Merhabalar. Karşınıza yine bir problemle geliyorum, farkındayım. Fakat konu Fenerbahçe olunca problem bitmiyor, sıkıntı tükenmiyor... Haziran ayında başkan seçilen Aziz Yıldırım ve yönetimi “kesin şampiyonluk” parolasıyla çıktığı serüvende henüz kasıma girmeden lider Galatasaray’dan dokuz puan fark yedi. Fenerbahçe beş sene sonra ilk defa kasım ayını görmeden havlu attı diyebiliriz. Eğer futbol perileri Fenerbahçe’ye bir mucize yaratmazsa -ki yaratamaz- Fenerbahçe şampiyonluk hasretini 14 yıla çıkartmış olacak.
Peki Fenerbahçe ne yapmalı? Öncelikle şunu söylemeliyim, ben çözümü kendimce düşünüyorum ve düşündüğümü yazıyorum. Fakat 32 yıldır taraftarı olduğum kulübü de az çok tanıdığımı düşünüyorum. Buyurun başlayalım:
Öncelikle Fenerbahçe’nin birtakım şeyleri kabullenmesi gerekiyor. Kabullenecek ve kafasını kaldıracak. Nedir bu kabullenmesi gereken şeyler? Öncelikle Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin her anlamda önüne geçtiğini kabul etmesi gerekiyor Fenerbahçe’nin. Bu büyüklükle alakalı bir şey kesinlikle değil, bu kabulleniş Fenerbahçe’nin asırlık çınarlığından hiçbir şey götürmeyecektir. Aksine, büyüklüğünün göstergesi olacaktır. Galatasaray hem sahada hem yönetimde hem saha kenarında Fenerbahçe’nin çok üstünde; bunun kabullenilmesi gerekiyor. Bir yaz mevsiminde Galatasaray’a denk takım kurmak için mesai harcanmasından öte Fenerbahçe’nin akıllı yatırımlar yapması gerekiyor. Bana kalırsa bu kabullenme Fenerbahçe’yi çok rahatlatacaktır.
Kabullenişten sonra, Fenerbahçe’nin geçmişiyle yaşamayı bırakması gerekiyor. Fenerbahçe’nin büyüklüğünü taşıyan şanlı, pür-u pak mazisinden vazgeçmesi gerekiyor demiyorum. Tam tersine, geçmişini bilecek, bununla gurur duyacak fakat duygusal olarak geçmişe bağlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Hala 6-0’la övünmek veya Sigma Olomuc’tan fark yedikten sonra Galatasaray’ı yendiğini anlatmaktan geri durmasın fakat bununla yaşamasın. Umarım anlatabilmişimdir demek istediğimi. Fenerbahçe’nin mazisi eşsiz fakat şu anda bu geçmişe bağlılık Fenerbahçe’ye bir pranga oluyor. Kendimizi avutuyoruz. Avutmayalım, bir sonraki adıma geçelim... 3 Temmuz 2011’de yapılan hainliklerle mahkeme salonunda savaşalım fakat sahaya getirdiğimiz zaman o topu oynayan futbolcunun da aklı oraya gidiyor.
Üçüncü ve son olarak yeni gelecek olan yönetim, her kimse – Ali, Veli, Ahmet, Mehmet hiç fark etmez- Fenerbahçe taraftarına alelacele bir şampiyonluk vaat etmemesi gerekiyor. Belki de ilk iki yıl hiç şampiyonluk vaat etmemeli. “Bir sistem oturtacağız, şampiyonluk beklemeyin” denmeli. Tekrar söylüyorum bu Fenerbahçe’nin büyüklüğünü azaltmaz, Fenerbahçe’ye hiçbir şey olmaz, merak etmeyin. Çok kuvvetli. Şampiyonluk sözü verilmemesi oyuncularda da biraz rahatlama yaratmasına ek olarak taraftarı katbekat rahatlatacaktır. Belki tepki alırsınız fakat Kadıköy’deki anlamlı ve anlamsız her türlü protestoyu bitirirsiniz, oyuncuların ayağı birbirine dolanmaz, o goller kaçmaz, o son dakika baskılarında gol yenmez. Kafalar rahatlar. Fenerbahçe’ye rahatlık lazım, şöyle bir kafa rahatlığı. Fenerbahçe rahatken daha iyi oynar, Fenerbahçe neşe sever. Bu hep böyledir.
Umarım bu üç maddenin en az biri yapılmış olur veya yapılacaktır. Pek bir ümidim yok. Zira Fenerbahçe’de hala kişisel çıkarlar ön planda. Acun’un locası, Kante’nin maaşı gibi... Fenerbahçe’nin en büyük eksiği dışarıya karşı da parçalanması. Bu nasıl düzelir? Gerçekten bilmiyorum. Belki de geçmişten koparken bu isimlerden de kopması gerekiyordur, ne dersiniz?
Camia evlatları, camia neferlerine gerek görmüyorum, Fenerbahçe’yi sessiz emekçiler, sessiz taraftarlar da kurtarabilir, günün sonunda da öyle olacaktır. Tek meziyeti çok iyi bir Fenerbahçeli olmasından öte gidemeyen teknik direktörlerden, başkanlardan hiçbir farkımız yok zira, bizler de çok iyi Fenerbahçeliyiz. O zaman? Hepimiz aynıyız...
Yaşa Fenerbahçe!