Madalya uğruna hijyen feda edilebilir mi?

Zehra ÇENGİL Köşe Yazısı
16 Eylül 2026 Çarşamba

12 Eylül’de Ulike HYROX Pekin ayağında yaşanan bir olay, sporun sınırları ve organizasyonların sorumlulukları üzerine yeniden düşünmemiz gerektiğini gösterdi.

Beijing istasyonunda yarışan Avustralyalı sporcu Joanna Wietrzyk, yarış sırasında istem dışı bir şekilde dışkı kaçırdı. Buna rağmen yarıştan çekilmedi; yaklaşık bir saat boyunca mücadelesine devam etti ve yarışı tamamlayarak kadınlar kategorisinde birinci oldu. Sonuç, sporcuların bir kısmında tepkiyle karşılandı. Eleştiriler, kirlenen parkurun diğer yarışmacıları etkilediği yönündeydi. Bazı rakipleri parkurun kayganlaştığını öne sürdü.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: İnsan bedeninin ağır fiziksel efor karşısında nasıl tepki vereceğini her zaman kontrol etmek mümkün değildir. Özellikle dayanıklılık sporlarında sporcuların yaşadığı fiziksel zorlanmalar son derece ciddi olabilir. Böyle bir kazanın yaşanması, sporcuyu utandırmayı ya da aşağılamayı gerektiren bir durum değildir.

Hatta sporcunun mücadeleyi bırakmamak konusundaki iradesi ve dayanıklılığı, sportif açıdan takdir edilebilir.

Bu artık kișinin sadece kendi kararı olmamalı!

Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir taraf var. Bir noktadan sonra mesele artık yalnızca sporcunun mücadelesi değildir. Dışkının yarış pistine, matlara ve ortak kullanılan ekipmanlara bulaşmasıyla birlikte konu kişisel sınırların dışına çıkar ve doğrudan hijyen, sağlık ve diğer yarışmacıların güvenliği meselesine dönüşür. Sporcunun yarışmaya devam etmek istemesi anlaşılabilir. Ancak bir organizasyonun görevi, bu isteği her koşulda yerine getirmek değildir.

Tam tersine, böyle bir durumda organizasyonun devreye girerek hem sporcuyu zor durumda bırakmadan hem de diğer yarışmacıları koruyacak bir karar alması gerekir. Çünkü diğer sporcuların bir tercihi yoktu. Onlar aynı parkurda yarışmak, aynı matları kullanmak ve aynı ekipmanlara temas etmek zorundaydı. Dolayısıyla pistte biyolojik bir kirlilik oluştuğunda, “Ben devam etmek istiyorum” demek artık yalnızca kişinin kendi kararını ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkar. Burada diğer sporcuların hakkı da söz konusudur.

Bir yarışmacının fiziksel sınırlarını aşma pahasına yarışmaya devam etmesi ne kadar anlaşılırsa, diğer yarışmacıların temiz ve güvenli bir parkurda yarışma hakkı da o kadar anlaşılır olmalıdır.

Üstelik bu yalnızca hijyen meselesi de değildir. Yarışın adilliği açısından da sorun yaratır. Bir sporcu kirlenmiş bir zeminde, başka bir sporcu temizlenmiş bir zeminde yarışıyorsa, yarış koşulları aynı değildir. Organizasyonun görevi tam da bu koşulları mümkün olduğunca eşitlemektir. Bu nedenle burada eleştirilmesi gereken kişinin yaşadığı kaza değil, organizasyonun kazadan sonraki yönetim biçimidir.

Sporculardan özür dilenmeliydi!

Organizatörler daha sonra alanın kapatıldığını ve dezenfeksiyon çalışmalarının başlatıldığını açıkladı. Bu, yapılması gereken doğru müdahalenin en azından sonradan gerçekleştirildiğini gösteriyor. Ancak insanın aklına şu soru geliyor: Bu müdahale neden daha erken yapılmadı? Neden kamuoyuna yapılan açıklamada bu olay nedeniyle diğer sporculardan bir özür dileme ihtiyacı duyulmadı?

Burada sporcuyu suçlayan veya küçük düşüren bir yaklaşım kesinlikle doğru olmaz. Tam tersine, böyle bir kazanın sporcu açısından ne kadar zor ve mahcup edici olabileceğini anlamak gerekir. Ama sporcuyu korumak ile organizasyonun sorumluluğunu yerine getirmesini beklemek birbirinin karşıtı değildir.

Bir spor organizasyonu, sporcuların sınırlarını zorlamasını desteklemeli; fakat sağlık ve hijyen sınırlarının aşıldığı noktada kararlı davranmalıdır.

Bazı anlarda en güçlü karar yarışı bırakabilmektir

Spor ruhu, pes etmemeyi ve mücadele etmeyi anlatır. Bazı anlarda en güçlü karar yarışı bitirmek değil, yarışı bırakabilmektir. Profesyonel bir yarışta yalnızca bireysel azim değil, ortak sorumluluk da önemlidir.

Bir sporcunun kontrolü dışında bedensel bir kaza yaşanabilir.  Ama bir organizasyonun kontrolünde olan şeyler vardır: Parkurun temizliği, ekipmanların güvenliği, diğer yarışmacıların sağlığı ve yarışın adil koşullarda sürdürülmesi.

Sporcular bedenleri üzerindeki kontrolü zaman zaman kaybedebilir. Organizasyonlar ise organizasyon üzerindeki kontrolü kaybetmemelidir.

“Ben yaşlanmayacağım” takıntısı

Ünlü kadınların dünyasında zaman zaman aynı cümle farklı yüzlerle karşımıza çıkıyor: “Ben yaşlanmayacağım, hâlâ gencim.”

Bunu en son hafta sonu, sosyal medyada gündem olan Buse Varol’un TikTok’a giriş videosu ile gördük. Paylaşılan bu akım örneğinde dikkat çeken şey yalnızca birbirinden ilginç hareketler değil; yaş almayı neredeyse bir tehdit gibi algılayan psikoloji.

Oysa olgunlaşmak bir başarısızlık değil. Genç kalmak da bir başarı göstergesi değil. Ünlü olduğunuzda bu baskı daha da büyüyor; çünkü yüzünüz, bedeniniz ve yaşınız sürekli kamuoyunun değerlendirmesine sunuluyor. Siz de buna istinaden ‘Ben kafa bir insanım, yarıștan kopmadım hala kulvardayım, gençlerin zihniyetine de ayak uydururum. Bir Z kuşağı gibi çılgın da olabilirim’ fikriyle üzerinizde eğreti duracak video’lar çekiyorsunuz.

Bir kadının yaş aldığında değerinin azalacağından korkması çok üzücü. “Ben yaşlanmayacağım” aslında daha çok kulağa toplumun kadınlara biçtiği değere karşı duyulan bir korkunun cümlesi gibi geliyor.

Yaşımızı düşmanımız gibi görmeyi bıraktığımızda hayat bir Ajda Pekkan şarkısı kadar güzel olabilir. O yüzden kendimizi kasmayalım. Ve kendimizi şarkıdaki şu sözlere emanet edelim:

Yüzündeki çizgilerinle saçındaki beyazlarla

Benim için eskisinden daha güzelsin

Bırak varsın geçsin yıllar

Bitsin artık bu korkular

Her yaşın ayrı bir güzelliği var.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün