“O anı, o korkuyu ben her eylül yaşıyorum!”

Mois GABAY Köşe Yazısı
26 Ağustos 2026 Çarşamba

Değerli dostum gazeteci, yazar Serdar Korucu’nun kaleme aldığı, İstos Yayınları’ndan çıkan ‘Akşam İstanbul’da Çok Fena Şeyler Oldu - 6-7 Eylül 1955’i Son Tanıkları Anlatıyor!’ eserindeki belki de en çarpıcı tanıklıklardan biri Despina Mistiloğlu’nun “O anı, o korkuyu ben her eylül yaşıyorum!” sözleriydi.

Bugünlerde yoğun gündemimiz nedeniyle belki de sadece duyarlı bir azınlığın hatırladığı, çok eski gibi gözüken ama acıları halen taze bir yok oluşun başlangıcı 6-7 Eylül 1955.

Şu anda sayıları 1500’lere kadar düşen Rum toplumu kimdir? Kafa karışıklıklarını gidermek bile geleceğe yönelik doğru anlamalara vesile olabilir. Rum kimdir? Helen kimdir? Yunan kimdir?

Helen kelimesi esas olarak etnik-kültürel kimliği anlatır. Antik çağdaki Yunan dünyasının insanları kendilerine Hellēnes diyordu; modern Yunancada da Yunanistanlı/Yunan için Ellinas kullanılır.    Bugünkü Yunanistan devletinin halkı/milletine ‘Yunan’, diline ‘Yunanca’ denir. Sözcüğün kökü, Antik Yunan topluluklarından İyonlar (Iōnes) adına dayanır; Persçe üzerinden Doğu dillerine Yūnān biçiminde yayılmıştır. Rum ise, doğrudan ‘Yunanistan vatandaşı’ demek değildir. Kelime Roma/Romalı adından gelir. Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun Yunanca konuşan Ortodoks halkı kendisini uzun süre Romios (Romalı) olarak tanımladı. İslam ve Osmanlı dünyasında da bu gelenekten gelen Doğu Roma/Ortodoks toplulukları Rum olarak adlandırıldı. Bu nedenle İstanbul Rumları, Anadolu Rumları veya Kıbrıs Rumları denildiğinde tarihsel-toplumsal bir kimlikten söz edilir.

İşin özü, bizim Rumlarımızın çoğu geçmişte de bugün gibi Osmanlı olmaktan gurur duyan insanlardı. 6-7 Eylül 1955’te belki de hayatları boyunca bir kez bile olsun gitmedikleri bu ülkenin hataları bahane edilerek, büyük bir bedel ödediler. Rumların gitmesiyle sadece tüm şehrin çehresi, yaşam kültürümüz, asli renklerimizden biri gitmedi. Rumların gitmesiyle birlikte, hep beraber eğlenmeyi de unuttuk!

O sebeptendir ki, artık yaz aylarında Yunan adalarını tatil için tercih eden birçok Türk misafir paylaşımlarında hele ki 15 Ağustos Meryemana Yortusu zamanında beraberce edilen danslarda keşke diye iç çekmekteler. Mesele sadece eğlenmek olsa, servisten gustolu yaşama daha birçok kayıp yaşadık.

Geriye ise cezasız kalan bir gecede, acıları yıllarca unutulmayacak tanıklıklar kaldı.

Biz Musevi toplumu için ise, 6 Eylül tarihinin en büyük acısı 6 Eylül 1986 Neve Şalom Sinagogu saldırısıdır. O gün bir daha geri dönülmemecesine demir kapılar ardından yoğun güvenlikle Allah’ın evinde dua etmeyi öğrendik. Buradayız desek de manevi olarak acımızı her 6 Eylül’de hatırlayarak, bir daha asla demek için kenetleniyoruz.

6 Eylül’leri barış, huzur ve mutlulukla hatırlayabilmek dileğiyle…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün