Bu ay, Çeşme’de ‘Hayata Renk Katalım’ projesi, Day Center programı kapsamında bir salon dolusu ‘ayrık otu’na konuştum.
Ayrık otu -bilenler bilir- bahçıvanların baş belasıdır: Betonu deler, kuraklıkta yeşerir, üstüne basarsınız eğilir ama kırılmaz. Ne var ki bir sırrı vardır. Bir sırrı, bir büyüsü vardır. Ayrık otları, zarar görmüş bir toprağa şifa için gelen ilk otlardır. Kimse onları ekmez; onlar kendiliğinden gelir, kökleriyle yaralı toprağı tutar, iyileştirir ki ardından çiçekler gelebilsin. Karşımda oturan, çoğu 65’ini, kimi 80’ini aşmış o güzel insanlara baktım ve tam bunu gördüm: Bu toprakları tutmuş, iyileştirmiş, bizlere zemin hazırlamış bir salon dolusu şifacı.
Konumuz sözlerin büyüsüydü. Sabah uyandıklarında ya da gün içinde kendilerine en çok söyledikleri “Ah, belim…” “Ah kalçam…” “Artık yapamıyorum…” gibi cümlelerin nasıl bir büyü olduğunu, beynimizin — bizim çok akıllı zannetmemize rağmen aslında saf ve itaatkâr organımızın — kendisine söyleneni bize nasıl birebir yaşattığını konuştuk. Bir Çeşme limonu hayal ettik, yüzler buruştu. Bir bardacık hayal ettik, yüzler gülümsedi. Oysa ağzımıza ne limon girmişti ne de bardacık! Sadece kelimeler. Gün boyu kendimize söylediklerimiz de öyle değil mi? Kimi limon, kimi bardacık. Ve sohbetin sonunda “Lehayim!” diye yaşamın büyüsünü hatırladığımızda dinleyicilerimin ‘bitti’si olmadığını biliyordum. Sadece hepimizin ara sıra sözün büyüsünü hatırlatılmaya ihtiyacımız vardı.
Hayata Renk Katalım İzmir Musevi Cemaati Vakfı’nın, The Sephardic Foundation on Aging desteğiyle yürüttüğü bir proje. Proje Ocak 2025’ten beri 65 yaş üzeri toplumumuzun değerli üyelerini yaz kış hayatın içinde tutuyor. Söyleşiler, kitap kulübü buluşmaları, resim kursları, tavla turnuvaları; Sardes’e, Bergama’ya, Tire’ye, Urla’ya geziler; konserler, sergiler, kalabalık bayram sofraları… Ve haftada bir gün Day Center buluşmaları. Katılımcıların bu günleri iple çektiğini bizzat gördüm. Bu yaz benim yanı sıram Şalom’un değerli kalemleri Nana Tarablus “7 kıtada ışığın avcısı” ve Avram Ventura “Yahudi öyküleri ışığında” sohbetleriyle konuk oldu; annemin çocukluk arkadaşı cemaatin değerlilerinden Sara Pardo’nun yurt dışında yaşayan ikiz torunları Selen Amado Sokullu ve Deniz Amado Rauch da gitarları ve sesleriyle Sefarad ezgileri söyleyip herkesi coşturdu. Sezonu sizler bu yazıyı okurken büyüklerimizden dinlediğimiz kantikaları opera sahnesine taşıyan çocukluk arkadaşım, 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konsevatuarı şan hocası, soprano Prof. Dr. Linet Şaul, Amsterdam Konservatuvarında şan öğrencisi olan kızı Camilla ile birlikte kapatacak.
Sara’nın torunlarını izlerken düşündüm: İşte Çeşme’nin asıl büyüsü bu. Çünkü ben de o ailelerdenim. Benim de sevdiklerim yılın büyük kısmını uzak coğrafyalarda yaşıyor; ben de takvime yazı, yaza da -yıllar sonra yeniden geldiğim- Çeşme’yi yazarım. Buradaki buluşmalarımız bir tatil programı değildir. Çeşme bir ailenin, dağılmış parçalarını her yaz yeniden bir araya getirip bütünlenmesidir. Çocukları, torunları dünyanın dört bir yanına savrulmuş İzmirli aileler yazları burada buluşur. Çeşme bizim için bir yazlık değil; kurulmuş, bekleyen bir büyük aile sofrası. O sofrada büyüklerimizin mutfağından yalnızca tarifler almıyoruz. Doyan da sadece karnımız değil. O sofrada bizler büyüklerimizin anılarından da besleniriz. Dillerinden, şarkılarından, dualarından, tuttukları yastan ve kaldırdıkları kadehten besleniriz… Uzak coğrafyalarda büyüyen çocuklarımız her yaz buraya döndüğünde, kimse onlara aidiyet öğretmek zorunda kalmaz. Bir bardacığın kokusu, bir Sefarad ezgisi, bir büyükannenin sofra başındaki tek cümlesi yeter. Aidiyet ders değildir çünkü. Aidiyet bir mirastır. Bu mirasın dağıtıldığı yer Çeşme buluşmaları ve Çeşme sofralarıdır. Çeşme’dir.
İşte bu yüzden Hayata Renk Katalım bence yalnızca bir “yaş alma projesi” değil; bu proje daha ziyade bir köprü. Gençler o masalara oturdukça kim olduklarını hatırlıyor; büyükler gençleri gördükçe niçin yaşadıklarını. Birbirlerine şifa oluyorlar — ayrık otunun görevi zaten hiç bitmez.
Davetim genç yaşlı herkese: Bu yaz belki sonra erdi. Ama gelecek yaza şimdiden bir randevunuz var. Bir perşembe yolunuzu Hayata Renk Katalım programına düşürün. Anneannenizi alın gelin. Torununuzu alın gelin. Gitarınızı alın gelin — ya da sadece kendinizi getirin. Bu masada hepinize yer var. Bu masada hem doyacak hem hatırlayacaksınız. Büyüyü hatırlayacaksınız. Yaşamın büyüsünü.
Lehayim.