Günümüz insanının elinde maddi varlık, konfor, güvenlik ve her türlü tüketim alanına sahip olduğunu kabul edersek, mevcut teoride daha mutlu olduğu varsayılabilir. Ama öyle değil.
Hayat giderek daha ‘rahat’ oldukça, insanın hayatında bir boşluk ve tatminsizlik, anlamsızlık baş gösteriyor ve insan karanlık dehlizlerde yüzmeye başlıyor. Yapılan bir araştırma, son kırk yılda gelişmiş ülkelerde depresyonun on kat arttığını, ilk atak yaşının 29,5’ten 14,5’e düştüğünü gösteriyor.
Satın alma gücü, eğitim, beslenme gibi nesnel refah göstergeleri yükselirken, insanın kendini mutlu hissetme endeksi düşüyor.
Nietzsche bu gerçeği 19. yüzyılın sonunda ‘görmüş’ ve bugünün modern bireyinin sancısını o günden laboratuvara yatırmıştı.
Ona göre bireyin bu durumu ne bir talihsizlik ne de tesadüftü.
Bu, tamamen bireyin seçmiş olduğu veya yaşadığı toplumun sürüklediği yaşam tarzının sonucuydu…
Sürüye ait olan vasat insanlık haliydi.
Nietzsche kült eseri ‘Zerdüşt Böyle Buyurdu’da modern toplumun bireyini ‘Son İnsan’ sözüyle tasvir eder. Son İnsan riskten, acıdan, büyük arzulardan kaçan, hayatına bir anlam veya yön vermeye çalışmayan; yalnızca sıcaklık, güvenlik, küçük zevkler ve acısız sağlıklı bir yaşam isteyen insandır.
Eserde Zerdüşt bu insan tipini anlatınca halk coşkuyla, “Biz bu tür insan olmak istiyoruz. Bizi ‘son insanlar’ yap” diye bağırır. Tam da istedikleri hayat tarzı budur. Zahmetsiz, risksiz, herkesin eşit olduğu, konforlu ve ‘mutlu’ hayattır. Yüksek değerler, anlam arayışı, büyük hedefler ve kendini aşma iradesinin olmadığı bir yaşam türüdür bu.
Nietzsche’ye göre bu tür yaklaşım insanın kendini küçültmesi, dar bir dünyaya hapsetmesidir. Küçük zevkler gerçek bir tatmin yaşatmaz insana, mutluluğu getirmez. Zira ona göre insan doğası konfor aramak üzere evrilmemiştir. Son İnsan, Nietzsche’nin, kendini aşan, kendi değerlerini ve hayatının anlamını yaratan Üstinsan’ın tersi bir insandır.
Nietzsche’nin teşhisi serttir. Sorun maddi yoksunluk değil, anlam ve kendini yenileme iradesinin yoksunluğudur.
Modern hayatın sunduğu konfor, işte bu yoksunluk yüzünden insana mutluluk değil, tersine tatminsizlik getiriyor.
Son İnsan’ı Nietzsche’nin modern hayata dair kehanetvari bir kâbusu olarak anlamlandırmak ve günümüzün refah toplumlarında yaşanan ruhsal çöküşün tam da Nietzsche’nin bu uyarısını doğruladığını görmek pek de mümkün.
Son tahlilde, Son İnsan modern toplumlarda bu çöküşün hem öznesi hem nesnesi olmuştur.
***
Ünlü edebiyatçı Aldous Huxley’in ünlü romanı ’Cesur Yeni Dünya’da tasvir ettiği toplumun büyük kısmı tam da Son İnsan toplumudur.
Acı yoktur, hastalık yoktur, arayış, risk yoktur. Uyuşturan bir hapla her olumsuz duygu bastırılır, herkes ‘mutlu’dur, herkes aynı şeyi ister, herkes sağlığına ve küçük zevklere önem verir.
thelivingphilosophy.com
Karşıt karakter John the Savage ise ABD’nin ücra bir yerinde dış dünyaya kapalı bir ortamda, edebiyat sevgisi ve acıyla büyümüştür. Dışarıya çıktığında konforu reddeder: “Ben konfor istemiyorum. Tanrı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum,” der.
Yani acı çekme hakkını, yaşlanma hakkını, gerçek bir hayatın haklarını ister. Anlam peşindedir, zira.
Huxley’nin romanı, Nietzsche’nin Son İnsan tasvirini hatırlatan güçlü bir edebi distopyadır.
David Fincher’in ünlü kült filmi Dövüş Kulübü, yine Nietzsche’nin Son İnsan arketipine göndermelerle doludur. Kurgudaki anlatıcı, tipik Son İnsan’dır: iyi maaşlı iş, güzel ve güvenli bir ev, tüketimle doldurulmaya çalışılan boşluk, düzenli hayat, uykusuzluk, anlamsızlık söz konusudur.
youtube.com
Karşıt karakter ise bu hayata isyan eden öteki benliktir. Konforu, tüketimi ve küçük zevkleri yok etmek ister; acıyı, riski ve yıkımı bir tür uyanış olarak görür. Film modern insanın maddi olarak her şeye sahipken neden içten içe çürüdüğünü doğrudan işler.
Hem roman hem de bu film, “Her şeye rağmen neden mutlu değiliz?” sorusunu Nietzsche’nin Son İnsan’ın yörüngesinde sorgular.
***
Bugün gelişmiş ülke halklarının ezici çoğunluğu hayatlarında görmedikleri ekonomik sıkıntılar ile geleceğin belirsizliği içinde çırpınmaktalar.
Nietzsche’nin 150 yıl önceki Son İnsan’ı bugün Yorgun ve Öfkeli Son İnsan’a dönüşmüştür. Hayatında yeni bir anlam arayışı için ne vakti ne konsantrasyonu ne de enerjisi vardır. Huxley’in uyuşturan hapı günümüzde ise dijital sosyal platformlar olmuş durumda. Bu platformlar hem uyuşturmakta hem de zamanı çalmakta. Diğer yanda, ekonomik sıkıntılar ve gelecek endişesi yüzünden sürekli hayatta kalma modunda yaşayan bir beynin yeni bir yol arayışına odaklanacak ne zamanı var ne de gücü.
Nietzsche, Son İnsan’ı ‘mutlu, uyuşmuş ve halinden memnun’ olarak tasvir etmişti. Bugünün gelişmiş Batı dünyasındaki Son İnsan ise mutsuz, endişeli, yorgun ve hâlâ uyuşuk durumda.
Kartal olacağına kuzu olmaya devam ediyor…
Bu durumun siyasi ve toplumsal sonuçlarına bakıldığında, Batı'daki bu ‘yorgun, endişeli ve güvencesiz’ kitlelerin anlam boşluğunu doldurmak için aşırı sağcı veya aşırı solcu popülist ve radikal akımlara sığınmakta olduğu görülüyor.
Yetmedi, tüm sorunlarının kök nedenini anlayamadığı için sürekli bir günah keçisi arıyor.
Tarih bize benzer durumların ne gibi feci sonuçlara gebe olduğunu anlatmak istemiştir her daim…
Nietzsche’nin Übermensch’i - Üstinsan, bugün über ütopik hale gelmiş durumda.
Vahşi kapitalizmin yarattığı ekonomik kıskaç ve ileri teknolojinin uyuşturucu özelliği Son İnsan’ı iyice kuyunun dibine doğru yollamakta.
Zerdüşt onunla alay eden halkı gördüğünde, “Beni anlamıyorlar. Ben, bu kulaklara göre ağız değilim,” demişti.
Nietzsche bugün de haklı çıktı.