İyi komşuluk yasası

Bir kütüphaneci her zaman bir mimardır; okuyucunun içinde gezineceği, kendisini bulacağı ve yaşayacağı bir bütün olarak koleksiyonunu inşa eder. Michel Melot, La Sagesse du bibliothécaire (Paris´teki Centre Pompidou kütüphanesinin eski müdürü)

Dalia MAYA Köşe Yazısı Sesli Dinle
9 Eylül 2026 Çarşamba

Henry Miller’dan ‘Yazmak Üzerine’, Saramago’dan ‘Körlük’ ve ‘Görmek’, Robin Wall Kimmerer’den ‘Bitkilerin Ruhu’, Evelyn Skye’dan ‘The Incredible Kindness of Paper’, Michiko Aoyama’dan ‘What You Are Looking For Is in the Library’, Allen Levi’nin ilk romanı ‘Theo of Golden’, Paul Auster’den ‘Görünmeyen’, Alberto Manguel’den ‘Geceleyin Kütüphane’, Sogyal Rinpoche’den ‘Tibet’in Yaşam ve Ölüm Kitabı’, Ayşe Nur Mıhçı’dan ‘Asma Yaprağı: Yemeğin ve Hayatın Piştiği Yer’…

Bu yaz, sırasıyla okuduğum kitaplar. Ortak özellikleri ne? Hepsini bu yaz okumuş olmamdan başka ortak özellikleri ne?

Üzerinde daha önce hiç düşünmemiştim. Bu yaz sıklıkla ziyaret ettiğim kitapçı kafede gözüme çarpan ‘Geceleyin Kütüphane’ isimli kitapla karşılaşana kadar bir kütüphanenin farklı düzenlenme yöntemleri hakkında düşünmemiştim. Gençliğimde, o zamanlar oldukça geniş olan kütüphanemi yerleştirirken sadece iki seçenek üzerinden karar vermiştim. Yazar soyadlarına göre mi düzenleyeceğim yoksa ana başlıklarına göre mi? Konu başlıklarına göre düzenleyeceksem onlar da kendi içinde alt başlıklarla bir ayrıma girecek mi?

Kapak renklerine göre ya da boy sırasına dizmek zaten söz konusu değildi. Bana mantıklı gelen ana konu başlıkları olmuştu. Sanat tarihi kitapları, tarih kitapları, din kitapları, romanlar, psikoloji, felsefe, arkeoloji… Ki onlar da kendi içlerinde alt konulara ayrılacak. Ayrıca Türkçe, İngilizce, Fransızca… O zamanlar belirlediğim ana konu başlıklarına göre bir düzenleme bugün hâlâ kişisel kütüphanemin temelini oluşturuyor. Yıllar sonra evimi küçültürken gerçekten ihtiyacım olan ya da en derin gönül bağı hissettiklerim hariç hepsini dağıtacağım o geniş kütüphanemi düzenlerken (o zamanlar henüz bırakın yapay zekayı bilgisayar bile hayal edebileceğimiz bir şey değildi) okuduğum kitaplardan beni etkileyen bölümlerden alıntılar, belki bir gün bir yazımda ya da başkaca bir çalışmamda kaynak olarak kullanmak isteyebileceğim pasajlar hakkında notlar ve okur yorumlarımı da içeren kişisel bir kartoteks sistemi de geliştirmiştim.

Kitap ve okuma -hatta kim bilir belki de henüz farkında olmadan bir gün o okuduğum yazarlar gibi yazabilme heyecanım- oldukça küçük yaşlara denk gelir. İlkokulun ilk senelerinde, henüz tek başıma sokağa çıkma iznim bile yokken, yazları, annemlerin öğle uykusuna daldığı sessiz ve sakin saatlerde evden kaçıp soluğu Şafak Abi’nin dükkânında aldığım saatler çocukluğumun en eski, en heyecanlı anıları arasındadır. Kitapçının raflarında sadece göz gezdirmez insan… Tüm ruhu ile gezinir. Bazan bir başlık çeker okuru, bazan bir kapak resmi… Bazan kitapçının önerisi ya da sevdiği bir yazarın yeni kitabı. 

Ama bazan daha önce hiç denk gelmediği bir konu başlığı el sallar, seslenir okura… “Hey ben de buradayım… Düşüncene yepyeni bir pencere, farkındalığına bambaşka bir çerçeve, yolculuğuna sıra dışı bir kapı açmak üzere buradayım. Al beni! Oku beni!” Online marketlerin algoritmalarının bize açmayı beceremedikleri sıra dışı bir beceri.

Kütüphaneyi yukarıda bahsettiğim kitapla karşılaşana kadar bir zihin olarak düşünmemiştim doğrusu. ‘Rafların amaçlı ama gelişigüzel düzeni’nden bahsediyor yazar.

Bir kitabın bambaşka bir alandaki görünüşte ilgisiz bir kitabı çağrıştırması, bu yüzden belki de ikisinin aynı rafta yan yana dizilmesi; her yeni okunan kitapla birlikte yeni bir düşünce silsilesini izlemek üzere kitapların yeniden sıraya girmesi… Akışkan, hareketli bir kütüphane… Belki de 1866’da Hamburg’da banker bir Yahudi ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya gelen Aby Warburg’un, hiçbir zaman nihai bir düzene kavuşmasını istemediği o ütopik kütüphanesi. Warburg daha on üç yaşındayken aile bankasındaki ilk oğulluk hakkını küçük kardeşi Max’a devretmiş, karşılığında ömrü boyunca isteyeceği her kitabın kendisine alınmasını şart koşmuştu. O kütüphane işte bu anlaşmadan doğdu. Warburg kitaplarını ‘iyi komşuluk yasası’ dediği bir ilkeye göre dizerdi: aradığınız kitap çoğu zaman ihtiyacınız olan kitap değildir, ihtiyacınız olan onun hemen yanında durandır. Bu yüzden bilim tarihi kitaplarını büyü, astroloji ve simya kitaplarıyla aynı rafa koyar; soruları değiştikçe kitapların yerini de değiştirir, kütüphaneyi düşüncesiyle birlikte yeniden ve yeniden dizerdi. Sorudan soruya, düşünceden düşünceye sıçrayan beynimizde anbean oluşan kıvılcımlar doğrultusunda sürekli yer değiştiren kitaplar ve raflar…

Şimdi listeye yeniden bakıyorum. Aoyama’nın romanındaki kütüphaneci, insanlara aradıkları kitabı değil ihtiyaç duydukları kitabı verir. Onu bitirdikten hemen sonra Manguel’in Geceleyin Kütüphane’sini açmışım: Warburg’un yasasını önce roman olarak okumuşum, sonra deneme olarak. Listenin son iki kitabına da bakın; biri ölmeyi, öbürü yemek pişirmeyi anlatıyor. Yan yana durduklarında ikisinin de aynı şeyden söz ettiğini görüyorum: hayattan.

Listedeki üç İngilizce kitabın peş peşe gelmesinin sebebi ise çok farklıydı: Amerika’dan gelen kızım kendi mahallesindeki kitapçının önerilerini dinleyerek alıp getirmişti onları. Bir kitabın bize ulaşma yolları arasında en güzeli belki de bu — birinin onu bavuluna koyup getirmesi. Sonra yeniden kendim buradaki kitapçıdan satın almaya başladım.

Yayıncım kitap satışlarının yüzde 80’inin artık dijital marketlerden yapıldığını belirtse de -ve ben kendim de uzun zamandır bu ortamlardan kitaplarımı alıyorsam da- tam da bu yüzden bence dijital pazar yerlerinin fendi fiziksel kitapçıları asla yenemeyecek.

Fiziksel kitapçıların insana yaşattığı bu beyin sıçramalarını hatırlamak -ya da genç okurlar açısından bunu keşfetmek- yeniden oraya dönmek için yeterli bir sebep.

Bütün kış, yazın sakin saatlerinde okumak üzere sıraya dizdiğim kitapların yerine bu yaz birbirinden alakasız görünen bu kitapların öne çıkmasındaki ortak özellik işte bu.

Şimdi izninizle kütüphanemi yeniden düzenlemeye gidiyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün