Bir geminin ardından: Şimdi hesap zamanı

Zehra ÇENGİL Köşe Yazısı
2 Eylül 2026 Çarşamba

Bir yolcu gemisine bindiğinizde aklınızdan geçecek en son şey, birkaç saat sonra kendinizi denizin ortasında hayatınız için mücadele ederken bulmak olur. İnsan gemiye binerken varacağı limanı düşünür; yanında taşıdığı eşyaları, yapacağı planları, eve ne zaman döneceğini… Hele yanında çocuğu, annesi, babası ya da yaşlı bir yakını varsa, tek beklentisi onların güven içinde yolculuk yapmasıdır. Hiç kimse, bindiği bir yolcu gemisinin kendisi için bir ölüm kalım mücadelesine dönüşebileceğini düşünmez.

Girne açıklarında yaşanan facianın ardından ortaya çıkan tanıklıklar ise insanın bu güven duygusunu sorgulamasına neden oluyor. Gemide bulunan yolcuların anlattıkları, olayın yalnızca geminin batmasından ibaret olmadığını gösteren son derece ciddi iddialar içeriyor. Can yeleklerine ulaşamadıklarını, bazı kapıların açılmadığını, gemi su alırken insanların ne yapacağını bilemediğini ve bazı yolcuların camları kırarak içeride kalan insanları dışarı çıkarmaya çalıştığını anlatan ifadeler, facianın boyutunu çok daha ağır bir hale getiriyor.

Bir insanın denizin ortasında, gemisinin battığını görerek yaşadığı korkuyu tahmin etmek bile zor. Fakat o gemide çocukların ve yaşlıların bulunduğunu düşündüğümüzde, yaşananları anlamak için çok fazla çaba göstermemize de gerek kalmıyor. (– ki zaten ben de hafta sonumu annem, kardeşim ve kuzenimle Girit-Atina Feribotu’nda dokuz saatlik bir yolculukla geçirdim. Bu yüzden hissedilen duyguyu daha derinden anlayabiliyorum.) İnsan ister istemez kendisini o geminin içinde hayal ediyor. Yanımızda çocuğumuz olabilir, annemiz olabilir, hayatımızın en değerli insanlarından biri olabilir. Bir anda sular yükselmeye başlıyor, insanlar bağırıyor, ne yapacağını bilmiyor ve önünüzde yalnızca uçsuz bucaksız bir deniz var.

Mutlak suretle cevaplanması gereken sorular var

Haberde yer alan bir yolcunun, insanları kurtarabilmek için camları kırdıklarını anlatması özellikle düşündürücü. Çünkü böyle bir anda insanlar artık kendi hayatlarını kurtarmanın ötesine geçip yanındaki kişinin hayatını kurtarmaya çalışıyor. Birinin başka birine uzattığı el, bir çocuğu suyun içinden çekip çıkarma çabası, bir bebeğin kurtarılması için verilen mücadele… Bütün bunlar, böylesine korkunç bir olayın içinde insanlığın hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Fakat bütün bu kahramanlık hikâyelerinin arkasında cevaplanması gereken sorular da var.

Bir yolcu gemisinde can yeleklerine ulaşmak neden bu kadar zor olur? Tahliye sırasında kapıların açılmaması gibi bir durum gerçekten yaşandıysa bunun sebebi nedir? Geminin teknik durumu nasıldı? Mürettebatın acil durum prosedürleri konusunda eğitimi ve hazırlığı yeterli miydi? Geminin su aldığı ilk anda gerekli müdahaleler yapıldı mı? Yolcuların anlattığı iddialar doğruysa, bunların gerçekleşmesine nasıl izin verildi?

Bu soruların hiçbirinin üzeri kapatılmamalı.

Elbette bir soruşturma tamamlanmadan “şu kişi suçludur” demek doğru değildir. Bir facianın bütün nedenleri teknik incelemeler, resmi soruşturmalar ve tanık ifadeleriyle ortaya çıkarılmalıdır. Ancak soruşturmanın sonucunda herhangi bir ihmal veya kusur tespit edilirse, sorumluların kim olduğuna bakılmaksızın gereken cezayı alması gerektiği de açıktır. Çünkü söz konusu olan yalnızca bir geminin güvenliği değildir. İnsan hayatıdır.

Kaza kelimesinin arkasına sığınılarak ihmallerin üzeri örtülemez

 ‘Kaza’ kelimesinin arkasına sığınılarak önlenebilir ihmallerin üzeri örtülemez. Bir kazanın meydana gelmiş olması, o kazanın meydana gelmesine yol açan ihmaller varsa bunların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, hayatını kaybeden insanların ardından yapılabilecek en büyük iyilik, neyin yanlış gittiğini bütün açıklığıyla ortaya çıkarmak ve aynı hatanın bir başka gemide, başka bir aileyi aynı acıyla karşı karşıya bırakmasını engellemektir.

O gemidekiler bir yerlere yetişmeye çalışan, tatil yapan, işine giden, ailesine kavuşmayı bekleyen insanlardı. Birkaç saat sonra normal bir şekilde karaya çıkacaklarını düşünüyorlardı. Sevdiklerinin onları karşılayacağını, yolculuğun geride kalacağını düşünüyorlardı. Sonra bir anda hayatlarının en korkunç dakikaları başladı.

Bunu düşündüğümüzde, gemidekilerin yaşadığı korkuyu anlamak çok daha kolay hale geliyor. Denizin ortasında mahsur kalmanın, ne olduğunu anlayamadan insanların çığlıklarını duymanın, yanınızda çocuklar varken ne yapacağınızı bilememenin nasıl bir duygu olduğunu insanın zihninde canlandırması bile yeterince ağır. Hele bir anne veya babanın, kendi canını kurtarmaya çalışırken çocuğunun hayatı için mücadele ettiğini düşündüğümüzde, yaşanan acının boyutu kelimelerle anlatılamıyor.

Artık biraz da güzel haber duymak istiyoruz

İşte bu nedenle bu facianın ardından yalnızca “Çok üzüldük” deyip geçmemeliyiz. Üzüldük, evet. Hem de çok ama gerçeği bilmek gerekiyor. Sorumlular varsa ortaya çıkarmak gerekiyor. Eksiklikler varsa düzeltmek gerekiyor. Denetim mekanizmalarında sorun varsa yeniden düzenlemek gerekiyor. İnsanların can güvenliğini tehlikeye atabilecek her türlü ihmalin önüne geçmek gerekiyor.

Günlerdir, haftalardır, aylardır insanların hayatını değiştiren felaketleri, kayıpları, acıları konuşuyoruz. Haberleri açtığımızda güzel bir gelişme görmek, bir ailenin sevincine tanık olmak, insanların gözyaşının bu kez mutluluktan aktığını duymak istiyoruz. Gerçekten mutlu haberlere hasret kaldık.

O yüzden bu kez dileğimiz çok basit. Kaybolan insanların bir an önce bulunması, hayatını kaybedenlerin ailelerinin acısının paylaşılması, kurtulanların yaralarının sarılması ve bu facianın bütün gerçekleriyle aydınlatılması. Ve eğer ortada bir ihmal varsa, o ihmalin sorumlularının hak ettikleri cezayı alması.

Bir gemiye binen herkes, yalnızca bir yolcu değildir. Birilerinin annesidir, babasıdır, evladıdır, kardeşidir, eşidir. Birilerinin eve dönmesini beklediği insandır. Bunu hiç unutmadan hareket etmek zorundayız.

Ve artık gerçekten, bir sonraki haberin bir facia değil, iyi bir haber olmasını diliyoruz.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün