Önce petrol

Hayati MOLİNAS Köşe Yazısı
21 Ekim 2026 Çarşamba

ABD bu yılın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu devirip onu New York’ta bir hapishane hücresine koydu. Bu durumdan hem ülkedeki hem de yurt dışındaki Venezuelalılar büyük sevinç duymuşlardı. Ancak Trump’ın petrol vurgunu, bu fırsatı farklı bir yola sürüklüyor.

Venezuela, 27 yıl aradan sonra ilk kez gerçek bir rejim değişikliği ihtimaliyle karşı karşıya kalmıştı. Ancak bir diktatörü uzaklaştırmak, onu iktidarda tutan otoriter sistemi mutlaka ortadan kaldırmaz. Özellikle de onu deviren kişi bizzat otoriterliğe hevesli ve kleptokratik eğilimleri olan biriyse.

Maduro’nun ABD özel kuvvetleri tarafından ele geçirilmesinden neredeyse dokuz ay sonra, Venezuela’da demokratik değişim ihtimali her geçen gün daha da zayıflıyor. Bu durum, geçen haftalarda düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında açıkça görüldü. ABD Başkanı Donald Trump, Maduro’nun ardından Venezuela’nın yönetimini devralan eski Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’i, “Bu başkanla yola devam edeceğiz” dercesine sıcak bir şekilde karşıladı.

Oysa BM’nin Venezuela ile ilgili son raporunda Chávez ve Maduro dönemlerinde inşa edilen baskı mekanizmasının büyük ölçüde varlığını sürdürdüğü belirtiliyor. Bazı siyasi mahkûmlar serbest bırakılmış ve daha önce engellenen bazı medya organlarına erişim yeniden sağlanmış olsa da, Maduro rejiminin en önde gelen isimleri hâlâ iktidarda. Askeri komuta kademesinde rejime sadık isimler görevlerine devam ediyor. Buna rağmen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio demokratikleşme süreciyle ilgili pek konuşmuyor. Venezuela Başkanı Rodríguez özgür seçim sözü veriyor, ancak ufukta demokratik bir geçiş süreci görünmüyor.

Washington’ın demokratikleşme konusundaki isteksizliği Trump’ın Venezuela’daki petrol kaynaklarına erişim isteğiyle örtüşüyor. Venezuela, devasa petrol rezervlerine sahip. Ağustos ayında Trump yönetimi, Venezuela’nın 17 petrol sahası üzerinde yüz yıllık işletme hakkına sahip olmak üzere bir anlaşmaya imza attı. Üstelik ABD hükümeti bu anlaşmayı yönetecek şirkete de yüzde 35 ortak oldu. Bu anlaşma sayesinde Venezuela’ya yaklaşık 100 milyar dolarlık altyapı yatırımı yapılacak.

100 yıllık bir işletme hakkı ve 100 milyar dolarlık yatırım, sıradan bir yabancı yatırım değil. Böylesine uzun vadeli bir anlaşma Trump’tan sonraki ABD yönetimlerinin dönemlerinde de varlığını sürdürecek. Geçmişte ExxonMobil ve Chevron gibi Amerikan petrol devlerinin Venezuela’da yaptığı 5-10 milyar dolar arasındaki yatırımlar yaklaşık 35 yıllık anlaşmalara dayanıyordu. Ancak Chávez hükümetinin petrol sektöründeki devlet kontrolünü artırması üzerine bu anlaşmalar yedi yıl gibi kısa bir süre sonra sona erdi.

Bu açıdan bakıldığında, iki ülke arasında yapılan bu dev anlaşma Venezuela’nın en önemli varlığı olan petrol rezervlerinin büyük bir kısmını çok uzun bir süre boyunca yabancı bir devletin kontrolü altına sokuyor. Trump, “ganimet kazananındır” diye düşünüyor.

Fakat böylesine uzun vadeli bir anlaşmanın önemli bir riski var. Venezuela’da seçimler yapılırsa, demokratik yollarla seçilecek hükümet bu anlaşmayı yeniden gözden geçirebilir. Bu da ABD açısından bir risk demektir. Milyarlarca dolarlık yatırım, özgür seçimlerin getireceği belirsizlikle karşı karşıya kalmak istemeyecektir. Dolayısıyla ABD’nin çıkarları açısından Venezuela’da demokratikleşme süreci gerçekleşmemelidir.

Ortaya çıkan tablo, yabancı şirketlerin yatırım yapabileceği kadar istikrarlı, demokrasiden uzak ve otoriter bir Venezuela. Eğer yeni petrol gelirlerinin tamamı yozlaşmış politikacıların cebine girmezse, Venezuela’nın ekonomik durumu biraz iyileşebilir. Ayrıca bu rejim, komşu ülkelerle ilişkilerini ABD’nin de desteğiyle yeniden inşa edebilir ve Latin Amerika’da yıllar sonra ABD yanlısı bir uyum oluşabilir.

Yani özgürlük hasreti çeken Venezuelalılar dışındaki herkes için bir ‘kazan-kazan’ durumu söz konusu. Venezuela’da refah olabilir, istikrar olabilir, petrol olabilir ama özgürlük ufukta görünmüyor.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün