Mısır'dan çıkışı hatırlamak…

Sami AJİ Köşe Yazısı
8 Nisan 2026 Çarşamba

Çıkışımızı hatırlamamak mümkün mü?

Neredeyse doğar doğmaz ilk duyduğumuz ülkenin adı ‘Misraim’dir, yani Mısır. Ve o andan itibaren en azından her cuma akşamı onu sürekli duyar ve tekrarlarız.

 Ayrıca her sene Pesah Bayramı’nda da Mısır’a nasıl geldiğimizi ve oradan nasıl çıktığımızı, enva-ı çeşit yemeklerin sunulduğu sofrada, hep beraber okur ve anlatırız.

Müsaadenize ve hoşgörünüze sığınarak size ‘çalakalem’ yöntemiyle kaleme aldığım bir Pesah yazısı sunuyorum…

Yazımı okumaya başladığınız anda, artık Mısır’dan çıkışımızı tamamlamak üzereyiz (7. günün sonu).

Moşe “Hadi gidiyoruz!” dediği andan itibaren hemen ertesi günü Mısır topraklarını terk ettiğimizi söylemek imkânsız.

Nitekim Şemot kitabının ilgili bölümüne bakarsak, 600.000 (yazı ile altı yüz bin) eli silah tutabilen erkek ile yaşlılar, kadınlar ve çocuklardan oluşmuş bir kafileden bahsediyoruz. En basit hesapla 2 milyon kişi Mısır’dan ayrılmaktadır. Ayrıca büyük baş ve küçükbaş hayvanları da beraberlerinde götüreceklerdir.

Bu rakamı abartılı görenler vardır. Ancak Şemot kitabının hemen başında Firavun şöyle der: “Bene İsrael halkı bizden kalabalık ve güçlü hale geldi.”

Bu muazzam nüfusun bir gecede toparlanıp çıkmaları, takdir edeceğiniz gibi, belli süreye ihtiyaç gösterir. Kulunuza göre 7-8 günlük zamana ihtiyaç vardı.

Peki, nereye gidiyorduk? Yine Şemot’un ilgili bölümüne göre, Moşe ve Aaron Firavun’a, üç günlük mesafedeki bir alana gideceğimizi ve orada kurbanlarımızı kesip ibadet ettikten sonra geri döneceğimizi söylemişti. (Firavun buna inanmak istemedi ama belalar artık Mısırlılar için dayanılmaz hale gelmişti.)

Daha da ilginci, kadınlarımız, Mısırlı hanımların evlerine gidip, onlardan en güzel elbiselerini, altın, gümüş tabaklarını yapılacak ibadet süresince ‘ödünç’ olarak istemişlerdi. Bu olay çıkışlarının kısa süreli olacağı sözünü desteklemekteydi…1

Eh, 8 gün sonra çıktılar ve Kanaan ülkesine gidileceği söylendi. Nil deltasının en doğusu Goşen bölgesi ile Kanaan ülkesi arasında, taş çatlasa, 300 kilometre mesafe ya var ya yok. Diğer bir deyimle 8-10 günlük bir yürüyüşle hedefe ulaşılacaktı.

Ancak bambaşka bir rotayı takip ettiler. Önce Akdeniz sahilinden doğu istikametine yöneldiler. Sonra birden yön değiştirip güney ve güney doğuya yani Kızıldeniz’e doğru ilerlediler.

Niye dersiniz?

Moşe, Akdeniz sahil yolunun devamında birçok Mısır kalelerinin bulunduğunu biliyordu. Onlarla savaşmak imkânsızdı. Bu yüzden önce atalarımızı güvenli bir bölgeye getirip sonra kuzeye doğru daha güçlü bir şekilde çıkılması planını yapmıştı. 

Firavunun, Moşe’nin gerçek niyetini anlaması zaman aldı. Bilhassa, Moşe’nin yalan söylemiş olması onu çok kızdırmıştı. Derhal ordusunu hazırlayıp sefere çıkma kararı verdi… Düşünün; mevcut 600 savaş arabasına ilaveten ‘servis dışı kalmış’ diğer arabalarını da acilen tamir ettirip göreve soktu. Ve ordunun başına kendi geçti… Böylesine bir sefer hazırlığı bize Mısır’dan çıkan atalarımızın sayısının abartılı olmadığını da göstermiyor mu? 

İşte bu yüzden Kızıldeniz’in karşı sahiline bir an evvel geçmek hayati bir önem taşıyordu.

Moşe’nin Mısır saraylarında büyümüş ve eğitim almış bir kişi olduğunu hatırlayalım. Nereden geçilmesi gerektiğini de biliyordu. Günün hangi saatlerinde ve hangi süreyle deniz sularının hareket ettiğini de tespit etmişti. Şimdi sıkı durun.

Tiran Boğazı’ndan halkı Sina Çölü’ne geçirdi.  Lütfen şaşırmayın. Tiran Boğazı’nın en dar yeri 13 kilometredir. Ancak iki kıyı arasında irili ufaklı birçok ada bulunur. Çok kuvvetli ve sürekli med - cezirler görüldüğü için deniz trafiği de zorlaşır. Atalarımız böylece deniz kabardığında adalarda bekleyerek, sığlaştığında yürüyerek, Sina Yarımadası’na geçtiler.

Mısır süvarileri ise aynı yolu takip ettiler. Ancak sık sık yer ve çap değiştirebilen mercan kayalıklarından dolayı ilerlemekte zorluk çektiler ve vakit kaybedince suların yükselmesiyle büyük kayıp verdiler2.

Gerisini hepiniz biliyorsunuz. Hepinize hayırlı bayram sonu dilerim.

---

1 Bu ödünç meselesi - inanmayacaksınız - Büyük İskender Mısır’ı aldığı günlerde gündeme geldi. (MÖ 332 yani takriben bin sene sonra) Mısırlı rahipler Tora’yı delil olarak sunarak ‘ödünç’ alınan malların tazmin edilmesini, devrin İsrail hükumetinden ödenmesi için dava açtılar. Devrin avukatları Bene İsrael’in asırlarca köle olarak çalıştıklarını ileri sürerek aslında onların alacaklı olduklarını ispat ettiler. Böylece tazminat ödenmedi…

2 Tiran Boğazı’nda seyredecek gemiler için, halen, her gün değişik saatlerde bildiriler yayınlanır. Bilhassa mercan kayalıklarının hareketleri büyük güçlükler yaratır. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün