Tora’nın son peraşası olan Vezot Aberaha, her yıl Simhat Tora gününde okunur. Bu özel günde bir yandan Tora'nın son sözlerini dinler, diğer yandan Bereşit kitabının ilk pasuklarıyla yeniden başlangıç yaparız. Böylece Tora'nın hiç bitmeyen döngüsü, Yahudi yaşamının sürekliliğini ve Tanrı ile kurulan ilişkinin canlılığını simgeler.
Peraşanın başında Moşe Rabenu, Bene Yisrael'i kutsamadan önce dikkat çekici bir ifadeyle söze başlar: “Tanrı Sina’dan geldi; Seir’den onlara ışık saçtı, Paran Dağından göründü...”
İlk bakışta bu pasuk yalnızca coğrafi bölgelerden söz ediyor gibi görünür ancak Moşe'nin özellikle Seir ve Paran dağlarını anması, klasik yorumcuların dikkatini çekmiştir. Bu iki yer neden zikredilmektedir? Onların Moşe'nin son kutsamalarıyla nasıl bir ilgisi vardır?
Raşi, Midraş kaynaklarına dayanarak bu soruya son derece anlamlı bir açıklama getirir. Ona göre Tanrı, Tora'yı yalnızca Bene Yisrael'e sunmamış, önce diğer milletlere de teklif etmiştir. İlk olarak Seir'de yaşayan Esav'ın soyuna gidilmiş, fakat onlar Tora'nın kendilerinden neler talep ettiğini öğrendiklerinde onu kabul etmemişlerdir. Ardından Tanrı, Paran'da yaşayan Yişmael'in oğullarına yönelmiş; onlar da aynı şekilde teklifi reddetmişlerdir.
Raşi'nin bu açıklaması yalnızca sözlü geleneğe değil, aynı zamanda metnin kendi ipuçlarına da dayanır. Bereşit kitabında Hagar ve oğlu Yişmael’in Paran Çölü’ne yerleştikleri anlatılır. Esav'ın ülkesi olan Seir ise Bene Yisrael’in çok iyi bildiği bir bölgedir; Devarim kitabının başında Bene Yisrael’e, Yitshak’ın diğer oğluna miras olarak verilen bu topraklara dokunmamaları özellikle emredilmiştir.
Dolayısıyla Moşe'nin Seir ve Paran'ı anması tesadüfi değildir. Bu iki isim, insanlığın Tanrı'nın davetine verdiği iki farklı cevabı hatırlatmaktadır.
Bu tablo, Sina Dağı’nın eteklerinde yaşanan olayla güçlü bir karşıtlık oluşturur. Bene Yisrael, kendilerine Tora sunulduğunda uzun tartışmalara girişmez. Emirlerin ayrıntılarını incelemeyi, yükümlülüklerin sınırlarını öğrenmeyi ya da şartları müzakere etmeyi istemezler. Tek bir cümle söylerler: “Naase ve Nişma/Yapacağız ve dinleyeceğiz.” Bu ifade, Yahudi düşüncesinin en temel ilkelerinden biri hâline gelmiştir çünkü Bene Yisrael, Tora'yı önce analiz edip sonra kabul etmemiş; önce kabul etmiş, sonra anlamaya yönelmiştir. Bu yaklaşım, yalnızca itaatin değil, aynı zamanda güvenin de ifadesidir.
Aslında Tanrı ile Bene Yisrael arasındaki ilişki, yalnızca Tora'nın içeriğine bağlı değildir. Tora, bu ilişkinin sebebi değil, onun en güçlü ifadesidir. Raşi, peraşamızın ilk pasuğunu açıklarken son derece etkileyici bir benzetme yapar. Sina Dağı’nda Tanrı'nın Bene Yisrael'e yaklaşmasını şöyle tasvir eder: “Onlar dağın eteğinde durduklarında, Tanrı da tıpkı damadın gelinine doğru çıkması gibi onlara doğru çıktı.”
Bu açıklama, Sina deneyimini yalnızca bir yasa verilmesi olarak değil, adeta bir evlilik töreni olarak görmektedir. Gerçekten de bir kadın ve bir erkek evlenirken gelecekte kendilerini nelerin beklediğini bilemezler. Hayatın hangi zorlukları, hangi sevinçleri getireceği henüz yazılmamış bir kitaptır. Evlilik, geleceğin ayrıntılarının garanti edilmesine değil; karşılıklı sevgiye, güvene ve birlikte yürünecek bilinmeyen bir yolculuğa dayanır. Sinay'da yaşanan da tam olarak budur.
Esav ve Yişmael'in soyları, antlaşmanın ayrıntılarını görmek istemişlerdir. Önce kitabı okumak, sonra karar vermek istemişlerdir. Okudukları hükümler onlara ağır gelince geri çekilmişlerdir.
Yaakov’'un çocukları ise farklı davranmışlardır. Onlar önce ilişkiye güvenmiş, sonra kitabı açmışlardır çünkü onların gözünde esas olan metnin ayrıntıları değil, metni verenle kurulacak bağdır.
Rabi Ari Kahn, bu konuda dikkat çekici bir yorum yapar:
Ona göre Bene Yisrael’in söylediği iki kelime olan ‘Naase ve Nişma’, isim benzerliği bakımından dikkat çekicidir. ‘Naase’ sözcüğü fonetik olarak Esav ismini, ‘Nişma’ ise Yişmael adını çağrıştırmaktadır. Bu benzerlik, yalnızca dilbilimsel bir tesadüf olmayabilir. Belki de Tora bize, Avraam'ın diğer çocuklarının gerçekleştiremediği ruhsal potansiyelin Bene Yisrael tarafından hayata geçirildiğini öğretmektedir. Esav'ın temsil ettiği güç, Yişmael'in temsil ettiği duyarlılık, ‘Naase ve Nişma’ cümlesinde yeni ve daha yüksek bir anlam kazanmıştır. Bene Yisrael yalnızca Tora'yı kabul etmekle kalmamış, insanlığın kaçırdığı manevi fırsatı da sahiplenmiştir.
Ancak Vezot Aberaha’nın mesajı yalnızca Yahudilerin yaptıklarını vurgulamak değildir. Tam tersine, Tora'nın son satırlarını okuyup hemen ardından Bereşit'in ilk pasuklarına döndüğümüzde daha büyük bir perspektifle karşılaşırız.
Bereşit’in ilk bölümü bize bütün insanlığın Tanrı'nın suretinde yaratıldığını öğretir. Her insan ilahi bir potansiyel taşımaktadır. Devarim kitabının sonu ile Bereşit'in başlangıcı arasında kurulan bu köprü, Tanrı’nın bütün insanlığı kendisine yakın görmek istediğini hatırlatmaktadır. Vezot Aberaha bize, Tanrı ile Bene Yisrael arasındaki ilişkinin eşsizliğini öğretirken aynı zamanda geleceğe dair büyük bir umut da bırakır. Peygamberlerin tasvir ettiği o günde bütün milletler Tanrı'nın sözünü tanıyacak, O'nun yollarında yürümeyi seçecek ve yeryüzü barışla dolacaktır.
Simhat Tora’nın gerçek sevinci belki de burada yatar. Bizler, ‘Naase ve Nişma’ diyerek başlayan o sevgi antlaşmasının bu günkü temsilcileriyiz ancak bu miras yalnızca bize ait bir ayrıcalık değil, bir sorumluluktur. Görevimiz, Tanrı'nın ışığını yalnızca korumak değil, onu bütün insanlığın huzur ve kardeşlik içinde yaşayacağı güne doğru taşımaktır.
Sözlerimiz, Vezot Aberaha'nın ilk pasuklarını yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, Tanrı ile insan arasındaki ilişkinin mahiyetini açıklayan derin bir öğreti olarak okumamıza imkân tanımaktadır. Simhat Tora'nın sonunda yeniden Bereşit'e dönmemiz de bu ilişkinin her yıl yeniden kurulması ve her nesilde yeniden ‘Naase ve Nişma’ diyebilme cesaretini tazelememiz gerektiğini hatırlatmaktadır.