Bazı insanlar vardır, başarıya ulaşır. Bazıları ise başarıya ulaşmadan önce hayatın en sert yüzüyle tanışırlar.
İran Milli Takımı’nın kalecisi Alireza Beiranvand’ın hikâyesi tam da böyle bir hikâye. Bugün milyonların alkışladığı bir Dünya Kupası kalecisi olarak tanınıyor. Oysa bir zamanlar dağlarda koyun güden, futbol hayalinin peşinden koşarken geceleri kulüp binalarının önünde uyuyan bir çocuktu.
İnsan bazen hayatın adaletsizliğinden şikâyet eder. Kiminin doğuştan sahip olduğu imkânlara bakar, kiminin önüne serilen fırsatlara. Sonra da “Benim şansım yoktu” der.
Ama bazı hikâyeler vardır ki bütün mazeretleri susturur. Beiranvand’ın hikâyesi onlardan biri.
Çünkü spor, yalnızca bir oyun değildir. Spor bazen bir çocuğun kaderini değiştiren son çıkış kapısıdır. Bir mahalleden, bir köyden, bir yoksulluktan dünyaya açılan pencerenin adıdır.
Bu yüzden dünyanın her yerinde futbol sahaları, basketbol potaları, atletizm pistleri sadece spor alanı değildir. Aynı zamanda umut alanlarıdır.
Bir ülkenin geleceği yalnızca üniversitelerde değil, spor sahalarında da şekillenir.
Bugün Avrupa’nın, Amerika’nın ya da Asya’nın birçok yıldız sporcusunun geçmişine baktığınızda benzer hikâyeler görürsünüz. Yoksulluk, imkânsızlık, dışlanmışlık…
Fakat ortak bir noktaları daha vardır: Pes etmemek!
Belki de sporun en büyük öğretisi budur.
Hayatın sizi kaç kez yere düşürdüğü değil, kaç kez ayağa kalktığınız önemlidir.
Bir kaleciyi düşünün…
Görevi hata yapmamaktır ama en çok hata yapan da odur. Çünkü yaptığı bir hata milyonlar tarafından görülür. Buna rağmen ertesi gün yine kalenin önüne geçmek zorundadır.
Aslında hepimiz biraz kaleciyiz. Hayatın attığı sert şutları kurtarmaya çalışıyoruz.
Kimi zaman gol yiyoruz.
Kimi zaman yeniliyoruz.
Ama oyun devam ediyor.
İşte sporun insan ruhuna kattığı en büyük değer de burada yatıyor.
Disiplin.
Mücadele.
Sabır.
Yenilgiyi kabul edip yeniden başlayabilme cesareti…
Bugün gençlerin karşı karşıya olduğu birçok sorun düşünüldüğünde, sporun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir dönüşüm aracı olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bir top bazen bir çocuğu sokaktan kurtarabilir.
Bir antrenman, kötü alışkanlıkların önüne geçebilir.
Bir forma, bir gence aidiyet duygusu kazandırabilir.
Ve bazen bir çift krampon, bir insanın kaderini değiştirebilir.
Alireza Beiranvand’ın hikâyesi aslında bir kalecinin hikâyesi değil.
İnsanın kendi kaderine karşı verdiği mücadelenin hikâyesi.
Bize hatırlattığı şey ise çok basit: Nereden geldiğiniz değil, vazgeçip vazgeçmediğiniz önemlidir.
Çünkü bazı insanlar saraylardan çıkıp tarihe karışır.
Bazıları ise çobanlıktan çıkıp milyonlara ilham olur.