Hoş geldin 2026 model Eyşan!

Zehra ÇENGİL Köşe Yazısı
30 Eylül 2026 Çarşamba

Hafta sonu STAR TV’de yayınlanan ‘Başkalarının Hayatı’ dizisinin ilk bölümünü izledim. Daha başlangıcından belli: Bu dizi iki kadının hikâyesinden çok, başkasının sahip olduğu hayata duyulan hırsın insanı nerelere sürükleyebileceğini anlatıyor.

Hülya (Eylül Lize Kandemir), varlıklı bir hayatın dışında kalmış ve o hayatın içine girmeyi kafasına koymuş bir kadın. Paraya yalnızca para olarak bakmıyor; paranın beraberinde getirdiği statüyü, konforu, çevreyi ve güven duygusunu istiyor. Kısacası kendi hayatını değiştirmek değil, başka bir hayatın sahibi olmak istiyor. Ve bunun için sınırları zorlamaktan asla çekinmiyor.

Hülya’nın en belirgin özelliği hırsı. Varlıklı insanların dünyasına dışarıdan bakıp özenmekle yetinmiyor; o dünyanın bir parçası olabilmek için ilişkileri, insanları ve koşulları kendi lehine kullanmaya ve her şeyi/ herkesi manipüle etmeye başlıyor.

Neslihan (Doğa Bayram) ise Hülya’nın gözünde yalnızca üniversite sıralarında tanıştığı bir arkadaş değil. Aynı zamanda sahip olmak istediği hayatın temsilcisi. Varlıklı bir ailede büyümüş, daha korunaklı bir hayat yaşamış, ekonomik kaygıları Hülya’nın yaşadığı biçimde tanımamış bir genç kadın. Ve Hülya, Neslihan’ın hayatına yaklaştıkça aslında o hayatın kendisine de yaklaşıyor.

Ta ki mesele Neslihan’ın sevdiği adama kadar uzanana kadar. İşte burada dizinin temel sorusu ortaya çıkıyor: Zengin olmak, sınıf atlamak, daha iyi yaşamak için her yol mübah mı?

Elbette insanın daha iyi bir hayat istemesinde yanlış bir şey yok. Hepimiz daha rahat, daha güvenli, daha özgür bir hayat isteyebiliriz. Ama kendi hayatını değiştirmekle başkasının hayatını bozmak arasında çok büyük bir fark var. Hülya’nın hikâyesini ilginç yapan da bu sınır. Bir noktadan sonra mesele “zengin olmak istiyorum” olmaktan çıkıyor. “İstediğimi elde etmek için kimleri feda edebilirim?” sorusuna dönüşüyor.

Karanlığın ve gizemin karşı konulamaz çekiciliği

Dizide Hülya’yı, Eylül Lize Kandemir canlandırıyor. ‘Masumiyet Müzesi’nde Füsun karakteriyle parlayan Kandemir, arızalı karakterlere gerçekten çok yakışıyor. Çünkü Hülya’yı oynarken abartıya kaçmıyor. Seksi, gıcık, karanlık, gizemli ve merak uyandırıcı. Bir yandan sinir oluyorsunuz, diğer yandan gözünüzü ondan alamıyorsunuz. Bence bu tür karakterlerin en zor tarafı da bu. Seyirci karakteri sevmemeli ama izlemekten de vazgeçmemeli. Hülya tam olarak bunu başarıyor. Toksik kısacası.

Para, insanların birbirlerini değerlendirme biçimini belirliyor

İlk bölümde beni rahatsız eden başka bir detay da Erim’in (Demirhan Demircioğlu), Neslihan’ın zedelenen koluyla ilgili ‘sakat’ vurgusu oldu. Küçücük bir cümle ama insanın kulağına takılıyor. Doktor meselesi ise başka bir açıdan üzücü. Esas kızımızın Doktor Sarp’ın (Burak Berkay Akgül) maaşını öğrendikten sonra onu bir anda devre dışı bırakması, dizinin sınıf meselesini Hülya’nın hikâyesinin dışına da taşıyor. Demek ki mesele yalnızca Hülya’nın zengin olma hırsı değil. Para, insanların birbirlerini değerlendirme biçimini de belirliyor. Bir insanın karakteri, sevgisi, mesleği, bize verdiği güven; maaşının yanında ikinci plana düşebiliyor. O zaman insan ister istemez soruyor: Aşkı mı arıyoruz, yoksa bize sağlayacağı hayatı mı?

Herkes yaptığının bedelini ödemiyor

Dizinin ilk bölümünde daha en başta gösterilen final sahnesi, Hülya’nın yaptıklarının bir bedeli olacağını söylüyor. Ama ben bunun çok da rahatlatıcı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü gerçek hayatta herkes yaptığının bedelini ödemiyor.

Başkasının hayatına girip çıkan, insanları kullanan, birilerinin mutluluğunu kendi çıkarı uğruna feda eden ve sonunda hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden o kadar çok insan var ki…

Hülya’nın bedel ödemesi bu yüzden hikâyenin en önemli tarafı olmayabilir. Asıl mesele, o bedel gelene kadar neler yapacağı. Kaç insanın hayatına dokunacak? Kaç sınırı aşacak? Kendisini istediği hayata yaklaştırmak için ne kadarını feda edecek? Hatta ve hatta en önemlisi, istediği hayata ulaştığında gerçekten mutlu olacak mı? Çünkü bazen insan başkasının sahip olduğu hayata o kadar uzun süre özeniyor ki, sonunda elde ettiği şeyin gerçekten istediği şey olup olmadığını sorgulamayı unutuyor. ‘Başkalarının Hayatı’nın ilk bölümünden benim çıkardığım asıl mesele bu.

Hepimizin içinde az ya da çok “başkasının hayatına bakma” hali var.

Yıllar önce ‘Ezel’ dizisinde efsanemiz olmuş bir Eyşan karakteri vardı. Şimdi karşımızda başka bir dönemin, başka bir hikâyenin, başka bir hırsın kadın karakteri var. Bakalım Hülya’nın, başkalarının hayatını çiğneyerek çıktığı o merdivenin en tepesine varıp, aşağı baktığında kaybettiklerini görebilecek kadar vicdanını kalacak mı?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün