Herkese şana tova, iyi seneler. Roş Aşana Bayramı’nın sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle başlayalım... Bildiğiniz gibi Şampiyonlar Ligi’nin birinci haftasını geride bıraktık. 18 sene sonra Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nde ilk defa boy gösterirken, ülke bazında iki takımla temsil edilmeyeli ise 19 sene olmuştu. Buraya ufak bir parantez açalım, Fenerbahçe 2014-2015’te Şampiyonlar Ligi’nde olmayı hak etmiş fakat ülkemizde paralel devletin kurmuş olduğu kumpastan ötürü gidememişti; parantezi kapattık.
Doğrusunu söylemek gerekirse gerçekten iki takımla Avrupa’nın en üst düzey liginde temsil edilmek çok hoş; iki takımlı temsil Türkiye’ye yakıştı gerçekten!
Türkiye adına Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maç Galatasaray’ındı. Galatasaray’ın Sporting Lizbon’a 3-1 mağlup olmasından sonra Okan Buruk’a gelen tepkiler elbette oldu ve olması doğaldı. Zira, Okan Hoca ilk 25 dakika yaptığı, başarılı da olduğu baskı oyununu 90 dakikaya yaymak istedi, fakat başarılı olamadı. Okan Hoca’nın bence en büyük yanılgısı bu oyunun 90 dakika boyunca Avrupa’nın kalburüstü takımlara karşı oynamanın zor olduğu. Takım yapısı en çok önde baskı oyununa uygun fakat ayağı biraz pas yapabilen takıma karşı bu oyun çok yıpratıcı olabiliyor. Bir şekilde maç bitti, Okan Hoca yukarda da yazdığım gibi çok eleştiri aldı fakat bu eleştirilerin herhangi birinde bir hakaret, bir küfür veya bir hor görme var mıydı? İşte başlığımı destekleyeceğim yer de tam bu nokta olacak. Okan Hoca sert de olsa eleştirildi, haklıdır haksızdır orası tartışılır.
Gelelim Fenerbahçe’ye. İsmail Kartal maçtan bir gün önce çıktığı basın toplantısından tutun da, ondan önceki gün yapılan medya günü çekimlerine kadar, son beş yıldır yapılan iğrenç benzetmelere tutun da, Roma maçında -kendi evinde, kendi taraftarının önünde- kendisine su şişesi atılana kadar binlerce kez, iğrenç şekilde eleştirildi. Bakın, ben de eleştirdim, yeri geldi sosyal medyada yazdım, fakat hiçbiri İsmail Hoca’nın dış görünümü, hayat tarzı veya diksiyonu ile ilgili değildi. O bizi ilgilendirmediği gibi futbol hayatına da yansıyacak bir şey değil, olmayacaktır. Fakat iğrenç bir Fenerbahçe topluluğu var ki sosyal medyada, ne siz anlarsınız ne ben anlatabilirim. Hoca medya gününe neden polo yaka giymiş de, basın toplantısına neden takım elbise giymiş. Hoca Gasperini’ye “Kasperino” demiş, Hoca çapsızmış. Futbolcuyla antrenmanda on saniye geçirmemiş insanlar, Hoca’ya “Asensio nasıl oynamaz, çapsız bu hoca” diyor. Ve ne yazık ki buna ben de dahilim. Statta gaza gelip Asensio diye bağırdım, Hoca “Asensio sakat” dediğinde inanmadım. Gelin görün ki Asensio neredeyse üç haftadır maç kadrosuna alınamıyor. Demek ki, sevmesek de, güvenmesek de bir bildiği varmış bu hocaların.
İsmail Hoca’yı diksiyonuyla vurduk, kıyafetiyle vurduk, dış giyimiyle vurduk, özel hayatıyla, ailesiyle vurduk, bir tek fiziki vurmadığımız kalmıştı. Sağ olsun bu iğrenç kitle stadyumda, Fenerbahçe’nin öz krizini yaratmaya devam etti ve su şisesiyle vurmaya çalıştı İsmail Hoca’yı. Akabinde de, Başkan Aziz Yıldırım’ın demecine göre, İsmail Hoca dayanamadı ve istifasını verdi. Üstelik fark yer dediği Roma’ya karşı galibiyeti kaçırdıktan sonra verdi bu istifayı. Hoca ne Gasperini’ye Kasperino dediği için ezildi sahada, ne de maraba dediğiniz, kaloriferci (kaloriferci hakaret mi ki o da ayrı soru işareti) dediğiniz hocanız Roma’dan fark yedi. Tam tersi, İsmail Hoca Gasperini’ye ilmek ilmek çalışmış, boşlukları ve geçiş oyununu dikte etmiş takıma.
İşin kötüsü de, yukarda ‘iğrenç’ diye nitelendirdiğim bu taraftar kitlesi, İsmail Hoca istifasını verdikten sonra Twitter’da Hoca’yı savunan paylaşımlar yaptı. Hiç utanmadan, hiç hakaret etmemişçesine, hiçbir küfür etmemişçesine... Düşmanı yapıda, kapıda, sapında sapanında aramaya gerek yok ki. Düşman tam içimizde, düşman biziz, hepimiziz. Fenerbahçe’ye özgü krizler yaratıyoruz. Bunu rakipler değil, biz yapıyoruz, sen yapıyorsun, ben yapıyorum, biz, siz hepiniz... Şampiyonluk Fenerbahçe rakiplerinden dört puan geride olduğu için veya derbi kaybettiği için değil, kendi hocasına çapsız deyip hakaret edildiği için gidiyor ve daha geçmişte de gitti.
Sonda da yazıyorum, göreceksiniz. Fenerbahçe, Gaziantep ve Eyüpspor maçlarını kazanacak, şampiyon havasına girilecek. İki maçla şampiyon olunmuyor, ayaklar yere basınca şampiyon olunuyor. Hiçbir şey bitmedi, eylülde de hiçbir şey başlamaz.
Öz krizleri yaratan öz düşmanlara duyurulur, siz oldukça Fenerbahçe başarılı olamaz.