Büyüyen eşitsizlik - küçülen demokrasi

İvo MOLİNAS Köşe Yazısı
28 Ekim 2026 Çarşamba

“II. Dünya Savaşı ile başlayan ve 1970’lere kadar devam eden dönemde kapitalizm gelir eşitsizliği yaratma noktasında tarihinin en iyi durumundaydı. Savaşın yok ettiği sermaye, olağanüstü vergiler, millileştirmeler ve güçlü sendikacılık gelir eşitsizliğini rahatsız etmeyecek boyutlarda tutmuştu. Lakin 70’lerden itibaren gelir eşitsizliği baş göstermiş ve bu durum, artan bir hızla bugünkü endişe verici duruma yol açmış durumda.

Önlem alınmadığı takdirde bireysel sermaye artışı ulusal gelir artışından daha yüksek olmaya devam edecek, makas daha da açılacak, zenginler daha varlıklı, yoksullar daha fakir olacak. Sonunda ne olacağı da belli, tarihe bakarsak…”

Bu satırlar, bu köşede 14 Mayıs 2014’te, ‘Varlık Vergisi’ başlığıyla yazılan başyazıdan alınan bir bölümün sözlerini içeriyor.

Bu yazı, o dönemde çıkan ve dünyada çok ses getiren, ünlü Fransız ekonomist/düşünür Thomas Piketty’nin, ‘21. Yüzyılda Kapital / Le Capital au XXIe Siècle’ adlı eserinin üzerine kaleme alınmıştı.

Piketty, birçok sosyolojik ve ekonomik analizlerine yer verdiği 700 sayfalık eserinde özetle, kapitalizmin doğasında bulunan sıkıntıların bugün için gelir eşitsizliği olarak toplumları kemirmeye başladığını iddia etmiş ve önlem alınmadığı takdirde 2050 yılına kadar olan süreçte kapitalizmin toplumların barışına büyük darbe vuracağını ve son tahlilde büyük sosyal patlamaların yaşanacağını savlamıştı.

***

Bugün başta Fransa olmak üzere gelişmiş Batı ülkelerinde özellikle gençlerin sokaklardaki sert protesto gösterilerinin altında yatan temel neden, Piketty’nin yıllar önce gördüklerinin ve söylediklerinin gerçekleşmesinden başka bir şey değil.

Bu protesto gösterileri; neoliberal politikaların, doğası gereği zengini daha zengin, fakiri de daha fakir yaptığı bir ekonomik sistemde, geleceklerinden umudunu kesmiş ve ebeveynlerinin göreceli refahlarına dahi hiçbir zaman yetişemeyeceğine inanan gençlerin liberal demokrasinin doğasına uygun hak aramalarıdır.

Ama ne yazık ki, kimi popülist solcu siyasilerin kışkırtmaları ile protestoların kimi yerlerde yağmaya, yakmaya ve vandalizme dönüşmesi kapıda bekleyen aşırı sağın elini daha da büyütmüştür.  

Vandalizm, gelecekten umudunu yitirmiş gençler ile hayat pahalılığında dezavantajlı duruma geçmiş geniş orta sınıfların, ayakları yere basan kitlesel protestolarının ayağına kurşun sıkmış durumda. Bundan faydalanan aşırı sağ bir taşla iki kuş vurmuş durumdadır artık. Aşırı sağ, dünyanın her yerinde neoliberalizmin itibarını ve parasını kaybettirdiği geniş kesimleri yakalamakla kalmamış, Fransa gibi ülkelerde protestolarda görülen yıkıcılıktan korkan merkezdeki sistem dostu insanları da mıknatıs gibi kendine çekmiş durumda.

***

Thomas Piketty’nin vizyonuna geri dönersek, onun Le Monde’da çıkan son yazısına göz atmak gerekli.

Neoliberalizmin veya eskinin deyimiyle vahşi kapitalizmin gelir dağılımında muazzam bir eşitsizlik yaratacağını zaten 12 sene önce haykıran Piketty şöyle diyor son yazısında:

“Fransa’da kamu borcu, 1970’te GSYİH’nin %20’si iken bugün %120’ye vardı. Ancak aynı dönemde kişisel servetler çok daha fazla artarak GSYİH’nin %300’ünden %600’üne çıktı ve en büyük finansal servetler bağlamında aşırı bir yoğunlaşma gerçekleşti. Bu arada, GSYİH’nin kendisi de hiç bu kadar yüksek olmamıştı.

Bir başka bir deyişle, Fransa kamu ve bireyselin toplamında hiç bu kadar zengin olmamıştı. Dolayısıyla çözmemiz gereken sorun bir bölüşüm meselesidir.”

Neoliberal ekonomi sistemine göre, ulusların refahı, zeki ve akıllı yenilikçilerden ve öncülerden oluşan son derece küçük bir azınlığa bağlıdır. Geri kalanlar ise zenginliklerin kendilerine yukardan damlamasını sabırla beklemelidirler. Ancak bunun bir hayal olduğu, Piketty’nin 12 sene öncesinden yazdıklarının üstüne bugün gelinen durumla görülmüş olunuyor. Çeşmenin başındaki servet sahibi, küreselleşmenin etkisi ve teknolojinin aşırı gelişmesiyle çeşmenin suyunu diğerlerinden daha çok içiyor. Ve sonuç, muazzam bir gelir eşitsizliği olarak ortaya çıkıyor.

Orta sınıf gün geçtikçe eriyor, çok küçük bir azınlık korkunç bir servete ulaşıyor. Pasta büyümeyince bu azınlık her geçen gün bu pastanın daha büyük bir oranını ele geçiriyor.

Piketty, hem kitabında hem de bugün bu eşitsizliği önlemek için II. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’da, savaşın yıkımının zararlarını karşılamak üzere çıkarılan ve büyük servet sahiplerinden bir kereye mahsus alınan ‘Ulusal Dayanışma Vergisi’ne benzer bir uygulamanın hayata geçirilmesini öneriyor.

Bu tür vergi uygulanabilir mi veya uygulansa bile yaraya merhem olur mu bilinmez ama bugünkü durumun, özellikle göreceli refah toplumu nimetlerine alışmış Batı’nın orta sınıfı için varoluşsal bir kriz yarattığı aşikâr.

Aşırı sağ iktidara gelirse, vahşi kapitalizmin neden olduğu demokrasinin bu tarihi kırılmasını onarabilecek mi, pek bilinmiyor.

Belki demokrasi daha da zarar görecek…

Sağdan, soldan, demokrasiye veda etmek istemeyenler çözüm bulmazlarsa, vay halimize.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün