Yapay zekâ artık insanın varoluşunun vazgeçilmez bir parçası olmuş durumda. Herkes en ufak bir bilgiyi ya da en önemli bir soruyu kimseye danışmadan yüzyılımızın en büyük icadına soruyor.
Beş yaşındaki bir çocuk bile, anne-babasının cevap veremediği bir soruya, “O zaman yapay zekaya soralım” diyorsa, oturup bir düşünmek gerekiyor: Quo vadis insanlık?
Hayatı kolaylaştıran bu görünmez güçlü varlık aynı zamanda insanın özgür iradesini ele mi geçiriyor?
Evet, bir gerçeği teslim edelim. Yapay zekâ, insanlara ve şirketlere büyük miktarda veriyi hızlı analiz etme, rutin işleri otomatikleştirme ve daha doğru kararlar alma konusunda yardımcı oluyor. Tıpta hastalıkların erken teşhisi, yeni ilaçların geliştirilmesi ve kişiye özel tedavi yöntemlerinin belirlenmesinde önemli katkılar sağlıyor. Bilimde ise çok büyük veri kümelerini analiz ederek araştırmaların hızlanmasına ve daha önce fark edilmemiş ilişkilerin keşfedilmesine olanak tanıyor. Şirketler açısından üretimden pazarlamaya, müşteri hizmetlerinden finansal analize kadar pek çok alanda verimliliği artırıyor. Kısacası, yapay zekâ insanın yerini almaktan çok, insanın bilgiye ulaşma ve karmaşık sorunları çözme kapasitesini büyük ölçüde genişleten bir araç haline geliyor.
Ancak insanlığın geleceği adına ısrarla şunu sormamız gerekiyor:
Yapay zekâ özgür iradeyi öldürüyor mu, yoluna engel mi çıkarıyor, yoksa yeniden mi yaratıyor?
***
Yapay zekâ, her şeyden önce bireyi anlamaya çalışan algoritmaları sayesinde ona farklı görüşler veya zorlayıcı fikirler yerine onu rahat hissettirecek içerikleri öne çıkararak seçenek dünyasını küçültüyor. Bu da klasik anlamda özgür seçimi değil, önceden filtrelenmiş seçimi yaratıyor. Sürekli en iyi seçeneğin sunulması insanın kendi muhakemesini kullanma alışkanlığını da köreltiyor. Hep algoritmalara danışır olan insanın ‘özgür iradesi’ zamanla iyice zayıflıyor.
En büyük tehlike ise manipülasyona uğrama. Yapay zekânın kendisine sürekli danışanın davranış kalıplarını, duygusal güçlü ve zayıf taraflarını iyi bildiğinden, onu belirli bir yöne sürükleme, manipüle etme gücü var. ‘Özgür iradenin’ bu noktada, hâlâ özgür olup olmadığı tartışılır hâle geliyor.
Ancak olumlu taraflarını da unutmamak lazım. Bilinçli kullanıldığında, daha fazla faydalı bilgiye erişimi sağlarken hem bireyler hem kurumlar olarak karmaşık kararları ve olguları analiz etmeye yardımcı oluyor.
Ezcümle, yapay zekâ, çoğunlukla, özgür iradeyi ‘silmiyor’, ama onu kolayca yönetilebilir, yönlendirilebilir ve tembelleştirilebilir hale getiriyor.
İnsan, özgür olduğunu sanırken aslında algoritmaların çizdiği dar koridorda yürüyor…
***
Ünlü tarihçi, düşünür Yuval Noah Harari’ye göre insanda özgür irade bir efsanedir, bir yanılsamadır. Ona göre insanlar özgür iradeye sahip değildir.
Harari, insanın bir iradesi olduğunu ama onun kararlarının özgürce alınmadığını savlar. Ona göre kararlar biyolojik (genler, beyin kimyası), kültürel, toplumsal ve çevresel güçler tarafından şekillendirilir.
Bilimsel açıdan bakıldığında, insan da bir tür biyokimyasal algoritmadır; kararları ya deterministiktir ya da rastlantısaldır, ama ‘özgür’ değildir. İşte bu özgürlük yanılsamasını yapay zekâ tehlikeli hâle getiriyor. Yapay zekâ özgür iradeyi yok etmiyor, çünkü zaten yoktu. Ama var olduğuna dair inancımızı yerle bir ediyor ve bu inancı koruyanları daha da savunmasız hale getiriyor. Algoritmaların yönetimi altında bir illüzyon dünyasında yaşatıyor ona danışanı.
“Ben özgürce seçtim” diyen insan, aslında en kolay manipüle edilen insan oluyor.
Harari bunu insanın ‘hack’lenmesi’ diye adlandırıyor.
***
Özgür irade konusunda kafa patlatmış ünlü düşünürler Spinoza ve Nietzsche’ye odaklandığımızda, tablo daha da ilginçleşiyor.
Spinoza’ya göre özgür irade yoktur; ona göre insan nedensellik yasasıyla kimi kararlar alır. Bu zorunlu bir süreçtir. İnsanın tüm eylem ve düşüncelerinin mutlaka bir nedeni vardır.
17. yüzyılın, cemaati tarafından aforoz edilen düşünürüne göre özgürlük bu zorunluluğu anlamaktır. Evren zorunlu yasalarla işler; insan da bu yasaların bir parçasıdır. Özgür insan (homo liber), duygularının ve eylemlerinin gerçek nedenlerini kavrayan, tutkularının kölesi olmaktan çıkan kişidir.
Yapay zekâ burada iki yüzlü bir araçtır. Bir yandan, insanın davranış kalıplarını, önyargılarını ve duygusal tetikleyicilerini daha net gösterebilir. Bu, Spinoza’nın bireyin özgürleşme yoluna teknik bir destek sunar. Öte yandan algoritmalar çoğu zaman insanı anlamaya değil, yönlendirmeye programlar. Aynı insanı korkularıyla, arzularıyla, onay ihtiyacıyla besler. Böylece dış nedenlerin esiri haline gelir. Spinoza’nın ‘kölelik’ dediği durum, yapay zekâ çağında daha da yaygınlaşır: İnsan kendi zorunluluğunu anlamak yerine, algoritmanın dayattığı zorunluluğu yaşamaya başlar.
Spinoza’nın zaten özgür olmayan insan iradesi, bir anlamda, yapay zekâ yüzünden algoritmaların kölesi olur. Özgürlük hepten terk eder insanı.
Nietzsche’nin özgür ruhu (freier Geist) ise bambaşka bir figürdür. O, geleneksel ahlakın, dinin, sürü değerlerinin prangalarından kurtulmuş, kendi değerlerini yaratabilen ideal ruhtur. Özgürlük burada yıkıcı ve yaratıcı bir güçtür. Yapay zekâ bu özgürlük için daha tehlikelidir. Zira, algoritmalar ‘beğenilen’, ‘güvenli’ ve ‘trend olan’ı öne çıkartır. Ünlü düşünürün yücelttiği bireyin risk alma, yalnız kalma, kendi yolunu çizme cesaretini sistematik olarak budar. Nietzsche’nin nefret ettiği ‘son insan’ tipi – rahat, risk almayan, sürüye uyan insan – yapay zekâ sayesinde daha kolay üretilir. Hazır cevaplar, kişiselleştirilmiş konfor ve sürekli onay insanın kendini aşma iradesini tembelleştirir.
İki düşünürü bir araya getirdiğimizde tablo netleşir: Yapay zekâ klasik anlamda özgür iradeyi yok etmez, çünkü onlara göre zaten yoktu. Asıl tehlike başka yerdedir.
Yapay zekâ, Spinoza’nın istediği ‘anlama’ çabasını teknik olarak destekleyebilirken, çoğu zaman bunu manipülasyona çevirir. Nietzsche’nin istediği ‘yaratma’ cesaretini ise neredeyse sistematik olarak aşındırır. Böylece insan hem kendi iç zorunluluklarını anlamaktan uzaklaşır hem de dışarıdan dayatılan değerleri sorgulayıp yenilerini yaratma gücünü kaybeder.
***
Bugün asıl soru şu olmalı: Yapay zekâyı, insanoğlu zorunlulukları daha iyi görmek ve kendi değerlerini daha cesurca yaratmak için mi kullanacak, yoksa onun çizdiği dar bir koridorda ‘özgür’ sandığı bir hayat mı yaşayacak?
Ama şunu unutmamak lazım: Hiçbir algoritma bizim yerimize anlam ve değer üretemez.
Bu iş hâlâ insanoğluna ait.