Bırakabiliyor musunuz sorumluluklarınızı, yapmanız gerekenleri, sizden beklenenleri hemen yerine getirmeyi? Yoksa zamanla mı yarışıyorsunuz deli gibi? Ben hep ikinci sorunun evet cevapçısıydım ama biraz dindim sanki kendi kıyılarımda… Erteliyorum şimdi az da olsa… Daha çok okuyorum, daha çok uyuyorum, daha çok içimi dinliyorum. Ertelemek, meğer kendi prangalarından az da olsa kurtulmak demekmiş, çok geç kalmadan anladığım için bu gerçeği, bahtiyarım sahiden…
Ertelemek, aslında insanın en kolay gerçekleştirdiği ve üzerinde hiç düşünmeden hayata geçirebildiği bir eylem… Felsefe alanında çalışmalar yapan uzmanlar da bu konuyu inceleme gereği duymuş. Bu isimlerden en önemlisi ise John Perry. Perry, Stanford Üniversitesi’nde felsefe profesörü; mantık, dil felsefesi, metafizik ve zihin felsefesi alanlarında, felsefeye önemli katkılarda bulunmuş bir araştırmacı. Erteleme ile ilgili o kadar önemli araştırmalar yapmış ve sonuçlara varmış ki yazdığı, Structured Procnastination (Sistematik Erteleme) adlı makalesiyle, 2011 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün bir kolu olan IG Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştı. İçinde bu makalesinin de bulunduğu ‘Erteleme Sanatı’ kitabını oldukça ilginç bulmuştum.
John Perry, ertelemeyi sevenler için bilgisayarın en büyük yardımcılardan biri olduğunu savunuyor. Postacının kapımıza haber getirdiği ve bizim göndereceğimiz haberin karşı tarafa ulaşacağı günler arasındaki zaman, insanlara düşünmek için, hissetmek ve en doğru kararları vermek için bir aralık bırakıyordu. Şimdiyse elektronik postalarla bu iş dakikaların içine sığdığından verilen cevaplar, yapılan seçimler; hızdan dolayı her zaman çok doğru olmuyor ve bizleri zor durumlara sokabiliyor. İşte bu sebeple onları cevaplamayı ertelemeyi seçiyoruz. Bir nevi kendimizi korumak, hayatımızı planlamak için... Sonra da onları cevaplamayı unutuyoruz. Yazara göre ertelemeden vazgeçmenin en iyi yolu ertelemeyenlerle iş birliği yapmak… İyi örnekler ve onların aldıkları iyi sonuçlar, insanları olumlu davranış sahibi olmaya teşvik ediyor. Yine de şunu söylemeden geçemiyor yazar: “Sistematik bir şekilde erteleyici olmanın muhteşem ek faydalarından biri de, bazen listenin en üst sıralarındaki bir görevin kendiliğinden yok olması… Bazen de bir işi yapmak için azıcık beklersek o işin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili yararlı bir şeyler de öğrenebilir ve o işi daha iyi yapabiliriz.”
Yazar, ertelemenin de akıllıca yapılırsa bir sanat olabileceğini, yapılmazsa insanın hayatını alt üst edeceğini savunuyor. Ona göre aradaki ince çizgiyi fark etmek ve çizginin ne zaman, neresinde duracağına karar vermek ehil işi… Kitabın başında Mark Twain’den bir alıntı cümle var: “Bugünün işini yarına bırakma mümkünse ertesi güne bırak.” Tom Sawyer gibi boş verenin boş kalfası ama güzel kalbi ve yaptığı nitelikli işlerle çocuklara örnek olmayı başarmış bir roman kahramanı yarattığı düşünülürse, bu seçim çok doğru olmuş diyebiliriz.
Bizim, “Bugün git, yarın gel; akşamın hayrından, sabahın şerri iyidir; ekmek çiğnemeden yutulmaz, her işin bir zamanı vardır; terazi tartı ile, her şey vakti ile…” gibi işlerin zamanında yapılmasının eğer gerekiyorsa ertelenerek yapılmasının hayrı ile ilgili çok güzel atasözlerimiz varken ertelemenin kitabını yeniden okumama hiç gerek yok diye düşündüm.
Ama bütün bunlara rağmen; zamanlamanın önemini, ertelemenin zararını anlatan sayısız atasözü de vardı: Arkaya kalan erteye kalır, baskın basanındır; demir tavında, dilber çağında; gün bugün, saat bu saat; kavun karpuz yata yata büyür; yara sıcakken sarılır, gibi… Ben bu zamanımda, az da olsa ilk önerilerden yanayım. Artık, sizin doğrunuz hangi tarafa giderse…
Demek ki dünyanın neresinde olursa olsun insanların ileri’yle, zaman’la, o işleri zamanın uygun bir yerinde yapmak ya da yapmamak’la ilgili düşünceleri, tercihleri ve davranışları var. Kendi kültür ve birikimlerine bağlı olarak bu seçimler değişiyor. Bu değişim biraz da yaşa ve olgunlaşmayla değişen karakterimize bağlı.