Rakel Haleva: “O, öğrenciliği hiç bırakmayan bir öğretmendi”

Hahambaşı Rav Haleva´nın torunlarıyla röportaj dizimize Rakel Haleva ile devam ediyoruz. Rakel 25 yaşında, fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümünden mezun bir genç. Bir spor kliniğinde meslek hayatını sürdürmekte.

Zaman Makinesi
5 Ocak 2026 Pazartesi

 Liza Cemel & Eli Erdem Demiröz

Çocukluğunuzda ‘Hahambaşı’ değil, yalnızca ‘dede’ olarak hatırladığınız en sıcak anı hangisidir?

Her yazımızı torunlar olarak Burgazada’da dedemin yanında geçirirdik. Birlikte vakit geçirmenin, kuş sesleriyle uyanmanın tadını çıkarırdık. Bütün yaz dedemle birlikte kaldığımız için o zamanlar benim için en çok “dede” olarak hatırladığım anılar o günlerdi. Sayısız anı içinden söylemek istediğim ise yemek sofralarıdır. Her sabah uyanıp kahvaltıda çayımıza atmak için nane toplardık. Akşam yemeklerinde hepimizi sofraya toplamak için planlar yapardı ve sofralarımız bol gülmeli, bol sohbetli geçerdi. Sebzelerimi yemem için ya gizlice yemeğime saklardı ya da benimle iddiaya girerdi.

Onu ilk kez kamuya açık bir törende izlediğinizde içinizden neler geçiyordu?

İki yaşındayken dedem hahambaşı seçilmişti. O yüzden kendimi bildim bileli hep bu görevdeydi. Onu her sahnede gördüğümde içimde bir heyecan olurdu. Ne yapacağını, ne hikayeler anlatacağını dikkatlice dinlerdim.

2002’de hahambaşı seçilmesi aile içindeki dinamiği nasıl değiştirdi?

Tabii ki dedemin görevi bütün aileye bir sorumluluk yükledi. Hepimiz ona, onun görevine yakışan şekilde davranmaya dikkat ettik.

2003 İstanbul sinagog saldırıları sonrasında ailece yaşadığınız en unutulmaz dayanışma anı neydi? 

Aile olarak bizim için çok korku dolu bir gündü. Dedem, amcam, babam ve annem oradaydı. Her sene saldırı gününde birbirimizi arayıp “ikinci doğum günlerini” kutlar, hayatta oldukları için bir kez daha şükrederiz.

Dedenizin en çok üzerinde durduğu mitsva sizce hangisiydi ve neden?

Anneye babaya saygı mitsvası. Buna sürekli vurgu yapar, bize öğütler verirdi.

Ladino’yu koruma konusunda özel bir hassasiyeti var mıydı? Aile içi sohbetlerde Ladino kullanmanız teşvik edilir miydi?

Dedem okumayı ve öğrenmeyi çok seven ve bunu hayat felsefesi hâline getirmiş biriydi. Evde bana İspanyolca bir şey söylediğinde hep “Dede, ben Ladino bilmiyorum” derdim. Her seferinde nasıl bilmediğime şaşırırdı; çünkü kendisi ve ailem Ladino’yu biz büyürken çok kullanırdı. O yüzden öğrenmemiz için bize Ladino konuşmayı bırakmazdı. Bizden bir - iki kelime duyduğunda takdirlerini esirgemezdi.

Zor zamanlarda (örneğin toplumda artan antisemitizm atmosferinde) size verdiği en güçlü moral cümlesi neydi?

Bize her zaman geçmişi hatırlatırdı: tarihimizde birçok zorlu zamanlardan geçtik, sayısız kez yok edilmenin eşiğine geldik fakat kurtulduğumuzu vurgulardı.

Vefatından sonra toplumun taziye mesajları size ne hissettirdi? Özellikle size dokunan bir anma anı oldu mu?

Görevinden ve mevkiinden dolayı cenazeye birçok kişi katıldı; bir o kadar da güzel mesaj aldık. Herkes onunla ilgili anılarını bizimle paylaştı. Gerçekten, yaş fark etmeksizin 7’den 70’e herkesin dedemle ilgili bir anısı veya güzel bir sözü vardı. Bu anıların bizimle paylaşılması bizi derinden etkiledi.

Onun vizyonunu gelecek kuşaklara aktarmak adına eğitim, kültür veya sosyal sorumluluk alanlarında nasıl adımlar planlıyorsunuz?

Şu an yoğunlaştığımız proje, haftanın peraşa videoları. Kendisi her hafta bu videoları severek çekerdi, kaldasında haftanın peraşasından bahsederdi. Cumartesi kal sonrası bize peraşa hakkında farklı bilgiler verirdi. Biz de onun anısına topluma bu öğretileri devam ettirmek için videoları çekme görevini üstlendik. Önce ailesi olarak, sonra da toplumdan katılmak isteyenlerle her hafta video paylaşımı yapıyoruz. Instagram ve Facebook üzerinden takip edebilirsiniz.

Kitapların tüm gelirinin, Türkiye Hahambaşılığı bünyesinde oluşturulan Rav İsak Haleva Fonu’na aktarılacağı ve toplumun eğitim ihtiyaçları için kullanılacağı vurgulanmıştı. Bu, onun öğretilerini düşündüğümüzde nasıl bir mesaj veriyor?

Dedem sanırım öğrenciliği hiç bırakmadı. Dedemin evinde her koltuğun, her masanın yanında; odasında, salonunda mutlaka bir kitap vardı. Palto ceplerinde küçük cep kitapları, arabada vakit geçirmek için bıraktığı kitaplar bulunurdu. Her konuda bir kitabı, her dilde bir sözlüğü vardı. Yıllarca severek öğretmenlik yaptı, hatta annemin bile öğretmeniydi. Eğitim onun için en önemli değerlerden biriydi. Onun sayesinde birilerinin okumasına yardımcı olmak, eminim ki onu çok mutlu ederdi.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün