Roş Aşana dualarının ‘en önemli’ kısmı, deyim yerindeyse, Şofar’ın çalınmasıdır. Roş Aşana'da dua boyunca toplam 100 ses çalınır. Elbette burada sorulması gereken bu mitsvanın anlam ve öneminin ne olduğu, Şofar sesini duyduğumuzda ne düşünmeli, ne hissetmemiz gerektiğidir. Cevabı açıklamak için, hepimizin çok yaygın bir şekilde karşılaştığı durumlardan biri ile ilgili bir benzetme yapalım: Bir anne eve gelir. Evde büyük bir dağınıklık hâkimdir. Bunun üzerine çocuklarına döner ve birkaç dakikalığına toparlanmalarını ister. Sonra üstünü değiştirmek için yukarı çıkar.
Aşağı indiğinde, aynı karmaşayı ve çocukların daha önce oturdukları yerlerde oturduklarını görür. Sanki hiç yokmuş gibi, isteği tamamen görmezden gelinmiştir. Oldukça sıklıkla karşılaşmamız mümkün olan bu senaryo aslında Şofar çalmanın hedefi olan teşuva kavramını anlamamıza yardımcı olacaktır.
Hepimiz mutlaka öyle veya böyle yanlışlar yaparız. Ne zaman günah işlesek, ne zaman yanlış bir şey yapsak, aslında Tanrı’yı görmezden geliriz. Sanki Tanrı bizimle değilmiş, hayatlarımızın bir parçası değilmiş gibi davranırız. Eğer, O'nu hayatımızın bir parçası yapsak, varlığının farkında olsak, bize yapmamamızı söylediği bir şeyi yapmaya asla cesaret edemeyiz. Dolayısıyla her günah işlediğimizde, Tanrı’yı hayatımızdan biraz daha uzaklaştırıyoruz.
Tora Tanrı’yı hayatımıza geri getirme arzusudur. Bu ilişkiyi yeniden kurmak için duyulan şiddetli ve çaresiz bir özlemdir. Tora öğretileri ile O'nsuz yaşayamayacağımızı, O’nun yanımızda olmasına ihtiyacımız olduğunu hissetmemizi sağlar. Kişi hesap zamanı geldiğinde ‘din’ dediğimiz yargı ile ‘heşbon’ dediğimiz hesaptan sorumlu tutulacaktır. Din yapmamız gereken şeyleri yapmamak karşısındaki sorumluluk demektir. Heşbon ise yaptığımız yanlışlar süresince yapmadığımız doğru şeylerin hesabını verme zorunluluğudur. Sözgelimi Şabat’ı kutsamayan biri Şabat kurallarına uymadığı için yargılanır. Aynı zamanda Şabat günü yapması gereken Tora öğrenimi, aileyle birlikte seuda yapmak, Tora dersini izlemek gibi etkinliklere katılmadığı için de hesap vermek zorunda kalacaktır. Korkudan yapılan teşuva isteyerek yapılan günahları istemeden yapılmış şekle sokar. Hesap verdiğimizde ‘din’ dediğimiz yargı oldukça hafifler. Ancak ‘heşbon’ yerinde durmaktadır. Gemara sevgiyle yapılan teşuvanın günahlarımızın mitsva şekline dönmesine yardımcı olacağını öğretir. Böylelikle insan hem yargı dediğimiz ‘din’ hem de hesap dediğimiz ‘heşbon’ kavramından muaf olmuş olur.
Soru bunun nasıl olacağı yönündedir. Cevabını şöyle vermeye çalışalım: Teşuva yaptığımızda günahın yarattığı mesafe, Tanrı’ya daha da fazla yakınlık özlemi çekmemize neden olur. Kendimizi O'ndan kopuk hissederiz ve bu da özlemimizi daha da güçlendirir. Bizi ona yaklaştırır. Dolayısıyla o yanlıştan dönüş Tanrı ile bağın güçlenmesine sebep olduğu için mitsva halini alır.
Şofar’ın sesinde söz yoktur. O ses ruhumuzun en derinlerinden gelen bir feryattır. Bizler ruhumuzun Tanrı ile yakın olması için sesimizi yükseltmiş oluruz. Çünkü hepimiz daha yakın bir ilişki içinde olmayı özlemleriz.
Şofar’ın sesi sözsüzdür. Ruhumuzun Haşem'le yakınlığı için feryat ediyoruz. Daha güçlü bir ilişki özlemi çekiyoruz. Şofar sesini duyduğumuzda, hayatımızda Tanrı’yı ne kadar istediğimizi ve O'na ne kadar ihtiyacımız olduğunu, hatalı davranışlarımızla O'nu hayatımızdan ne kadar uzaklaştırdığımızı düşünmeliyiz. Bu, üzüntüyle değil özlem ve hasretle, ittiğimiz birine duyduğumuz çaresiz ihtiyaç duygusuyla ilgilidir.
Eğer bu özlemi Roş Aşana'da yaşayabilirsek, o zaman yaptığımız yanlışları mitsva kaynaklarına dönüştürebiliriz. En önemlisi, gelecek yılı bir önceki yıldan çok daha iyi hale getirme, geçmişte yaptığımız birçok hatayı tekrarlamama ve her gün gerçek anlamda Tanrı ile bir arada olma fırsatına sahip olabiliriz.
Peraşamızda dediği gibi seçim bizimdir. Moşe Rabenu yine de bir tavsiyede bulunmuştur: “Uvaharta bahayım / hayatı seçiniz”.
Tizku leşanim rabot…