Dar boğazlar

Hayati MOLİNAS Köşe Yazısı
13 Mayıs 2026 Çarşamba

Dünya haritasına baktığımızda uçsuz bucaksız bir mavi görürüz. Sanki ticaret özgürce bu mavilikte akar gibi. Ama gerçek çok farklı.

Küresel ekonomi aslında birkaç dar boğaza sıkışmış durumda. Panama Kanalı Atlantik Okyanusu’nu Pasifik Okyanusu’na bağlar. İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlar. Cebelitarık, Akdeniz'in Atlantik'e tek kapısıdır. Malakka, Malezya ile Endonezya arasında uzanır ve Asya ticaretinin can damarıdır. Hürmüz'den dünyanın petrol ticaretinin beşte biri geçer. Süveyş, Asya ile Avrupa arasındaki en kısa yoldur. Babülmendep ise bu yolun giriş kapısı.

Dünya ticaretinin yüzde doksana yakın kısmı deniz yoluyla yapılıyor. Dolayısıyla bu altı nokta, yalnızca coğrafi birer geçit değil, küresel ekonominin atar damarları.

Rakamlar çarpıcı. Malakka Boğazı’ndan yılda yaklaşık 100 bin gemi geçiyor. Küresel deniz ticaretinin yaklaşık dörtte biri bu hattı kullanıyor. Hürmüz Boğazı’ndan ise günde yaklaşık 20 milyon varil petrol akıyor. Bu da dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri demek. Süveyş Kanalı yılda bir buçuk milyar tona yakın yük taşıyor. İstanbul Boğazı’ndan ise yılda 40 binin üzerinde gemi geçiyor.

Ama asıl mesele rakamlar değil, alternatifsizlik. Mesela Süveyş Kanalı birkaç gün tıkandığında gemiler Afrika’nın güneyinden dolaşmak zorunda kaldı. Teslimatlar haftalarca gecikti, maliyetler arttı ve bazı ülkelerde raflar boş kaldı. Hürmüz Boğazı çevresinde gelişen savaş, petrol ve gübre fiyatlarını hızla yukarı çekmeye yetiyor. Bu geçitler sadece bölgesel değil, küresel ekonominin sinir uçları gibi çalışıyor. Daha da önemlisi, bu boğazlar tek tek değil, bir zincirin parçaları. Çin’in enerji akışı Malakka Boğazı’ndan geçiyor ama kaynağı çoğunlukla Hürmüz. Babülmendep Boğazı’nda yaşanan bir kriz ise Süveyş Kanalını fiilen zayıflatabiliyor ve bundan da en hızlı etkilenen bölgelerin başında Avrupa geliyor.

Bu geçitler sadece ticaret yolları değil aynı zamanda güç noktaları. Süper güçler buraları kontrol altında tutmak istiyor.

ABD, II. Dünya Savaşı sonrası deniz yollarını açık tutan sistemin garantörü oldu. Böylece dünya ticaretinin merkezine yerleşti. Bunun karşılığında dolar küresel rezerv para birimine dönüştü, ekonomik etkisi derinleşti ve müttefik ülkelerin sayısı arttı. Garantörlük aslında dünya ticaret sistemini şekillendirmek ve dünyaya liderliğini kabul ettirmek demekti.

Çin ise bu sisteme bağımlı olmanın yarattığı riski azaltmaya çalışıyor. Özellikle Malakka Boğazı üzerinden geçen enerji akışı, Pekin için ciddi bir kırılganlık anlamına geliyor. Bu yüzden Çin bir yandan deniz gücünü artırırken, diğer yandan kara koridorları, liman yatırımları ve boru hatlarıyla alternatif güzergâhlar kuruyor.

İşin süper güç rekabeti dışında daha az konuşulan bir boyutu daha var. O da iklimin yarattığı kırılganlık. Panama Kanalında yaşanan kuraklık, gemi geçişlerini azaltıp bekleme sürelerini uzattı. Malakka Boğazı’nda ise aşırı hava olayları ve deniz koşullarındaki değişimler büyük tankerler için yeni riskler yaratıyor. Ama iklim değişikliği sadece mevcut rotaları zorlamıyor, yenilerini de açıyor.

Buzulların erimesiyle Rusya kıyıları boyunca uzanan Kuzey Deniz yolu giderek daha erişilebilir hale geliyor. Çinli bir konteyner gemisi geçen yıl bu rotayı kullanarak Asya-Avrupa yolculuğunu neredeyse yarı yarıya kısalttı. Ancak bu yeni rota da Bering Boğazı’ndan geçiyor. Bir yanında Alaska, diğer yanında Rusya var. Yani yeni rotalar bile dünyayı jeopolitik risklerden kurtarmıyor.

Peki, gelecekte ne olacak? Önümüzdeki on yıllarda muhtemelen iki yapı yan yana ilerleyecek. Bir yanda bu dar boğazlara dayanan mevcut küresel ticaret ağı varlığını sürdürecek. Diğer yanda ise kara koridorları, bölgesel üretim ağları ve alternatif rotalarla daha esnek bir düzen gelişecek. ABD deniz yollarının güvenliği üzerinden bugünkü ticaret düzeninin merkezine yerleşti. Çin ise alternatif güzergâhlar kurarak bu dengeyi değiştirmeye çalışıyor. Ama hiçbir yeni rota, mevcut geçitlerin önemini tamamen ortadan kaldıramayacak.

Gerçek değişmiyor. Ekonomik küreselleşme sandığımız kadar geniş değil. Aksine, birkaç dar noktaya sıkışmış kırılgan bir akış.

Dünya haritası okyanuslarla çizilir. Ama güç, dar boğazlarda toplanır.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün