Davud'un gözleri

“Devletin esas, varoluş sebebi vatandaşlarının güvenlik içinde ruh ve bedenlerini geliştirmelerini sağlayarak, kendi akıl ve mantıklarını serbestçe kullanmalarını temin etmektir. Dolayısıyla devletin gerçek hedefi ´hürriyet´ ortamını yaratmaktır.” Baruch Spinoza

Sami AJİ Köşe Yazısı
5 Ağustos 2026 Çarşamba

Yıllar evvel eşimle Floransa’da üç gün kalmıştık. Hayranlık ve şaşkınlıkla şimdiye kadar edindiğimiz kültürel birikimimizin bu şehirden kaynaklandığını heyecanla gözlemiştik.

Bazı evlerin duvarlarına perçinlenmiş levhaları okuduğumuzda, bu mekânlarda yaşamış kişilerin adları bizi şaşırtıyor… Bir müzeye girip de tablo, heykel ve seramik sanatçılarının yapıtları ile karşılaştığınızda duygularımızın kabardığını hissediyorduk. Rönesans dediğimiz çağın yaratıcılarının ve yaşatanların sanki tamamı bu şehirde yaşamış: Dante, Machiavelli, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Boticelli, ünlü coğrafyacı ve kâşif Amerigo Vespuci ve daha onlarcası…

Şehri dolaşırken meclis binasının ‘Palazzio Vecchio’nun bulunduğu meydandan, ‘Piazza della Signoria’dan geçmemek mümkün değil ve büyük usta Michelangelo’nun görkemli Davud heykeli derhal göze çarpıyor… Gençliğinde Goliath’ı yenmiş, bu zaferin ünü ile yükselerek kral olmuş, Jerusalem’i fethederek İsrail Krallığı’nın başkenti ilan etmiş, cesur, güçlü ve aynı zamanda şair ve müzisyen bir tarihi şahsiyetin, Davud’un, heykeli niçin şehrin en önemli meydanına 1504 yılında ve özellikle niçin parlamento binasının önüne konmuş diye merak etmemek elde değil.

Ve nihayet, dini baskıların etkisiyle, kadınların elbiselerinin renginin ve şeklinin belli kaidelere bağlandığı, genç kızların sokağa çıkmalarının kısıtlandığı ve çıksalar dahi sadece kiliselere gitmeye izinli oldukları ve bu izin esnasına dahi mutlaka yüzlerini peçe ile örtmeye zorlandıkları bir dönemde, çıplak bir genç erkek heykelinin meydanda teşhirine nasıl izin verilebilirdi?1

İtalya Yarımadası’nın kuzeyinde, Floransa halkı, 13. asırdan itibaren, çeşitli iç ve dış zorluklara ve savaşlara rağmen, adeta mucizevî bir ilhamla, halkın egemenliğini ön gören ve hür insanlar tarafından yönetilen bir tarz ‘cumhuriyet’ kurmuştu. Bu cumhuriyet, çevre ülkelerinin çoğunun öfkesine ve düşmanlığına rağmen yaratılmıştı.

Bu cumhuriyet bizim alıştığımız cumhuriyetlerden epey farklı ve ilginçti: Her ferde şehrin yönetiminde bir rol ve bir mesuliyet vererek aidiyetini ve topluma bağlılığını en üst seviyelere çıkartıyordu.

Düşünün… Bu cumhuriyetin meclisi, Floransalı vatandaşlar arasından seçilen kişilerden oluşmaktaydı. Hürriyet ve sorumluluğu birbirine eşit kılarcasına, 30 yaşını bitirmiş her bir erkek, bu meclise aday olmak yükümlülüğünde idi… yeter ki Floransa içinde veya dışında yerleşik herhangi bir kişi veya kuruma borcu olmasın. Meclis üyeliği de iki ay sürerdi. Bu iki ay zarfında evinde değil, parlamentoda kendisine tahsis edilen dairede oturur ve hiçbir malî veya ticarî faaliyette bulunamazdı2.

Gerek meclis içinde gerek dışında, vatandaşlar her türlü fikir ve düşünceleri tartışmakta tamamen serbest oldukları gibi, hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan eserlerini basmak, yayınlamak veya teşhir etmekte hürdü.

Michelangelo, Davud’u, 1501 yılında, şehir meclisinden aldığı sipariş üzerine, mermere yontmaya başlamış ve üzerinde üç sene çalışmıştı. Bitirdiğinde, heykelinin, şehrin sembolü olacağından emindi. Dosta ve düşmana şöyle bir mesaj veriyordu:

“Floransa halkının saklı veya gizli hiçbir şeyi yoktur. Sözlerimizi ve düşüncelerimizi bütün açıklığıyla, dürüstçe ve baskı altında kalmadan söyleriz. Önyargılarımız, tabularımız yoktur ve bu yöndeki davranış ve tutumları reddederiz. Bu ilkeler, bizim dayanağımız, yaşam tarzımızın ve anayasamızın temel öğeleridirler. Tıpkı Davud gibi güç ve kudretimizin kaynakları bunlardır. Ne kadar kuvvetli olursa olsunlar düşmanlarımızdan korkmayız3.”

Davud’un gözleri, o tarihlerde Floransa’nın büyük düşmanı Roma’daki Papalık Sarayına yönelikti. Bugün de aynı yöne bakmaktadırlar4.

1, 2 ve 3 Christopher Hibbert, ‘The Rise and Fall of the House of Medici’ Penguin Books, 1974.

4 Heykelin orijinali 1873 yılında hava şartlarından etkilenmemesi için, müzeye kaldırılmış ve yerine tamamen aynı boyutlar ve açıyla, kopyası konmuştu.

Bu yazım 20 Mart 2013 tarihli Şalom’da yayınlanmıştı. Yeni okuyucularımız için hafifçe düzelttikten sonra paylaşıyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün