Aralık ayına geldik bile. Bir yılı daha geride bırakmak üzereyken, birçok kişinin yeni yıl hedeflerini paylaştığını duymaya başlamış olabilirsiniz: “Bu sene düzenli spor yapacağım; yaza kadar on kilo vereceğim; tatlıyı ve şekeri artık hayatımdan çıkaracağım; akşamları 7´den sonra yemek yemeyeceğim” vesaire vesaire.
Melis Doğlu
Peki, neden bu hedefler çoğunlukla aralık ve ocak ayında heyecan ve heves yaratır da, şubat-mart itibariyle bir kağıt parçasında unutulmuş bir nottan öteye gidemez? Hiç düşündünüz mü?
Her yıl neden ocak ayında spor salonları dolar da şubat ayında yarısı boşalır, insanlar iki ay diyet yapar ve üçüncü ayda “bıktım” deyip verdikleri kiloları geri alır? Cevap çok basit: Hedef belirlerken altındaki motivasyon en önemli etken.
Motivasyon dış faktörlere bağlı olduğunda, örneğin:
gibi nedenlerle yola çıktığımızda, o hedefe ulaşmak için attığımız adımlar eninde sonunda sürekliliğini kaybeder.
Ama motivasyon kendi içimizden geldiğinde, o hedeflere ulaşmak için attığımız adımlar çok daha tutarlı ve kalıcı olur. Değerlerimizle uyumlu, bizi harekete geçiren bir hedef, çıktığımız yolculukta bize pusula olur ve ne olursa olsun vazgeçmeyiz.
Kısacası püf nokta şu: Bizi harekete geçirecek “asıl nedeni” bulmak.
Hedeflerime ulaşırken beni motive tutacak “amacı” nasıl bulabilirim?
Bunu önde gelen Amerikalı sosyolog ve gerontolog Karl Pillemer’in sözleriyle anlatalım. Cornell Üniversitesi’nde görev yapan, yaşlanma üzerine araştırmalarıyla tanınan Pillemer, sağlıkla ilgili sohbet ettiği gençlerin çoğunlukla şöyle dediğini aktarıyor:
“Bana ne, sigara içmeyi seviyorum, ‘junk food’ yemeyi seviyorum, spor yapmayı sevmiyorum ve ne kadar uzun yaşayacağım umurumda bile değil. Bunlar yüzünden 78 yerine 69 yaşında öleceksem, öyle olsun!”
Fakat Pillemer diyor ki, yaşını almış kişilerin bildiği ve genç insanların çoğunun bilmediği bir gerçek var:
“69 yaşında pat diye ölmeyeceksiniz. Tıp sizi oldukça sıkıntılı bir kronik hastalık halinde 10-20 yıl daha yaşatacak. Asıl endişeniz ölmek değil; asıl endişeniz kronik hastalık.”
Araştırmalar net bir şekilde gösteriyor ki, 30, 40 ve 50’li yaşlarda yaptıklarınız, ileriki yıllarda yaşayacaklarınızı önemli ölçüde etkiliyor. Orta yaşlardaki kalp sağlığını destekleyici ve kronik hastalık önleyici yaşam tarzı değişiklikleri kritik önem taşıyor.
Pillemer, yaşlıların bize aktarmak istediği mesajı şöyle özetliyor:
“Ne zaman kendinizi ‘bu sağlıklı alışkanlık umurumda değil, uzun yaşamayı önemsemiyorum’ derken bulursanız, kendinize hatırlatın: Derdiniz ne kadar yaşadığınız değil. Sağlıksız yaşayıp pat diye ölmek yerine, kronik hastalıkla 10-20 yıl uğraşmak zorunda kalacaksınız. İşte sizin motivasyonunuz bu olmalı: Yaşamınızın son 10-20 yılını kronik hastalıkla geçirmemek için elinizden geleni yapmak.”
Bu arada, bunları okurken “50 yaş üzerindeyim, iş işten geçti” dediyseniz, çok yanılıyorsunuz. Bedeniniz dünyada eşi olmayan bir biocomputer. Ona minicik bir şans verdiğinizde, kendini tamir edip yenilemek için hazırda bekliyor.
Kanıt mı? 70 yaşında hayatında ilk defa ağırlık kaldırmaya başlamış Joan McDonald. 70 yaşında bel ağrılarından sıkılıp kendini spor kulübüne atan Joan, şu an 79 yaşında ve 40’larında göründüğünden daha fit ve kuvvetli. Hatta spor ve beslenme programları içeren bir uygulama yaratmış ve arı gibi çalışan bir iş kadını aynı zamanda. Hayatınızın dümenini elinize almak için hiçbir zaman geç değil. Yeter ki siz kararınızı verin.
Hedeflerinizi belirlerken altında yatan iç motivasyonunuzu da belirleyin
Bu bakış açısıyla yeni yıl hedeflerinizi belirlerken, Pillemer’in söylediklerini aklınızda bulundurun ve hedeflerinizin altındaki iç motivasyonunuzu keşfedin.
Örneğin:
Bunları okuduğunuzda içinizde oluşan duyguyu, az önce bahsettiğim “Baharda davetli olduğum düğüne giyeceğim kıyafete sığmak istiyorum” tarzı dış motivasyonlarla karşılaştırın. Hangisi daha ateşli? Hangisi daha güçlü bir itici güç?
Sağlık sadece kilo veya görünüm değil

Yeni yıl hedeflerinizi belirlerken hatırlamanız gereken bir diğer önemli nokta: Sağlıklı olmanın yalnızca kilo veya görünümle ilgili olduğuna dair medyanın yarattığı yanılgı.
Oysa gerçek çok daha zengin:
* Spor yaptığınızda güçlendirdiğiniz kaslar, metabolizmanızı dengeler, bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirir, hastalıklardan daha çabuk toparlanmanıza ve farmakolojik müdahalelere daha az ihtiyaç duymanıza yardımcı olur.
* Lifli ve doğal gıdalar tüketmek, bağırsak sağlığınızı destekler; sağlıklı bağırsaklar da bağışıklık sisteminizi ve duygusal-zihinsel sağlığınızı kuvvetlendirir.
* Spor, kaliteli uyku ve doğru beslenme ile hücrelerinizdeki inflamasyonu azaltmak, beyin sağlığınızı, enerjinizi ve tüm sistemlerinizi optimize eder, kronik hastalık riskini ciddi şekilde düşürür.
Sağlığı bu açılardan ele aldığınızda ve yalnızca yeni yıl hedeflerinizi değil, hayattaki tüm seçimlerinizin altındaki derin amacı anladığınızda, hedefler gerçek anlam kazanır.
Belirlediğiniz hedefler artık sadece bir “yeni yılda yenilenme kararı” değil, hayatınızı istediğiniz şekilde yaşamanıza izin veren bedeninize hakettiği özeni göstermenin kutsal bir yolu olur.
Ocak ayı geldiğinde yoldan çıkarsanız?
Az önce her yıl çoğu spor salonu ocak ayında “New Year Resolution” modasıyla dolup taşarken, şubat ayında yarısı birden boşalıyor demiştik.
Nedeni şu: İnsanlar, bir iki kez yoldan çıkınca hayal kırıklığına uğrayıp ‘utanç’ ve ‘başarısızlık’ duygusuna teslim oluyor.
Ama gerçeğin başarısızlıkla uzaktan yakından ilgisi yok. Maalesef kültürümüz, başarıyı yanlış öğretiyor: Başarı mükemmel olmak değil, tutarlı olmak.
Kısacası, yoldan çıkmak yolun sonu değil, yolun bir parçası. Rutinden sapmak, sizin yeteneksiz olduğunuzu göstermez; insan olduğunuzu hatırlatır. Gerçek başarı, nazikçe bir U dönüşü yapıp yolunuza geri dönebilmek ve bu süreçte kendinize şefkatli davranabilmek.
Çünkü asıl unutulan konu şu: “Kendinizi sabote etmenin en iyi yolu kendinizi suçlamak.” Düşünün bakalım, bağırıp çağırdığınız, acımasız davrandığınız bir çocuk hiç sizinle işbirliği yapar mı? İşte bedeniniz de aynı o küçük çocuk gibi. Siz ona şefkatle yaklaştıkça, o da sizinle elele verip hedeflerinize doğru size eşlik edecek.
2026’dan önce son söz
2026’da yoldan çıktığınızda (çıkarsanız demiyorum, çıktığınızda diyorum; çünkü herkesin başına geliyor), kendinize şefkat göstermeyi unutmayın. O anlarda, kendinize ‘Neden yine bunu yaptım!?’ demek yerine şunları sorun:
Her istek, her atıştırma, her yoldan çıkma, bedeninizin sizinle konuşma şekli. Aldığınız her mesaj bir bilgi, iyi ya da kötü değil, sadece nötr bir veri…
Alışkanlıklar, ancak iyi, sizi bütün benliğinizi besleyici ve anlamlı olduklarında sürdürülebilir olur.
Destek, özşefkat, neşe ve küçük kazanımları kutlamak ise, alışkanlıklarınızı kalıcı kılar.
Hedefleriniz iç motivasyona bağlı ve sizin yaklaşımınız nazik olduğunda, her şey sadece bir Ocak projesi olmaktan çıkar ve siz farkında olmadan hayat boyu süren bir iyi olma yolculuğuna başlarsınız.
2026 yılı için koyduğunuz hedeflere giden yolculuğunuzda iyi yolculuklar! Bu arada, yoldan saptığınızda kendinize şefkat göstererek nazik bir U dönüşü yapmanız için bu yazıyı saklamayı unutmayın!