Kabala'dan Yaakov Agam'a

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
24 Haziran 2026 Çarşamba

Haziran ayı takvimi yurt içinde ve yurt dışında dolu dolu geçti. Siyasi gelişmeleri, ‘sıcağı sıcağına’ takip etmek için haberleri günde üç kez dinlemek yeterli olmuyor. Ne zamandır sabah kalktığımız dünya ile akşam yattığımız dünya aynı değil. Bilgi kirliliğini ayrıştırmak da mümkün olmadığından görsel medya ile arama ciddi bir mesafe koydum. İşin acı yanı, olaylar karşısında duyarsız, tepkisiz bir topluluk haline dönüşmemiz. Öte yandan başını kuma gömerek yaşamak işin doğasına aykırı. Dolayısıyla yaklaşık son bir yıldır akşam yemeğini hazırlamaya başlarken ve ilerleyen saatlerde YouTube’u açıp yorumları dinliyorum. Bir süre sonra bu yöntemin ‘bağımlılık’ haline dönüştüğünü fark ettiğimde hoşuma gitmedi. Böylece gereksiz yere uykusuz kaldığım gecelere, “durdurun dünyayı inecek var” diyerek son verdim.

↔↔↔

Ne yıl, ne de yaş kavramı zihnimde hiçbir zaman şekillenmedi. Önemsemediğimden değil, bir eksiklik mi, belki… 1071 Malazgirt Savaşı, 1999 Adapazarı Depremi gibi tarihler aklımda; ancak “Hangi yıl filanca ülkeyi ziyaret ettim?”, “Anneannem kaç senesinde vefat etti?” gibi soruların yanıtı yok. Bu açıdan olayları neredeyse günü gününe hatırlayanlara imrenirim.

↔↔↔

Haziran ayına damgasını vuran üç olay etkilendiklerim arasındaydı. Birincisi Barselona’nın simgesi sayılan La Sagrada Familia’nın 172,5 metreye ulaşan İsa Kulesi’nin, mimarı Antoni Gaudi’nin 100. ölüm yıldönümünde tamamlanması…

İkincisi mezun olduğum lisenin 150. kuruluş yıldönümü kutlamaları. Üçüncüsü ise optik sanatçı/heykeltıraş Yaakov Agam’ın (Jakob Gibstein) vefatı oldu.

Her üç olay sanat ve eğitimin birleştirici gücüydü.

↔↔↔

Barselona’ya ilk gidişimi tabii ki hatırlamıyorum.

Gaudi’nin en önemli eseri olan Sagrada Familia Bazilikasını ziyaret ettiğimde, hissettiğim hayranlıktan ziyade korkuydu. Nitekim İsa’nın yaşamını simgeleyen bazilika için Gaudi “Kasvetli bir etki yaratmak ve korku uyandırmasını istedim” demişti. Bakanı gördükleriyle değil hissettikleri ile algılaması tercihiydi. Yapımı 144 yıl süren kilise hâlâ tam bitmedi. Halkın bağışlarıyla inşa edildi.

En yüksek yeri olan İsa Mesih Kulesi’nin bitişi, ünlü mimarın ölüm yıldönümünde, Papa XIV. Leo’nun katılımı ile kutsandı. Ardından tüm bazilika ışıklandırıldı. Havai fişekler şehrin dört bir yanından görüldü. Yapımı tamamlanmadan ölen Gaudi, “Benim müşterim Tanrı. Onun da acelesi yok” demişti. Haklı da çıktı. Ben de hâlâ Barselona’ya gidişimi hatırlamıyorum. Acelesi yok galiba.

↔↔↔

Tevrat’ta “Kendine put yapmayacaksın” emrinden etkilenen Yaakov Agam, somut fikirler yerine soyut ve geometrik formlara yönelmişti.

98 yaşında hayata veda eden Agam, geçtiğimiz pazartesi günü, kendi adını taşıyan müzedeki anma töreninin ardından Rehovot Mezarlığına defnedildi.

Kabala, Agam’ın sanat felsefesinin temelini oluşturdu. Kinetik (durağan olmayan) Sanat’ın öncülerinden sayılan sanatçı tarzını inancından aldı.

98 yaş bir ömür. Agam gibileri için ise yaşam 98’e sığmıyor. Tıpkı dünyanın birçok ünlü müzesinde yer alan eserleri gibi.

Yine hatırlamadığım bir tarihte, ‘Uluslararası Gazeteciler Kongresi’ için Kudüs’e gitmiştim. Bu vesile ile müzelere ve sanat etkinliklerine zaman ayırabildim.

Agam’ın döndükçe fıskiye işlevi gören ‘Ateş ve Su’ enstalasyonu, Ben-Gurion Üniversitesi kampüsündeki Enver Sedat ile Menahem Begin’in barış çabalarını simgeleyen ‘Star of Peace’ (Barış Yıldızı) heykeli, bir boyuttan diğerine geçmek gibiydi.

Ama bir mağazanın vitrininde tesadüfen rastladığım Agam’ın tasarımı olan gökkuşağı renklerinin kullanıldığı büyük boy ‘tallet’ büyüleyiciydi. Sonraları bir sanat eserine dönüşen imzalı talletlerin ünlü dokuma tezgahlarında sınırlı sayıda üretildiğini öğrenecektim.

Güneşli bir günde rastladığım mağazayı, vitrini ve talletin her ayrıntısını anımsıyorum. Hangi yıldı acaba?

Sağlıkla kalın.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün