Covid’le başlayan, bir tür bağımlılık haline dönüşen iki alışkanlığı üstümden atamadım. Biri sosyal medya, diğeri kurulmuş bir saat gibi 65+ grubuna sunulan akşamüstü 17.00 ya da tam hatırlamıyorum, belki de 18.00’de evde olma zorunluluğuydu. Ciddi bir önlemdi, çoğunluk da buna uydu.
Medya bağımlılığı Facebook ve Instagram ile başladı. ‘X’ daha ciddi, siyaset ağırlıklı bir platformdu. Ona üye olmadım. Her ne kadar daha ‘entel’ bir etiket etkisi yarattıysa da, zihnimi bulandırmak istemedim. Güneşli bir günü karanlık, puslu havaya dönüştürüyordu. Siyaset bir tür dedikodu. Haberlerin kimi doğru, kimi de şimdiki terminoloji ile ‘fake’. Yorumlar da ağzından alev çıkan canavar misali, nefret kusan söylemlerle dolu. Devekuşu değilsem de, hür irademle zihnimin ne sağ ne de sol lobumun dengesini sarsmak istemiyorum.
Covid bir savaşımdı. Ardından dünyanın farklı coğrafyalarında bitmek bilmeyen, her an yenileri eklenen savaşlar insanlığı insan olmaktan çıkardı. Top, tüfek devri bitmiş, teknoloji konuşuyordu. Kitle imha süreci çok hızlıydı.
“Savaşın kazananı yoktur” klişesi içi boş bir küme gibidir. Hükümetler boşaltır, halk ceremesini çeker.
Söz konusu süreçte puslu havayı dağıtmanın en sağlıklı, hatta verimli yolu, ‘mizah’. Facebook ve Instagram’da takılmamın başlıca nedeni budur. Farklı bir çeşitliliği vardır. Zaten bir konuyla ilgilendiğinizde peş peşe onunla ilgili yazılar gelir. Dolayısıyla seçim çoğu kez sizin elinizdedir. Yerli/ yabancı ‘stand-up’çılar ilk tercihlerim arasındadır. Kimileri için ‘hoş ve boş’ gibi nitelendirilse de aslında en güncel haberler ironi, komedi aracılığıyla zihninizde yeni bir pencere açar.
Kimi zaman savaşlar, kimi zaman farklı nedenler mülteci sorununu beraberinde getirir.
FB ve Insta’da takibe aldığım birçok ‘stand-up’çı ve mizah yazarı var. Son zamanların mülteci konusu ile entegrasyon sürecini irdeleyen iki sanatçı ve aileleri favorilerim arasında.
Sahne adı, ‘Coco Makmak’ olan Karin Makari, Fransa’da yaşayan Lübnan asıllı bir komedyen. Evinde Lübnan geleneklerini sürdüren Makari, sokakta Paris kültürüne ayak uydurmaya çalışırken, güncel konuları ele alıyor
Karin Makari, ‘Big Time’ adlı sahne gösterisi için, “gelin oyunu izleyin; zira terapi seansları daha pahalı” diyor.
İkinci favori ‘stand-up’çım Hindistan’dan Amerika’ya göç eden, Zarna Gara ve ailesi. Alnının ortasında ‘bindi’si, Hint gelenekleri ile Amerika’nın nimetlerini harmanlarken her tür sorunu mizahla dile getiriyor.
Bazen ağlamamak için gülmek gerekiyor. Mizah çok etkili bir antialerjik…
***
Pazar günü uzun süredir uğramadığım Barınyurt’a ailece ziyarete gittik. Avluda güneşli havadan yararlanan birkaç pansiyonerle ayaküstü sohbetin ardından içeri girdik. Güneş umudu beraberinde taşıyor.
Beş, belki de on sene (zaman hızlı akıyor) önce etkinlikler için geldiğim mekânı geçmişe göre daha farklı bir bakışla görebilmek güzeldi. Belki de zaman içinde olgunluk duygusallığın önüne geçtiğindendi.
Yemek salonuna geçtiğimizde birkaç kişi haricinde, doğal olarak pansiyonerler değişmişti. Birlikte yemek ve ayrı ayrı sohbet etmek hepimize iyi geldi. Her hayat bir roman, her roman kurumun bütünüydü. Kimi mutlu, kimi az mutlu.
Ortamın geneline baktığımda böylesi bir ‘ev’in personelinin pansiyonerlere sevgi ve anlayışla davrandıkları, nabza göre şerbet verdiklerini görmek büyük bir nimet.
Yönetici kadronun başarısı büyüklerin tecrübesi ile gençleri enerjisinin bir bütünüdür.
Pansiyonerlerin huzurlu ve sağlıklı bir ortamda yaşamaları için herkes elinden gelenin fazlasını yapmak için çalışıyor.
Güncelden uzak kaldıysam da zannedersem Or Yom bir ‘ilk’ yaşıyor. Şöyle ki Selim Cibili başkanlığındaki yönetim kurulu üyelerinin hepsi kadın… Günün en büyük kazanımlarından biri söz konusu genç kadınların bu işe gönül verdiğine tanık olmaktı.
***
Bir Pesah günü Or Yom'a gitmemiz öncelikle pansiyonerleri ziyaret etmekti. Diğer bir nedeni de ailenin sekiz yaşındaki en küçük ferdinin bir yardım kuruluşunun ne yaptığını ve farklı yaşamlar olduğunu algılayabilmesi içindi.
Çocuk hiç huzursuz olmadı. Tam tersine yemek servisine yardım ettiği için kendini önemli hissetti. Aynı masada oturduğumuz yaşlıların sorularını yanıtladı. Güzel bir deneyim oldu.
Bu örneği ailemi anlatmak için yazmadım. Yaşlanan bir toplumda gençlere her zamankinden fazla gereksinim var. Çocuklar anlatılandan ziyade gördüklerinden etkileniyor.
Her olay neye bakıp, neyi gördüğümüzle ilgili. Zira gözle sadece bakarız, görmek ise yürekle olur.
Sağlıkla kalın.
*Or Yom (Barınyurt Yaşlı Bakım ve Huzurevi)