Akşamüstü saatleri, elimdeki kitaba dalmışken roman kahramanının bir yaklaşımı bana bir askerlik arkadaşımı anımsattı. Aradan elli yılı aşkın bir zaman geçmesine karşın onu unutmamışım. Eğitim aralarında, dinlenme saatlerinde, arkadaşlarla oturup söyleşmekten başka ne işimiz vardı ki? Farklı coğrafyalardan, geleneklerden geldiğimiz için anlattıklarımız herkesin ilgisini çekerdi. Nedense içimizden biri, sürekli kendini öne çıkaran davranışları nedeniyle aklımda kalmış. Hangi konudan söz etse en iyisi, en başarılısı oydu. Hep ben diyerek başlardı kendini değerli gösteren abartılı sözlerine. Bir başka ortamda olsam kaçınabilirdim, ama askerlik koşulları içinde birlikte olma zorunluluğundan, ona katlanmayı da öğrenmiştim.
Hepimizin yakın çevresinde, her şeyden kendilerine pay çıkaran bu tür insanlar her zaman olmuştur. Bugüne değin onlardan kimine belirli bir mesafe bırakarak, kiminden de tümüyle uzaklaşarak yaşamaya çalıştım. Bu kişilerin ölçüsüzce davranış nedenleri mutlaka birbirlerinden farklıdır diye düşünüyorum. Kendilerine olan yetersizlik ya da güvensizlik midir, görülmek ve övülmek gereksinimi midir, yoksa psikolojik bir bozukluk mudur, bilmiyorum. Ama bu yaklaşımlarıyla itici olduklarını, giderek insanlardan uzaklaştıklarını söyleyebilirim.
Montaigne de her denemesine ben ya da bence sözleriyle başlar ve sürdürür; ama onun kendinden söz etmesi bir övgü beklentisi ya da başarı onayı için değildir. En olumsuz yanlarını da çekinmeden ortaya koyar. O kendini anlatırken, aslında bütün insanlığı anlatmaktadır. Onun düşündüğü, duygulandığı ya da yaşadığı her şey, mutlaka hepimizin başına gelmiştir. Bu yüzden sözlerini yadırgamak bir yana, kendimize daha yakın buluruz.
Antik Yunan düşünürlerinden Aristotales’in ortaya attığı bir ölçülülük erdemini anımsatmak istiyorum: Altın Orta. Bu erdem, insanın kendi değerini bilmesi, ama bunu bir gösterişe dönüştürmemesidir. Şöyle diyor:
“Doğru zamanlarda, doğru konularda, doğru insanlara yönelik, doğru amaç için ve doğru şekilde hareket etmek, en iyi ve orta haldir ve bu da erdeme özgüdür.”
Bir başka deyişle bu ünlü düşünür bize, eylem ve isteklerimizi gerçekleştirirken “az” ya da “çok” değil, “olması gerektiği kadar” bir yaklaşım izlememiz gerektiğini söyler.
Bu konuyu düşünürken sosyal medya davranışlarımız aklıma geliyor. Tüm paylaşımlar görünmek, kendimizi daha çok göstermek üstüne! Gün boyu nereleri geziyoruz, nerelerde yemek yiyoruz, ne yapıyoruz… Her an bunları paylaşmak için neredeyse kendimizle bir yarış içerisindeyiz. Görülelim, kendimizi gösterelim, beğeni alalım, övgü bekleyelim… Başkasından bize ne diye düşünürken, kimi zaman benzer davranışları bilinçli ya da bilinç dışı biz de sergiliyoruz.
Ölçülülük! Delfi Tapınağı’nın duvarına kazınmış olan bu erdem, her çağda insan davranışı için önemli bir ölçüt olmuştur.
Kuşkusuz yapabilene…