Unutulmanın sessiz tarihi: Romanyotlar

Selin SÜAR Köşe Yazısı
1 Temmuz 2026 Çarşamba

Tarih çoğu zaman kazananları değil, hatırlananları yazar. Oysa bazı halklar vardır ki ne büyük savaşlarla yok olmuş, ne de bir gecede tarihten silinmiştir. Onlar sadece unutulmuşlardır. Bugün Osmanlı Yahudileri denildiğinde çoğu kişinin aklına 1492 yılında İspanya’dan sürgün edilen Sefarad Yahudileri gelir. Oysa Anadolu'nun ve Doğu Akdeniz'in Yahudi tarihi bundan yaklaşık bin beş yüz yıl daha eskidir. Romanyotlar, kökenleri Helenistik ve Roma dönemlerine kadar uzanan, yüzyıllar boyunca Bizans İmparatorluğu sınırları içinde yaşamış yerli Yahudi topluluklarıydı. Adlarını da Bizanslıların kendi devletleri için kullandığı ‘Romaioi’, yani Romalılar kimliğinden alıyorlardı.

Romanyotlar İbranicenin yanında Yevanik (Judeo-Grek) denilen, Yunanca temelli ve İbranice kelimelerle zenginleşmiş kendilerine özgü bir dil kullanıyor, kendilerine özgü ibadet geleneklerini sürdürüyor ve diğer Yahudi topluluklarından farklı dini ritüeller uyguluyorlar, ne Sefarad ne de Aşkenaz ibadet düzenini takip ediyorlardı. Kendilerine özgü bir mahzor (dua kitabı), ilahi geleneği ve litürjik düzenleri bulunmaktaydı. İbadetleri Bizans döneminden izler taşıyor, bazı ilahiler Yunanca okunabiliyor ve sinagog mimarileri de bu ritüellere göre şekilleniyordu. İstanbul, Edirne, Bursa, İzmir, Manisa ve özellikle de Yanya gibi şehirlerde yüzyıllarca varlık gösterdiler. İstanbul’un fethinden önce de bu topraklardaydılar. Yani Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği Bizans’ta yaşayan Yahudilerin önemli bir kısmı Romanyotlardı.

1453’ten sonra Osmanlı yönetimi altında yaşamaya devam ettiler, ancak 1492’de İspanya'dan gelen on binlerce Sefarad Yahudi’sinin Osmanlı topraklarına kabul edilmesi, Yahudi dünyasında büyük bir dönüşüm yarattı. Sayıca çok daha fazla olan Sefaradlar, beraberlerinde Ladino dilini, Endülüs kültürünü ve kendi geleneklerini getirdi. Zamanla birçok Romanyot, Sefaradlarla kaynaştı; Yunanca yerini Ladino’ya bıraktı, eski ibadet biçimleri unutuldu ve kendilerine özgü kültürel miras giderek görünmez hale geldi.

Bugün dünyada Romanyot geleneğini sürdüren çok az cemaat kaldı. Bir kısmı Yunanistan’da, bir kısmı ise New York’ta, özellikle Yanya kökenli ailelerin kurduğu sinagoglarda, bu mirası yaşatmaya çalışıyor. Anadolu’da ise bu kadim kültürün izleri, bugün bazı yerlerde bulunabiliyor. İstanbul’da gördüğümüz birçok Yahudi yapısı bugün Sefarad kimliğiyle bilinse de bazılarının temelinde Romanyot geçmişi bulunuyor. Ahrida Sinagogu buna verilecek en önemli örneklerden biridir. 15. yüzyıldan önce de var olduğu kabul edilir. Bugünkü yapı zaman içinde değişse de ilk cemaatlerinden biri Romanyotlardı. Daha sonra Sefaradlarla kaynaştılar. Bugünkü hali büyük ölçüde Osmanlı dönemine ait olsa da bulunduğu Yahudi Mahallesi Bizans sonrası yerleşimin devamı olan Yanbol Sinagogu da öne çıkan yapılardan. Diğer taraftan yapı olarak değil, mahallenin bütünü olarak Romanyotları bulabileceğimiz yer elbette Balat. Fetihten önce burada Romanyotlar, Rumlar ve Ermeniler yan yana yaşıyormuş. Fatih döneminde ise Anadolu'nun çeşitli şehirlerinden Yahudiler de İstanbul’a getirilmiş ve Romanyot nüfusu güçlendirilmiş. Ancak 1492 sonrasında gelen Sefarad göçü cemaatin yapısını önemli ölçüde değiştirmiş.

Yunan Romanyot Yahudi toplumunun üyelerinden (1940’lar)

İzmir’de ise durum biraz daha farklı. Bugün görülen Yahudi mirasının büyük kısmı 16. ve 17. yüzyılda gelişen Sefarad dönemine ait, ancak kentte Yahudi varlığı Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanmakta. Tarihçiler erken dönem Yahudi topluluklarının, yani Romanyotların da burada yaşadığını belirtir. En önemli yerler ise Havra Sokağı, Etz Hayim Sinagogu, Bikur Holim Sinagogu ve Beit Israel Sinagogu olarak sınıflandırılabilir. Bu sinagogların bugünkü mimarisi ve ibadet geleneği ağırlıklı olarak Sefarad karakteri taşır, ancak özellikle Etz Hayim Sinagogu, kökeninin Bizans dönemine kadar uzandığı yönündeki tarihsel anlatılar nedeniyle Romanyot geçmişiyle ilişkilendirilmektedir.

Hannah Arendt, insanın dünyaya ait olma duygusunun ortak bir hafızayla mümkün olduğunu söyler. Hafıza kaybolduğunda yalnızca geçmiş değil, aidiyet de kaybolur. Romanyotların sessiz tarihi bu nedenle yalnızca bir azınlığın hikâyesi değil; her toplumun kendine sorması gereken bir sorudur. Bugün kaç kültürü gerçekten tanıyoruz? Kaçını yalnızca isim olarak biliyoruz ve daha önemlisi, kaç tanesini farkına varmadan unutuyoruz?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün