İstanbul’da Hasköy civarındaki ana karayolun kenarında yalnızlık içinde duran büyük anıt mezarın İstanbul’un 19. yüzyıl tarihinin şehir belleğinde unutulmaz bir yeri var.
Anıt mezar, geçmişte Hasköy Musevi Mezarlığı'nın içinde yer alırken, 1950'li yıllarda D-100 Karayolu'nun yapılmasıyla mezarlıktan ayrılarak yolun kenarında kalmıştı.
Yalnız mezar, 1492’de İspanya’da bir gemiyle başlayan ve 1943’te Auschwitz’de bir vagonda sonlanan 450 yıllık Sefarad bir hanedanın yolculuğunun İstanbul durağını simgeliyor adeta.
Anıt mezar; Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yüzyılda modern bankacılığın öncülerinden olmuş, Osmanlı’ya bankerlik hizmeti ile kentsel dönüşüm ve modernleşme hareketlerine destek vermiş, kendi cemaatinin eğitim düzeyini yükseltmek adına fanatik dindarlarla mücadele etmiş Abraham Salomon Kamondo’ya ait.
İspanya’dan Venedik’e göç edip, 18. yüzyılda İstanbul’a gelerek ticaretle iştigal eden Kamondoların Osmanlı topraklarında başlayıp 100 yılı aşkın acı ve tatlı, mutlu ve de hüzünlü öyküsünün baş rolündeydi, Abraham Kamondo.
İtalyanca casa mondo (dünya evi) ifadesinin kısaltılmış biçimi olan Ca’mondo soyadı, adeta hanedanın yaşam felsefesini yansıtıyordu.
Abraham, 1781’de ailenin ilk yerleştiği Ortaköy’de doğmuş, abisinin başlattığı ticari ve bankerlik işlerini onun ölümünden sonra tek başına ele alarak ailesinin adını uluslararası finans dünyasına taşımıştı.
Osmanlı padişahları ve sadrazamları ile oluşturduğu yakın ilişkiler sayesinde, sahip olduğu Kamondo Bankası aracılığı ile özellikle Kırım Savaşı ve imparatorluk sınırları içinde çıkan kimi ayaklanmaları bastırmak için gereken maddi kaynakları sağlamıştı.
Bankerliğin yanı sıra, İstanbul’un altyapısı için gerekli deniz ve tramvay taşımacılığıyla ilgili ilk modern kurumları devletle birlikte kurmuş, ilk belediyecilik faaliyetleri için katkıda bulunmuş, önemli mimarlık ve kültür yatırımlarına da öncülük etmişti.
Abraham Kamondo servetin ancak toplumsal bir karşılığı olduğunda kalıcı bir değer kazanabileceğini düşünen bir hayırsever olduğundan, Avrupa Yahudi cemaatlerine göre kültürel ve entelektüel gelişim bağlamında 100 yıl geride olan kendi Yahudi cemaatinin eğitimine el atmış ve Hasköy’de Piri Paşa veya Escuela denilen ilk laik Yahudi okulunu kurmuştu. Ancak bu okulla birlikte dinin elden gideceğini, aynı zamanda ekonomik çıkarlarına da zarar geleceğini düşünen Yahudi cemaatinin baskın muhafazakâr ve dindar kesimi, okula şiddetle karşı çıkmış, okulun dört sene boyunca eğitime kapalı olmasına neden olmuştu. Bu kesime verilen kimi tavizlerle okul tekrar açılmış ama Abraham Salomon ve oğlu Rafael’in cemaatten adeta aforoz edilmesi, akabinde kendi İtalyan Yahudi cemaatini kurmalarına vesile olmuştu.
Abraham Kamondo 1869’da değişen mali ve bankerlik şartları nedeniyle ve finans dünyasının Paris ve Londra’ya kaymasıyla, Osmanlı’nın da kredileri yurt dışında aramaya başlamasıyla birlikte torunlarının da yönlendirmesi ile Paris’e yerleşir. Dört yıl sonra orada 92 yaşında hayata veda eder. Vasiyeti üzerine, Paris’e gelmeden önce vefat eden oğlu ve eşi için inşa ettiği Hasköy’deki anıt mezarda defnedilir.
Devlet törenine Osmanlı sadrazam ve bürokratları, yabancı diplomatlar, bankacılar, esnaf toplulukları, öğrenciler dahil çok geniş bir halk kesimi katılır.
Modern İstanbul’un oluşumunda, kültürel, mimari, ticari ve eğitim katkıları sayesinde, şehrin ortak hafızasında silinmeyecek bir yere sahip olur, Salomon Kamondo.
***
Kamondo’nun iki erkek torununun İstanbul’daki işlerini de terk etmeden Paris’te başlayan yeni serüveni ailenin tarihinde yeni bir sayfa açar.
Bu sayfanın en dikkat çekici kişiliklerinden biri, 1860’ta İstanbul’da doğan büyük torun Moiz de Kamondo’ydu. Ailenin finans dünyasındaki geçmişini devralmış olmakla birlikte Moiz’in asıl tutkusu, zamanla bankacılıktan çok sanat koleksiyonculuğuna dönüşür. Kuzeni İzak kendini empresyonist ressamların tablolarının koleksiyonu ile klasik müzik ve opera besteciliğine verir ve böylelikle Kamondo Hanedanı’nın ilgi alanında adeta bir devrim yaratır. 1911’de Paris’te erken vefatından sonra hanedanın oğlu Nessim ile birlikte tek varisleri olarak kalan Moiz ise kendini bankerlik işlerinin yanında 18. yüzyıl dekoratif sanatlar alanına verir ve Paris’in aristokratlarının yaşadığı Monceau Sokağı’ndaki büyükbabasının inşa ettiği konağı da yıkarak adeta bir saray inşa eder. Çok zengin sanat koleksiyonunu da bu rezidansta toplar.
Paris’in ‘belle epoque / güzel dönemi’ denilen ve I. Dünya Savaşı öncesi olan bu zaman dilimi, Paris’i Avrupa’nın kültürel, sanatsal ve teknolojik başkenti haline getirmiş, geceleri ünlü restoranlarda, Monet, Renoir, Degas gibi ressamlar ile Emile Zola ve Marcel Proust gibi büyük yazarların birlikte olduğu parıltılı Paris gecelerini simgeleyen bir dönem olmuştu.
Moiz de Kamondo da bu gecelerin aranılan ünlü iş adamlarının başında geliyordu. Renoir’un küçükken tablosunu yaptığı eşi İrene Cahen D’anvers’den boşanan Moiz, Paris gecelerinde iş ve sosyal çevresini daha da genişleterek belle epoque’un tadını çıkarıyorken Büyük Savaş başlar ve 1917’de, pilot olan oğlu Nessim’i bir hava muhaberesi esnasında düşürülen uçağında kaybeder.
Moiz için oğlunun ölümü, yalnızca bir evladın kaybı değil, geleceğe ilişkin bütün beklentilerin, kuşaklar boyunca biriktirilen umutların ve aile adını sürdürecek bir hayatın yarım kalmasıdır.
Moiz, sarayını ve özenle oluşturduğu sanat koleksiyonunu, oğlunun adını taşıyan bir müzeye dönüştürülmek üzere Dekoratif Sanatlar Kurumu’na bağışlar.
1917’de ailenin tüm bankacılık ve gayrimenkul faaliyetlerini sona erdirir. Kendini tamamen sanat etkinlikleri ve koleksiyonuna adar. 1935’te konağında öldüğünde yanında kızı Béatrice vardır.
Béatrice’in hayatı da tam bir trajediye dönüşür. Annesi ile birlikte Nazizm’in felâketine uğramamak için Hristiyan dinine geçer ama annesi kurtulurken kendisini, 1943’te boşandığı eşi ve iki çocuğuyla birlikte Auschwitz Ölüm Kampında bulur.
Böylelikle Kamondo ailesinin son fertleri de tarih sahnesinden çekilir…
Abraham, toplumun geleceğine, Moiz ise geçmişin güzelliğine tutunmuştu. Eylemlerdeki farklılık, yaşanılan zamanların ruhunun insana yansımasını en çarpıcı bir şekilde gösteriyordu.
***
Bugün Karaköy’deki Kamondo Merdivenleri, Hasköy’deki anıt mezar ve Paris’teki Monceau Sokağı’nda bulunan Nessim Müzesi, Kamondoların hem parlak hem de trajik yaşam öykülerinin simgeleri olarak varlıklarını sürdürüyor.
Bu iki şehirde Kamondoların insanlığa miras bıraktığı mimari yapılar, ailenin izlerinin unutulmasına karşı sessizce direniyor.