Sınıfta başlayan kayıp: Eğitimde şiddetin ekonomik bedeli

Nur ŞAUL BARAKAS Köşe Yazısı
22 Nisan 2026 Çarşamba

Ekonomi sayfalarında sık sık büyüme oranlarını, enflasyonu ya da yatırım iştahını tartışıyoruz. Oysa gözümüzün önünde, sessiz ama derin bir ekonomik kayıp her gün yeniden üretiliyor: sınıfların içinde. Okullarda artan şiddet, çoğu zaman bir ‘disiplin sorunu’ başlığıyla geçiştiriliyor. Halbuki mesele çok daha büyük. Bu, doğrudan doğruya bir insan sermayesi krizi.

Bir ekonominin gerçek gücü, sahip olduğu doğal kaynaklardan ya da kısa vadeli sermaye girişlerinden değil, yetiştirdiği insanlardan gelir. Ancak güvenli olmayan bir eğitim ortamında yetişen bireylerden yüksek verimlilik, yaratıcılık ve üretkenlik beklemek ne kadar gerçekçi? Şiddetin gölgesinde kalan bir sınıfta öğrenme değil, hayatta kalma refleksi gelişir. Bu da eğitimin özünü zedeler.

Bugün okul koridorlarında yaşanan her olumsuzluk, aslında yarının iş gücü piyasasına yansıyan bir eksikliktir. Akademik başarının düşmesi, okul terk oranlarının artması ve gençlerin sistem dışına itilmesi; sadece bireysel trajediler değil, aynı zamanda ekonomik kayıplardır. Daha az donanımlı bir iş gücü, daha düşük verimlilik, daha sınırlı inovasyon ve derinleşen gelir eşitsizliği demektir.

Üstelik bu tabloyu düzeltmek için harcanan kaynaklar da çoğu zaman yanlış yerde başlar. Artan güvenlik önlemleri, kriz müdahaleleri ve telafi edici politikalar, aslında kaçınılabilecek maliyetlerdir. Sorunu büyüdükten sonra yönetmek yerine, baştan önlemek hem daha insani hem de daha ekonomiktir. Ancak bu, eğitim politikalarına bakış açısında köklü bir değişim gerektirir.

Burada dikkat çekici bir gerçek var: Gelişmiş ülkeler, insan kaynağına yapılan yatırımın her şeyin üzerinde olduğunu çoktan kabul etmiş durumda. Bu yüzden eğitime ayrılan bütçe sadece bir harcama kalemi değil, stratejik bir önceliktir. Ama mesele yalnızca bütçe değildir. Eğitime verilen değer, öğretmenlerin konumu, öğrencinin kendini güvende hissetmesi… Bunların hepsi aynı denklemin parçalarıdır.

Dolayısıyla mesele şu kadar nettir: Eğitim ortamı güvenli değilse, yapılan diğer tüm yatırımların etkisi sınırlı kalır. Çünkü temeli zayıf bir yapının üzerine ne kadar kaynak koyarsanız koyun, sürdürülebilir bir sonuç elde edemezsiniz. Eğitimde şiddeti görmezden gelmek, aslında gelecekteki ekonomik potansiyeli bilinçli şekilde aşağı çekmektir.

Bugün atılmayan her adım, yarının daha pahalı çözümlerine dönüşecektir. Ve belki de asıl sorulması gereken soru şudur: Bir ülke, en değerli sermayesi olan insanını koruyamazsa, geriye ne kalır? 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün