Geçtiğimiz günlerde bir şirkette güvenlik görevlisi olduğunu bildiren bir şahıs, internetten telefonumu bulup aradı. Konuşma tarzı ve halinden iyi niyetli bulmadığım kişi “Bizim pek Musevi tanıdığımız yok, bir arayalım, öğrenelim, ne düşünüyorlarmış?” tarzında kelam etmeye başlayınca ben de tonumu sertleştirdim. Telefonu “Yok ben öyle demek istemedim, rahatsız etmek istemedim!” şeklinde kapattık.
Amerika-İsrail İran savaşını başladığı ilk günden beri büyük üzüntüyle takip ediyorum. Savaşın daha ilk günlerinde İran’ın güneyindeki Minab şehrinde bulunan Shajareh Tayyebeh Kız İlkokulu’nun okul saatlerinde vurulması olayında vefat eden 170’ı aşkın masum kız çocuğu bu savaş adına bir utanç tablosu olarak tüm insanlık suçlarının yanında acilen soruşturulup sorumluların cezalandırılması gerekiyor. Öte yandan, dini paradigmalı söylemler, herhangi bir ateşkesin söz konusu dahi edilmemesi, ayarsız komşu ülkelere de her geçen gün isabet eden füzeler Ortadoğu’yu bir kaosa sürüklüyor. Savaş söz konusu olunca, kaybedilen onlarca masum insanın yanında kadim bir kültürel miras da tehlike altında. Devletimiz yöneticilerinin itidalli söylemleri ve alınan önlemler sayesinde güven içinde hayatlarımıza devam ediyoruz.
Gerek Gazze Savaşı gerekse de mevcut süreçte, devletimizin tüm güvenlik birimleri farklı inanç gruplarına yönelik en ufak bir nümayişe karşı bile tüm önlemleri alsalar da, cehaletin boyutları bizi maalesef gittikçe azalan bir azınlık toplumunda kimi zaman günlük hayata bile yansıyan söylemler olarak endişelendiriyor.
Son birkaç haftada normalde en basit haliyle ‘nefret suçu’ sayılması gereken dine, kutsal kitaba hakarete varan makaleler, bizzat hedef gösteren söylemler kimi gazete satırlarında yer alıyor.
Öte yandan, geçtiğimiz dönemlerde her ne kadar dünyada yaşanan elim olaylar kadar olmasa da, aralık ayında Hanuka kutlamaya giden gruba yaşanan provokasyon, geçtiğimiz sene nisan ayında gece vakti Aşkenaz Sinagogu’na beş el ateş açan bir saldırgan ana akımda yer almayan münferit olaylar olarak kayda geçti.
Dünyanın geçtiği bu hassas süreçte, sapla samanı karıştırmadan, neye tepki göstermemiz gerektiğinin hedefini saptırmadan, yanı başımızda aynı dertlerden muzdarip ve yaşananlara aynı tepkiyi gösteren komşularımızı üzmemek, onları tehdit altında hissettirmemek hepimizin ortak görevi. Bizim asıl gücümüz, yüzyıllardan gelen bu birlikteliğimizi koruyup kollamaktır. Barışın bir an evvel gelmesi dileğiyle!