Nisan ayının başında ABD Yüksek Mahkemesi önemli bir davaya bakmaya başladı. Trump v. Barbara olarak adlandırılan davada ABD anayasasının 14. maddesinden gelen ve ABD topraklarında doğan her bebeğe vatandaşlık veren ‘hak’ tartışmaya açıldı. Bu konu en son 1898’de Yüksek Mahkeme’nin gündemine girmişti. O tarihten bu yana ABD’de doğan tüm bebekler Amerikan vatandaşı oluyor.
Trump, ikinci döneminin ilk gününde bizdeki KHK muadili bir karar ile yasal fakat geçici olarak ya da yasal olmadan ikamet eden çiftlerin ABD’de doğan bebeklerinin vatandaş kabul edilmelerini yasakladı. Daha sonra bu kararın uygulanması (Kongre onayı olmadığı için) birçok yerel mahkeme tarafından durduruldu ve konu nihayet Yüksek Mahkeme’nin gündemine girdi. Yüksek Mahkeme’nin kararını Haziran ayında vermesi bekleniyor.
14. madde şöyle diyor: “ABD’de doğmuş […] ve Amerikan yasalarına tabi olan herkes ABD’nin […] vatandaşı kabul edilirler.” Trump yönetimi bu maddenin aslında iç savaştan sonra kölelikten kurtulup vatandaşlığı bulunmayanlar için tasarlandığını savunuyor. Başka ülke vatandaşı olarak 8,5 aylık hamileyken gelip ABD’de doğum yapanlar ile yasal olmayan şekilde ABD’de ikamet edenleri özendirdiği argümanını da ilave ediyor.
Bu süreç Trump’un istediği gibi sonuçlanmayacak gibi görünse de tartışmanın daha çok “ABD yasalarına tabi olmak” koşulunun karşılanıp karşılanmadığı üzerinden yürüyeceği tahmin ediliyor. Başka bir ülke vatandaşı olup ABD’de doğum yapmış olmakla ABD yasalarına bağlı olunup olunmadığı tartışılacak. Keza, belgesiz olarak ikamet edenler (ki bunlar da haliyle başka ülke vatandaşları) tarafından dünyaya getirilecek bebeklerin, yasalara uyum içinde doğmuş olmadıklarından hareketle, ABD vatandaşı kabul edilmeyebilecekleri öne sürülecek.
Aslında Trump’un ABD’ye getirmek istediği koşullar Avrupa’da halen geçerli olan koşullara yakın. Almanya’da mesela, yabancı anne babadan doğan bir bebeğin Alman vatandaşlığına kabul edilmesi anne ya da babasının en az beş sene Almanya’da yasal olarak ikamet etmiş olması şartına bağlı. Fransa’da yabancı anne babadan doğan bir bebek otomatik olarak Fransız olmuyor fakat 11 yaşından sonra en az beş sene Fransa’da ikamet etmiş ise, kendisi reşit olduktan sonra başvurup alabiliyor. İngiltere’de doğan bebeklerin vatandaş kabul edilebilmeleri için en az bir velisinin doğum esnasında İngiltere’de yasal ikametinin bulunması gerekiyor.
Doğumla gelen vatandaşlık hakkı felsefi olarak üç ana başlıkta toplanıyor. Latince hak anlamında olan ‘jus’ kelimesi bu başlıkların üçünde de şu şekilde kullanılıyor:
Jus Soli: Doğum yapılan topraktan gelen bir hak; ABD ve birçok Güney Amerika ülkesinde halihazırdaki uygulama bu şekilde;
Jus Sanguinis: Anne ya da babadan kan bağı ile geçen hak; Japonya, Kore, Çin, Arap ülkeleri vb. ülkelerde geçerli; bu ülkelerde yabancılar vatandaş olamıyor. Etnik kimliği korumak amacı güdülüyor.
Jus Nexi: Vatandaşlığı doğumla gelen bir hak olarak kabul etmekle birlikte daha ziyade zamanla kazanılan bir bağ olarak gören bakış açısı. Özellikle, ekonomik ve politik sebepler ile göç edenlerin gittikleri ülkelere entegre olmaları halinde onları eşit vatandaş olarak benimseyen bu yaklaşım, Avrupa’da giderek daha fazla kabul görmekte. Tek başına kan bağı da yetmiyor: İtalya’da geçen sene kabul edilen yasa ile, İtalya dışında yaşayan İtalyan bir anne veya babadan doğan bebeğin İtalyan tabiiyetine kabul edilebilmesi için anne ya da babanın en az iki sene İtalya’da yaşamış olma şartı getirildi. İtalya’da yaşamayıp kan bağı ile vatandaşlık elde eden İtalyanların doğumla gelen vatandaşlık hakkı, iki nesil ile sınırlandırıldı. Yani anavatana bağ yoksa, vatandaşlık da olmayacak.
İtalya örneği gösteriyor ki, kan bağı ile tanımlanan vatandaşlık hakkı dahi zamanla daha sosyal, daha yaşamsal bir hale evrilecek. ABD Yüksek Mahkemesi’nde görülmeye başlayan dava da aslında Anayasa’yı değiştirmese de bir şekilde bugünkü halinden daha dar ve daha koşullu bir şekilde tanımlanmasına alan açabilir.
Göçlerin artması ile birlikte farklı ülkelerde doğup iki hatta daha fazla pasaporta sahip insanların farklı ülkelerde oy verebiliyor olmaları da ayrı bir sorun. Örneğin, 2023 seçimlerinde ülkemizdeki toplam seçmen sayısı 64 milyon idi ve bunların 3,4 milyonluk kısmı yurt dışında ikamet eden, muhtemelen başka vatandaşlığı da olan bir kesim idi. Büyük kısmı hem yaşadıkları ülkede oy verebildiler hem de Türkiye’de. Vergi kanunları “esas ikametgahın neredeyse oranın vergi mükellefisin”, diyor. Acaba, birden çok tabiiyeti olanlar için oy verme konusunda da benzer bir kıstas getirilmeli mi, getirilebilir mi, onu da bir gün göreceğimizi düşünüyorum. Göçlerin ve dolayısı ile çifte vatandaşlıkların artması ile doğuştan elde edilen vatandaşlık hakkının nasıl tanımlandığı zamanla değişecek gibi görünüyor.
Konu oldukça girift, hem politik, hem de temel haklar ile ilgili geniş bir konu. Tek bir doğru olduğunu söylemek zor. Öte yandan, özellikle Avrupa’da göçler nedeni ile aynı ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olup etnik ve kültürel anlamda bambaşka hayatları ve bambaşka beklentileri olan toplumlar arasındaki stres seviyesinin arttığına şahit oluyoruz.
Akla şu soru geliyor: anası ya da babası Avrupa vatandaşı olup hiç orada yaşamamış birinin bebeğinin vatandaşlık hakkı ile, o ülkeye yıllarca emek vermiş, vergi ödemiş ancak halen vatandaş olamamış birinin bebeğinin vatandaşlık hakkı bir terazinin iki kefesine konulsa, hangisi ağır basar? Bu bağlamda, Yüksek Mahkeme’nin konuya nasıl yaklaşacağını izlemek küreselleşen dünyada vatandaşlık hakkı konulu bir felsefe dersi niteliğinde olabilir. İlginç olacak.