E414: Bir sakızın içindeki savaş

Selin BARLAS Köşe Yazısı
23 Eylül 2026 Çarşamba

Marketten bir gazlı içecek alıyorsunuz…

Çocuğunuza bir şeker uzatıyorsunuz…

Belki sabah ilacınızı yutuyor, belki eşiniz rujunu sürüyor.

Hayatın sıradan anları…

Peki, bütün bu ürünlerin ortak bir hikâyesi olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Üstelik bu hikâyenin kahramanı ne bir fabrika ne de büyük bir şirket…

Kahramanı, Afrika’nın ortasında yıllardır kanayan bir ülke: Sudan.

Ürün etiketlerinde çoğumuzun hiç dikkat etmediği küçük bir kod vardır: E414.

Gıda sanayisinin ‘Arap zamkı’ dediği doğal reçine…

Gazlı içeceklerden sakıza, ilaçtan kozmetiğe kadar yüzlerce üründe kullanılan vazgeçilmez bir hammadde.

Dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde 80’i Sudan’dan geliyor.

Ve bugün bu reçine, yalnızca küresel ekonomiyi değil, Sudan’daki savaşı da besliyor.

Birleşmiş Milletler’in yayımladığı son rapor tam da bunu söylüyor.

Sudan’da akasya ağaçlarından toplanan Arap zamkı, silahlı grupların kontrolünden geçiyor. Üreticiler haraç vermeye zorlanıyor, mallar yağmalanıyor, ticaret yolları silahlı güçler tarafından denetleniyor. Bir kısmı Port Sudan üzerinden, bir kısmı ise Çad ve komşu ülkeler üzerinden kaçırılarak dünya piyasasına ulaşıyor.

Yani market rafındaki o masum ürünün arkasında, görünmeyen bir savaş ekonomisi işliyor olabilir.

Aslında mesele bir reçineden ibaret değil.

Mesele Sudan.

Daha doğrusu, Afrika’nın bitmeyen hikâyesi.

Çünkü yıllardır Afrika denildiğinde aklımıza aynı üç kelime geliyor:

Yoksulluk… Açlık… İç savaş…

Oysa gerçek tam tersidir.

Afrika, belki de dünyanın en zengin kıtasıdır.

Dünya platin rezervlerinin yaklaşık yüzde 90’ı…

Kobaltın yaklaşık yüzde 70’i…

Manganezin yüzde 80’i…

Kromun yaklaşık yüzde 40’ı…

Altın, elmas, koltan, uranyum, lityum…

Bugün elektrikli otomobillerden akıllı telefonlara, yapay zekâ sunucularından savunma sanayine kadar modern dünyanın ihtiyaç duyduğu stratejik hammaddelerin büyük bölümü Afrika’dan çıkıyor.

Sudan ise bu zenginliğin en çarpıcı örneklerinden biri.

Altın var.

Petrol var.

Nil Nehri var.

188 milyon hektarlık verimli tarım arazisi var.

Dünyanın en büyük Arap zamkı rezervi var.

Bir zamanlar “Afrika’nın ekmek sepeti” olmaya aday gösterilen bu ülke, bugün milyonlarca insanın açlık çektiği bir coğrafyaya dönüşmüş durumda.

İşte insanın aklına şu soru geliyor:

Bu kadar zengin bir ülke nasıl bu kadar yoksul olabilir?

***

Cevap, bugünün savaşında değil…

Yaklaşık yüz elli yıllık tarihte saklı.

Sömürgecilik…

Yapay sınırlar…

Darbeler…

Etnik çatışmalar…

Yolsuzluk…

Ve doğal kaynakların halkın değil, silahlı güçlerin ve iktidar mücadelelerinin gelir kapısına dönüşmesi…

Sudan’ın kaderini bunlar belirledi.

2019 yılında Ömer el-Beşir devrildiğinde dünya umutlanmıştı.

Belki demokrasi gelecekti.

Belki Sudan yeniden ayağa kalkacaktı.

Ama öyle olmadı.

Devleti birlikte yönetmesi beklenen Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri kısa süre sonra birbirine silah doğrulttu.

Bugün savaş yalnızca Hartum sokaklarında yaşanmıyor.

Altın madenlerinde…

Limanlarda…

Kaçakçılık güzergâhlarında…

Ve akasya ağaçlarının gövdesinden süzülen reçinenin üzerinde de devam ediyor.

***

Bugün Sudan’da çalışan bir parlamento yok.

İşleyen bir hukuk düzeni yok.

Seçim yok.

Devlet otoritesi ülkenin önemli bölümünde çökmüş durumda.

Milyonlarca insan evini terk etti.

Binlerce okul kapandı.

Çocuklar eğitim hakkını kaybetti.

Hastaneler çalışamaz hâle geldi.

Kadınlara yönelik sistematik cinsel şiddet, çocuk asker kullanımı ve sivillere yönelik saldırılar artık uluslararası raporların sıradan başlıkları hâline geldi.

Oysa bütün bunlar yaşanırken dünyanın geri kalan kısmı Sudan’ı çoğu zaman yalnızca uzaktan izliyor.

Belki de çünkü savaş artık eskisi gibi görünmüyor.

Eskiden cepheler vardı.

Bugün ise tedarik zincirleri var.

Eskiden top sesleri duyulurdu.

Bugün ise savaş bazen market raflarında sessizce devam ediyor.

Belki de artık Afrika’ya “fakir kıta” demeyi bırakmanın zamanı gelmiştir.

Afrika fakir değildir; zenginliğini yönetmesine izin verilmeyen bir kıtadır. Sudan ise bunun en acı kanıtlarından biridir.

Burkina Faso’nun unutulmaz lideri Thomas Sankara, yıllar önce şöyle diyordu: “Sizi besleyen kişi, sizi yöneten kişidir.”

Bugün bu sözü biraz daha geniş okumak gerekiyor.

Çünkü artık yalnızca sizi besleyen değil…

Sizin kaynaklarınızı yöneten de kaderinizi belirliyor.

Ve bazen marketten aldığınız bir ürünün üzerindeki küçücük ‘E414’ kodu, size sayfalarca tarih kitabının anlatamayacağı kadar büyük bir gerçeği fısıldıyor:

Sudan’ın dramı, yalnızca Sudan’ın değil; zenginliği uğruna yüzyıllardır bedel ödeyen Afrika’nın hikâyesidir.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün