı elde etmişti ve Ahmet Midhat'ın Belçikalı yazar Gustave Oppelt tarafından Fransızcaya çevrilmiş halini okumuş olması daha olasıdır.
Tartışmamız bağlamında bu aslında çok önemli bir detay değil. Çünkü önemli olan, romanın anlamlı bir mesajı içermesi: Tehlike, ihanet ve zorluklar karşısında bile sanat dünyayı güzelleştirebilir, belki de onu iyileştirebilir. Bazı okuyucular Ahmet Midhat’ın romanını okumak isteyebilir diye, olay örgüsünden çok fazla ipucu vermek istemiyorum. Osmanlı yazarının okuduğu libretto, müziğin yanı sıra kadınlara da büyük bir tutku besleyen, üretken İtalyan Barok dönemi bestecisi Alessandro Stradella’nın hayatından esinlenerek yazılmıştır. Stradella'nın şöhreti, çapkınlığı yüzünden zedeleniyor. Hem bu özelliği hem de büyük yeteneğinin yol açtığı kıskançlık, onun sadece dostlara sahip olmamasına neden oluyor. Yine de en zor durumda bile onu kurtaran, sanatının güzelliğidir: Onu öldüremeyen bir haydut, “Böyle boğazında binlerce bülbül besliyormuşçasına nagamatıyla [ezgilerle] bütün insanların kalplerini rikkate getiren bir üstad-ı kamile kıymak reva mıdır?” diye merak ediyor3. Ama sanat sadece Stradella’yı kurtarmıyor. Onu katledecek kişiyi katil olmaktan da kurtarıyor. Ve bu cinayetin sonuçları ile yaşayacak olan toplumu da.
Her romanında, öyküsünde veya oyununda olduğu gibi, Ahmet Midhat, eğlendirerek eğitmek ister. Bu romanda bana öyle geliyor ki Ahmet Midhat, umudun çok az olduğu bir dünyada, sanatın dünyayı onarabileceğini anlatıyor. Başka sözlerle ifade edersek, bu edebiyat yoluyla başka türden bir tikkun olam.
1 T. U. [Theodor Uhlig], “Zeitgemäße Betrachtungen: VI. Außerordentliches”, Neue Zeitschrift für Musik 33/7 (23 Temmuz 1850): 29-33.
2 Ahmet Midhat, Aleksandr Stradella, İstanbul 1889/1890 [1307], 2.
3 A.g.y., 41.