Şavuot öncesinde Şabat Kala’da Pirke Avot’ta yer alan çok anlamlı bir Mişna’yı öğretimize taşıyalım: “Kah i darka şel Tora. Pat bamelah tohal, umayim bamesora tişte veal aarets tişan vehaye tsaar tihye ubatora ata amal / Tora’nın yolu şöyledir: Ekmeğini tuza banarak ye, suyunu ölçülü iç, yerde yat ve sıkıntılı bir hayat yaşa. Ve Tora öğren.” (Pirke Avot 6/4)
Sanki ilk bakışta Mişna Tora’nın bizden aşırı yoksulluk içinde yaşamamızı istediğini söyler gibidir. Ancak durum açıkça daha farklıdır. Birçok bilge yaşamını yoksulluk içinde geçirmiştir ancak yaşamını oldukça varlıklı bir şekilde yaşayan birçok bilge de mevcuttur. Birçoğu da normal bir yaşam sürecek maddi imkânlar içinde yaşamıştır. Günümüzde Tora bilgelerinin birçoğu yerde değil rahat bir ortamda yatmaktadırlar. Yaşamları tuzu ekmekle yemekten çok daha iyi koşullarda geçmektedir. O halde neden Mişna bizlere bunu anlatmak ihtiyacını hissetmiştir? Yanıtını yedi hafta önceye Pesah Bayramı’na uzanmak suretiyle anlamaya çalışalım.
‘The Elder of Kelm’ olarak bilinen Rabi Simha Zissel Ziv Tanrı’nın neden bizleri Mısır’dan çıkarmak için acele ettiğini sorgular. Öyle ya hamurun mayalanması için gerekli olan 18 dakika bile bekleyememişler bunun için de matsa olarak ekmeklerini pişirmişlerdir. Mısır’da yüzlerce yıl kalan Bene Yisrael düzgün ekmeklerle Mısır’ı terk etmek için biraz daha kalamazlar mıydı?
Kelm bilgesi bunun bizlere çok önemli bir mesaj vermek için gerekli olduğunu kaydeder. Tanrı’nın toplumu olarak başarılı olmak için ‘matsa’ yemeye, lükslerden vazgeçmeye ve sadece temel ihtiyaçlarla yaşamaya hazır olmamız gerekiyor.
Tora hepimizden ‘mesirat nefeş /özveri’ ister. Tora yolunda ilerleyen bir Yahudi olarak başarılı olmak için, bir kişinin konfor ve lükslerden vazgeçmeye ve koşullar zor bile olsa bağlılığını göstermeye hazır olması gerekir.
Mişna'nın anlamı bu şekilde anlaşılmalıdır. Mişna bize Tora’ya yakın bir hayat yaşamak için acı çekmemiz gerektiğini söylemez. Söylediği, Tora için fedakârlık yapmaya hazır olmamız gerektiğidir. Tora yolunda yaşam bazen zor koşullar gerektirebilir. Yakınlarımız bundan hoşlanmayabilir. Yalnız kalma ihtimalimiz bile olabilir. Bazen meydan okumamız zorunlu hale gelebilir. Ancak seçtiğimiz doğru yolda ilerlemek için fedakârlık yapmak gerektiği her zaman akılda tutulmalıdır.
Bir Rabi’nin Tora dersine gideceksiniz diyelim. Ders boş olduğunuz bir akşamda, uygun bir saatte, konforlu bir yerde veya güzel bir sinagogda gerçekleşmektedir. Buraya katılmak elbette hem çok anlamlı hem de çok keyifli bir aktivitedir. Katılanların hepsinin davranışları takdiri hak etmektedir. Ancak burada bir fedakârlık olup olmadığı bir soru işaretidir. Evet, amacımız bir Tora sohbetinden keyif almaksa doğru yerde olduğumuz kesindir. Ancak büyümek, ilerlemek için zor durumlarda bile bağlılık göstermek esastır.
Kişi, çok zor bir gün geçirmiş da olsa, iyi bir gece uykusu alamamış da olsa, materyal zor veya konuşmacı en iyi halinde olmasa da Tora öğrenme programını sürdürdüğünde fedakârlık için bir adım atmış olur. Veya kişi çok eğleneceğini bildiği bir arkadaş toplantısı yerine bu öğrenimi tercih ettiğinde de fedakârlık yolunda kendine ilerleme fırsatı tanımış olacaktır.
Hepimizin Tora öğrenmek, mitsvaları yerine getirmek zorunluluğumuz vardır. Uygun olduğumuzda bunları yapmak kolaydır. Ancak potansiyelimizi tam olarak gerçekleştirebilmek için, uygun olmadığımızda, zorlayıcı durumlarda, mücadele ya da fedakârlık gerektirdiğinde bile Tora'yı öğrenmeye ve mitsvaları yerine getirmeye hazır olmak gerekir.
Tora’nın çölde verilmesinin sebebi budur. Bize ‘çöl’ koşullarında, her zamanki konfor ve kolaylıklarımıza sahip olmadığımızda, her şey zor olduğunda bile Tora’ya bağlı kalmamız gerektiğini öğretmek için çöl ortamında bir mesaj vardır. Tora’da büyüklük zor koşullarda elde edilir.
Rabi Joey Haber vefat eden babası ile ilgili bir anısını aktarır.
Babası vefat ettikten sonra, kitaplarından birine rastlar. Yüzlerce kitabın içinde bu kitabın çok özel olduğu görülür. Babası çok hastayken bu kitabı ister. Vefatından sonra Rabi o kitabın baştan sona okunduğunu ve kenarlarında birçok notlar olduğunu görür. Bazı sayfalarda, eline bir enjeksiyon veya damardan infüzyon yapıldıktan sonra kitabı öğrendiği zamanlardan kalma olduğu anlaşılan kan lekelerine rastlar. İşte Mişna tam da bundan söz etmektedir. Zorlayıcı da olsa Mesirat Nefeş yapmak ve öğrenmeye devam etmek.
Pirke Avot iyi ve rahat koşullarda da Tora öğrenmenin güzelliğini öğretir. Rabi David Pardo tarafından kaleme alınan Ladino dilindeki ‘La Ketuba de la Ley’in içinde de gerek zenginlikte gerekse zor durumlarda Tora’ya bağlı olmanın ve öğrenmenin öneminden söz edilmektedir. Bu haftanın peraşasının isminde olduğu gibi gerek ‘Bamidbar /çölde’gerekse daha iyi koşullarda Tora öğrenimi gelişmek için esastır.
Şavuot gelmek üzere. Her sene uyarı dolu peraşalar önemli bayramlar öncesinde okunur. Şavuot öncesinde ‘Behukotay”, Roş Aşana öncesinde de ‘Ki Tavo’ aklımıza uyarılarını kazır. Bu bizlere teşuva kapılarını açar. Gelin bu bayramda Şavuot’un güzelliğini yaşarken Tora öğrenimine nerede olursak olalım devam edeceğimize karar verelim. Şavuot gecesi uyumadan ayakta durmanın ve Tanrı’dan Tora’yı bir kez daha yeniden almanın büyük ayrıcalığını birlikte yaşayalım. Peraşamızın hemen ardından okunan Oşea Peygamberin sözlerinde olduğu gibi; “Veerastih li leolam, veerastih li betsedek uvmişpat uvhesed uvrahamim, veerastih li beemuna veyadat et Ad…/ Ve seni ebediyen kendime nişanlayacağım. Ve seni doğrulukla, adaletle, şefkatle ve merhametle kendime nişanlayacağım. Ve seni imanla Kendime nişanlayacağım ve Tanrı’yı tanıyacaksın.” (Oşea 2/21 – 22)
Şabat Şalom.