Dünya üzerinde yürümekte zorlandığımız bir zemin gibi titriyor. Ekranlardan yüzümüze çarpan şiddet bazan çok uzaklardan bazan da kendi coğrafyamızın en can yakan köşelerinden evlerimize doluyor, yüreklerimizi dağlıyor. Geçtiğimiz hafta Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği Çocuk Bayramını kutlamaya çalıştık, içimiz buruk. Gözümüzün önünde yükselen şiddet ikliminin sonucu çocuklar hem mutsuz hem gelecekten umutsuz. Küçük omuzlarında, yetişkinlerin bile taşımakta zorlandığı bir dünyanın ağırlığı var.
Farkındayız; dünyada olup bitene karşı gözlerimizi kapatmak bir seçenek değil. Uyanık olmak, acıyı görmek ama o acının içinde kaybolup gitmemek ve acının içinde yükselecek gücü bularak suçluları cezalandırmanın ötesinde sebeplere odaklanıp onları ortadan kaldırmak bizim görevimiz.
Özünde yaşam, her şeyiyle birlikte bir büyüdür. Ancak bu büyü, biz onu yarattığımız şekliyle korumaya cesaret ettiğimiz sürece devam eder.
Peki, bu karanlık tabloda ışığı nerede bulacağız? Bakışlarımızı dünyanın dört bir yanına çevirdiğimizde, umudun aslında "yapılamaz" deneni yapan çocukların parmak uçlarında gizli olduğunu görüyoruz.
On yaşındaki Max Alexander, Mart 2026’da Paris Moda Haftası’nda askeri paraşütleri görkemli tasarımlara dönüştürerek bir savaş artığından umut giysisi dikti. Barışın sesi Suriye’den Bana al-Abed (16) ve Afganistan’dan Nila Ibrahimi’nin (20) cesur yüreklerinden yükseliyor: Bana, kuşatma altındaki Halep’ten dünyaya barış çağrıları yaparak milyonların vicdanı olurken, Nila Afgan kız çocuklarının eğitim hakkı için şarkılarıyla küresel bir direniş başlattı. Satranç tahtasında stratejinin kaba kuvvetten güçlü olduğunu 18 yaşında Dünya Şampiyonu olarak kanıtlayan D. Gukesh ve ağır bir beyin tümörünü yendikten sonra Ravi’s Dream Vakfı’yla müzik yaparak tedavi bekleyen çocuklara fon toplayan Ravi Adelekan (11), azmin yaşayan mucizeleri oldular.
Milli sporcularımız; havuzda fırtınalar estiren Arel Gültekin (16), jimnastikte Türkiye’ye ilk madalyaları getiren Yaşam Suğra Akan (14) ve pistlerin altın kızı Elif Berfin Altun (19), uluslararası kürsülerde disiplin dersi veriyorlar. Dans pistlerinde bir rüzgar gibi esen ve kazandığı dünya şampiyonluklarıyla zarafetin en güçlü direniş olduğunu kanıtlayan Elis Yazıcı, Esen Akçay (10) ve diğerleri estetiğin iyileştirici gücünü temsil ediyor. Torun Aytaç Doğan yedi yaşında kanunuyla geleneksel makamlarımızı uluslararası arenalara taşırken; Sıfır Atık projeleriyle deniz temizleyen robotlar geliştiren fen lisesi öğrencilerimiz ve Forbes 30 Under 30 listelerini zorlayan genç teknoloji girişimcilerimiz, dünyanın yorgunluğunu dindirmek için çalışıyorlar.
Peki, biz yetişkinler olarak bu uyanık çocuklara nasıl destek olabiliriz? Öncelikle onlara gölge etmemeliyiz. Başarılarını siyasi hırsların birer puanı olarak görmek yerine, onların özgün hayallerine saygı duymalıyız. Onları ‘yarının büyükleri’ gibi değil, ‘bugünün çözüm ortakları’ olarak görmeli; çevreyi korurken veya bir sorunu çözerken fikirlerini sormalıyız. En önemlisi de sanatı, sporu ve bilimi onlara birer ‘dayanıklılık kalkanı’ olarak sunmalıyız.
Umut, içi boş bir teselli değildir. Umut, dünyanın halini görüp, o halin içinde direnme iradesidir. Çocuklarımıza "Dünya çok huzurlu bir yer" diyerek yalan söyleyemeyiz. Ancak onlara şunu söyleyebiliriz: "Dünya zor bir yer ama senin içindeki ışık, askeri bir paraşütten rüya dikecek, bir makamla ruhları iyileştirecek veya bir robotla denizleri temizleyecek kadar parlak."
23 Nisan Çocuk Bayramı sadece Ata’mızın bir mirası değil, geleceğe dair bir uyanışın sözüdür. Yarın, bugün ektiğimiz o küçük cesaret tohumlarının üzerinde şekillenecek. Unutmayın, en uzun kışların ardından bile doğa, bir çocuğun gülüşü kadar taze bir baharı mutlaka getirir. Dünyanın bütün çocuklarına; korkusuzca hayal kurabildikleri, yıkıntılardan yeni dünyalar inşa edebildikleri umut dolu bir gelecek borçluyuz.
Bir ay dolmadan yine Ata’mızın armağanı Gençlik ve Spor Bayramını kutlayacağız. Bayramlarımız ülkemizde ve dünyada barışın ve huzurun tesisi için her birimizin uyanışına ve sarsılmaz umudun filiz vermesine neden olacaksa, ne mutlu bizlere…