Bu da neyin nesi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Samimi söyleyeyim. İlk bakışta kulunuz bunu tam zamanında ve gündemin baş köşesine oturmuş Dünya Kupası’ndan istifade ederek yaratılan bir sigara reklamı sandım. Kutunun üzerindeki yazılar şöyle:
Dünyanın en iyi futbolcusu kim? Ronaldo / Messi
Oy pusulası yerine sigara izmaritleri kullanılıyor.
Sigara içenlerin izmaritlerini yere atmalarını azaltabilmek için Londra belediyesinin bulduğu çarelerden biriymiş1. Hiç sigara içmeyenleri bile sırf oy kullanmak için adeta teşvik ediyor gibi.
Tesadüfe bakın ki bu kutuyu gördükten bir gün sonra basında sigara ile ilgili iki haber çıktı:
İlki sağlık bakanlığımız, sigarayı daha az görünür hale getirmek için yeni tedbirler almak üzereymiş. İkincisi de, ülkemizde en karlı sektörler sıralamasında tütün ve tütüncülük ikinci sırada yer alıyormuş…
Şunu da eklemekte yarar var. Rakamsal olarak sigara içenlerin sayısı azaldıkça antidepresan (sakinleştirici hap) satışları hızla artıyormuş… Her ne kadar sebep sonuç ilişkileri kesin olarak belirtilmemişse de sigarayı bırakanların belli bir süre daha sinirli davranışlarda bulundukları tespit edilmiş.
Yukardaki maruzatlarımı sunduktan sonra müsaadenizle 20 Şubat 2019 tarihinde yayınlanan yazımdan bazı bölümlerini aşağıya alıyorum:
“Günümüzde reklamı en yaygın ve yoğun bir şekilde yapılan ürün hangisidir?” diye bana sorarlarsa, cevabım ‘tabii ki sigara’ olur…
Peki, neden?
‘Sigara sağlığa zararlıdır’ kampanyası başlamadan evvel, sigara şirketleri (buna Tekel idaresi de dâhildir) çeşitli yollardan ürünlerinin tanıtımlarını yaparlardı. Gazete, mecmua, ara sıra sinemalarda boy boy görünürlerdi. Özellikle otobüs, dolmuş ve taksilerde, bazen restoranlarda o kadar havasız kalınırdı ki milletin sigaralarını söndürmesi, pencere açılması için sık sık tartışma hatta kavgalar çıkarmak gerekirdi… Ancak tüm bunlar hayatın normal akışı içinde değerlendirilip pek üstünde de durulmazdı.
Şimdilerde sigara kelimesi hemen hemen her an ve her yerde görülüyor. Radyoda, TV’lerde, tüm toplu taşıt vasıtalarında, dükkânların çoğunda, AVM’lerde, her türlü yemek yenen mekânlarda resmine rastlıyorsunuz… Ancak zararlı ve yasak kelimeleri ile beraber!
Bununla bitmiyor. Tüm sigara içenleri açık havaya alıyoruz. Düşünün şık beyler, güzel hanımlar gayet havalı bir şekilde kaldırım üstü kafe ve restoranlarda sigarlarını tüttürürken, bilhassa gençlerin onlara bakıp imrenmemesi mümkün mü? (Yakında sigaracılar içeriye ve gözden ırak yerlere alınacakmış.) Dahası var. Birçok şirket günde iki veya üç kere sigara içenlerin dışarı çıkıp on dakika mola almalarına izin veriyor. Müthiş bir sohbet, muhabbet imkânı… Ve içmeyenler bundan mahrum kalıyor….
Esas suali de bu safhada sormak şart oluyor. Sigara ve tütünün zararları başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere tüm tıp dünyası tarafından tescil edildiğine göre tütün ekimi niye sonlandırılmıyor? Bırakın yasaklamayı, tütün üreticileri çeşitli tarım desteklerinden faydalandırılıyor.
Eh şimdi ‘bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’ deyimini kullanmak gerekmez mi? İzah etmeye çalışacağım.
Önce tütün üretiminden başlayalım. İlk bakışta böylesine yoğun ve yaygın menfi propagandaya karşı tütün üretiminin azalması gerekirdi, değil mi? Hiç de öyle değil. Sizi rakamlara boğmadan şunu not edelim. 1970’lerde dünyada 2,5 milyon ton tütün üretilirken günümüzde 7 milyon tona ulaşıldı. Üretimlerini en fazla arttıran ülkeler Çin, Hindistan, Brezilya ve ABD2.
Ülkemizde tütünün macerası gerçekten tezlere konu olabilir. Günümüzde takriben 350 milyon dolarlık tütün ihraç ediyoruz ve 530 milyon dolarlık ithalat yapıyoruz. Yani hem dünyayı dumana boğuyoruz ve hem de duman için yurt dışına daha fazla para ödüyoruz3.
Peki devletler, uluslararası kuruluşlar niye bu kadar etkisiz kalıyor?
Hiçbir devlet kolay kolay sigaranın sağladığı vergilerden vazgeçmek istemiyor. Örneğin ABD tütün vergi gelirleri 13 milyar dolar, Kanada’da 8 milyar dolar. Çin ve Hindistan’ın topladıkları paralar ve bunların bütçelerine yaptıkları katkılar gerçekten dudakları uçuklatır.
Bu açıdan bakarsak, Çin, Hindistan, Afrika ülkeleri ve ABD’nin tüm sigara içen vatandaşları, alışkanlıklarını sürdürüyorlarsa, sanki ülkeleri uğruna ve bile bile ölmeyi göze almaktalar. Üstüne üstlük, ödedikleri ücretlerle diğer sosyal sigorta kurumlarının bütçelerine de katkı sağlıyorlar. Dolayısıyla, bunların kahraman olarak kabul edilmeleri gerekmez mi?
Ya sigara şirketlerine ne demeli. Dünyada en büyük altı sigara fabrikasının kârlılığı, satışların düşmesine rağmen artıyor… Rakamlar dikkat çekici… Sigara endüstrisinin kârları, son elde edebildiğim bilgiye göre, 40 milyar dolara yaklaşmış vaziyette. Bunun yüzde 80’i ilk altı şirket tarafından sağlanıyor4.
Başa dönersek, sigara içme reklamı mı yapılıyor yoksa sigara içmenin sakıncaları mı anlatılıyor, belli değil. Hele son zamanlarda dolaşan haberlere göre, sigara ile beraber kırmızı şarap içilirse, sigaranın akciğerde yaratabildiği zararlar çok azalıyormuş… Diğer bir deyimle alkollü içkilerden tahsil edilen vergiler de artacak.
Tavşana kaç, tazıya tut! deyimine denk düşen çarpıcı bir örneği sunduğumu tahmin ediyorum.”
---
1 Londra sokaklarındaki küllük çeşitlerini görseniz şaşarsınız… En az 20 farklı izmarit kutuları asılı.
2, 3 ve 4 - 2019 yılının rakamları olduğuna dikkatinizi çekerim. 2025 sonu itibariyle ülkemiz 150 bin ton tütün ihraç etmiş ve 1,09 milyar dolar girdi almış. Ancak 125 bin ton ithalat yapılmış ve 1,84 milyar dolar ödenmiştir…