Jeoteknoloji çağı

Hayati MOLİNAS Köşe Yazısı
26 Ağustos 2026 Çarşamba

Geçen yüzyılda petrolü kontrol eden ülkeler süper güç oldu. Bu yüzyılda ise, yapay zekâyı mümkün kılan veri merkezlerini, çipleri ve enerjiyi kontrol edenler jeopolitik üstünlük sağlayacak.

Yapay zekâ  modellerini eğitmek ve çalıştırmak için büyük veri merkezlerine ihtiyaç var. Veri merkezleri artık ekonomik büyümeyi ve ulusal güvenliği  destekleyen stratejik varlıklar haline geldi. Bu teknoloji hayatın her alanına girdikçe onu destekleyen altyapının önemi her geçen gün artıyor.

Ancak bunun bir maliyeti var. Büyük bir veri merkezi günde 10 ila 50 bin kişilik bir yerleşimin günlük su ihtiyacına eşdeğer miktarda su kullanıyor. Artan elektrik talebi ise enerji fiyatlarını yükseltiyor. Bu maliyet de genellikle halkın cebine yansıyor. Dolayısıyla bu durum ülkeleri yeni enerji altyapısı yatırımlarına zorluyor.

ABD’de veri merkezlerinin kullandığı enerji ve su kaynaklarına yönelik yerel tepkiler artıyor. Buna rağmen Başkan Donald Trump, yapay zekâ yarışının stratejik önemini hatırlatarak bu yatırımların durdurulamayacağını açıkça ifade etti. Trump’a göre veri merkezlerini reddeden eyaletler ve şehirler ekonomik ve teknolojik yarışta geri kalacak. Washington’un buna izin vermeyeceğini de dile getirdi.

ABD’nin her konuda rakibi olan Çin ise yapay zekâya tamamen odaklanmış durumda. Halkın büyük bir bölümü bu alandaki gelişmelerden heyecan duyduğunu belirtiyor. Diğer taraftan Pekin, yapay zekâyı gelecekteki ekonomik ve askeri üstünlüğünün temel unsurlarından biri olarak görüyor ve veri merkezi yatırımlarını artırıyor. Buna rağmen Çin’in veri merkezi kapasitesi şimdilik ABD’nin gerisinde.

Benzer şekilde, diğer Asya ülkelerinde ve Latin Amerika'da da insanlar yapay zekânın faydalarını daha fazla öne çıkarıyorlar. Özellikle gelişmekte olan ülkeler veri merkezlerini ekonomik büyümenin aracı olarak görüyor. Elbette çevresel kaygılar da var. Hindistan'da aktivistler, veri merkezlerinin su tüketimini protesto etmek için ‘Veriyi içemeyiz’ pankartıyla gösteriler düzenliyor.

Avrupa ise bu gelişmelerin yarattığı denklemden biraz rahatsız. Yapay zekâ yatırımlarını artırmak istiyor. Ancak diğer taraftan çevresel hedeflerinden ve veri koruma standartlarından vazgeçmek istemiyor. Yaşanan bu ikilem yüzünden hızlı karar alamıyor ve yarışta geri kalıyor.

Önümüzdeki yıllarda özellikle ABD ve Çin, devasa veri merkezleri ve bunlara bağlı enerji altyapısı kurmak için daha fazla yatırım yapmak zorunda kalacak. Yapay zekâ büyük veri merkezlerine bağımlı olduğu için, veri merkezlerini ve onları besleyen çipleri kontrol eden ülke yapay zekâyı da kontrol eder hale gelecek.

Bu yüzden veri merkezleri jeopolitik çatışmalarda giderek daha görünür hale geldi. Çünkü bunlar dijitalleşen ekonominin kontrol merkezleri olarak görülmeye başlandı. Genellikle fiziksel olarak savunmasız durumdalar. Yapay zekâ altyapısı küresel olarak genişledikçe, veri merkezleri düşmanların dikkatini giderek daha fazla çekecek. Nitekim yakın dönemde Ortadoğu’da yaşanan saldırılarda Amazon’un veri merkezleri zarar gördü. İran, Oracle’ın Dubai’deki veri merkezini de hedef aldığını söyledi.

Veri merkezleri artık elektrik santralleri veya limanlar gibi kritik ulusal altyapı olarak görülmeli. Süper güçler bu altyapıları yalnızca nasıl geliştireceklerini değil, olası çatışmalarda nasıl koruyacaklarını da planlamak zorunda.

Sanayi Devrimi’nde kömür, 20. yüzyılda petrol, Soğuk Savaş döneminde ise nükleer teknoloji jeopolitik arenada güç dengesini değiştirdi. 21. yüzyılda ise bu rolü yapay zekâ üstlendi. Bu nedenle veri merkezleri, onları besleyen çipler ve enerji altyapısı günümüz jeopolitiğinin en stratejik unsurları haline geldi.

ABD ve Çin bu yarışta şimdilik önde gidiyor. Asıl mesele bu yarışı kimin kazanacağı değil. Kazananın bu gücü nasıl kullanacağı!

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün