Yıllar öncesinde yazın en sıcak günlerinde dahi ergen yaşta erkek çocuklarını denize girmek yerine dize kadar beyaz çorap ve spor ayakkabılarıyla gezinirken görmek içime fenalık getirirdi.
Aslında denizden yararlanmadıklarına üzüldüğümü pek söyleyemem. Nedense İstanbul’dan Bodrum’a yerleşen ilk sanatçılar arasında olan moda ikonu Cemil İpekçi’nin sözleri aklıma gelirdi. “Yaz mevsimi ayakların özgür olma zamanıdır” der, yörenin simgesi haline gelen parmak arası sandaletlerle dolaşırdı.
14-15 yaşlarında, ‘birey’ olma çabasındaki erkek çocuklarına laf anlatmak hiçbir devirde kolay olmamıştır. Kavurucu sıcakta, gün boyunca kapalı spor ayakkabısı ile gezen, ‘ayakları kokan’ bir neslin yetişmekte olduğunu düşünürdüm.
Arkadaşları ‘gibi olmak’ çok önemliydi. Yine de oğlumun bahçeden eve o şekilde girmesine asla izin vermedim. Ayakkabılar kapı eşiğinde çıkartılır, çorapları da iki parmağımın ucuyla kirli sepetine havale ederdim.
↔↔↔
Zaman geçti; insanların deri ayakkabı/çanta kullanımı azalmaya başladı. Nedeni, ekonomik sorunlardan kaynaklanıyordu. Deriler artık ithal ediliyor, maliyet yükseliyordu. Böylelikle suni deri, kumaş, sentetik malzeme, tabanları giderek yükselen altı lastik spor ayakkabı tüketimi hızla ‘moda’ oldu. Her bütçeye göre çeşit vardı; delinmiyor, çamaşır makinesinde yıkanabiliyordu.
Aynı süreçte kumaş paltolar yerini, ‘pufidik’ montlara bıraktı. Sebebi deri ayakkabılardan farklı değildi. Kumaş türlü nedenlerle pahalılaşınca, Ferhan Şensoy’un 1980’de yazıp yönettiği, dönemin önemli tiyatrolarından ‘Küçük Sahne’de 138 kere oynanan, ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’ misali kumaş paltolar yerini sentetik montlara bıraktı.
↔↔↔
Moda sıklıkla değişen bir olgu.
Kimileri için yakışanı seçmek, kimileri için, ‘herkes gibi’ olma eğilimi.
İstediği kadar yakışsın, erkeklerin takım elbisenin altına spor ayakkabı giymesini güzel/doğru bulmuyorum. Smokinin altına, ‘tokyo’ (plastik terlik) kullanmayı andırıyor.
“Çocuğun varsa büyük lokma yut, büyük laf konuşma” derdi kayınvalidem. Çok şükür çocuklarımla o evreleri aştım, yine de sıra torunuma gelince tepkimi kestiremiyorum.
Bar-mitsva, bat-mitsva çocuklarının pırıl pırıl kostüm ve elbiselerinin yan aksesuarı olan lastik ayakkabılar bana göre sadece bir ‘trend’ değil, ‘herkes gibi’ olma isteği. Kullanmasa da 12-13 yaş çocuğunun (!) neyin neyle giyileceğini öğrenmiş olması gerekir.
↔↔↔
Pesah’ın (Hamursuz Bayramı) yaklaşması bu sene içimde hiçbir mutluluk hissi yaratmadı.
Evin büyük temizliği, perdelerin yıkanması haricinde onlarca yumurta, ıspanak, pırasa gibi malzeme alımı haftalık alışverişten farklı olmadı. Aileyle ‘Seder’ yapma, masada şakalaşmalar, çocukluğumdan beri süregelen, ‘şışşt’ bakışları sanki hâlâ çok uzakmış gibi geliyor.
‘Ruhsuz bir ruh’ hali belki de tünelin ucundaki ışığın titrek oluşundan kaynaklanıyor. Bir an evvel sıyrılmak gerek. Dışarıda hayat devam ediyor.
Umarım Mısır’da kölelikten özgürlüğe giden yolda yeni akım AI (Yapay zekâ) bizimle masaya oturmaz.
Hag Pesah Sameah,
Sağlıkla kalın.