İran’ı anlamak için bazen uzun analizlere değil, tek bir mısraya ihtiyaç vardır. Şirazlı Sâdî, yüzyıllar önce insanlığı bir cümlede topladı:
“Beniâdem âzâ-ye yekdigarand…”
İnsanlar birbirinin uzuvlarıdır.
İran’ın asıl gücü de buradan gelir zaten: devletlerden önce gelen o köklü kültürden… Şiirden… Hafızadan… ve bütün yıkımlara rağmen yeniden ayağa kalkabilme becerisinden.
O yüzden İran’ın en karanlık günlerinde bile bir cümle dolaşır dillerde:
“Bu da geçer yahu…”
Ama bugün İran sokaklarına bakınca, bu kadim teselli cümlesi bile başka bir anlama bürünüyor. Çünkü bu kez geçen şey yalnızca günler değil… Belki de bir devrin kendisi.
Belki de bu yüzden İran yalnızca bir ülke değil; aynı zamanda bir hafızadır. Ve bugün o hafıza, yine sokakta yazılıyor.
***
İran’ı şu anda sarsan protesto dalgasının ölçeği, 2009’daki gösterilerden bu yana görülen en büyük hareket. Hatta bazı deneyimli İran gözlemcilerine göre bu protestolar, 1979’da Şah’ın devrilmesinden bu yana en geniş çaplı gösteriler olabilir. 28 Aralık’ta dağınık protestolar olarak başlayan eylemler, 12 gün içinde büyüyerek 9 Ocak’a gelindiğinde binlerce kişinin katıldığı kalabalıklara dönüştü. İlk kıvılcımların taşra kasabaları ve köylerde çaktığı protestolar, kısa süre içinde İran’ın en büyük şehirlerine de yayıldı. Ülkenin 31 eyaletinin tamamı bu dalgadan etkilendi. Şimdiye kadar kenarda kalan kadınlar, orta yaşlılar ve orta sınıf da, genç ve işsiz erkeklere katıldı.
Tahran’da yüz binlerce kişi “Diktatöre ölüm!” sloganları attı; bu slogan, 86 yaşındaki dini lider Ayetullah Ali Hamaney’e açık bir göndermeydi. Başkentin başka bölgelerinde yetkililer, protestocuların camileri, dini okulları, bankaları ve polis karakollarını ateşe verdiğini belirtti. İran’ın ikinci büyük kenti ve rejim yanlısı sert kanadın güçlü olduğu Meşhed’de kalabalıklar o kadar büyüktü ki, ABD Başkanı Donald Trump sosyal medyada halkın kontrolü ele aldığını ilan etti. Rejimle bağlantıları olan bir din adamı ise “Bu bir dönüm noktası” diyor.
Şimdilik Hamaney geri adım atmak yerine daha da sertleşiyor. 9 Ocak’ta yaptığı konuşmada, yetkililerin daha önce şikâyetlerini meşru bulduğunu kabul ettiği protestocular ile ‘yağmacılar’ arasında bir ayrım yapmayı reddetti. Ona göre hepsi Trump’ın kuklasıydı. Yetkililer interneti büyük ölçüde kısıtladı; bu genellikle daha sert bir baskı dalgasının habercisidir. İnsan hakları örgütleri 500’den fazla kişinin öldüğünü, 2 binden fazla kişinin de tutuklandığını söylüyor. Sertlik yanlıları ise korkunun yeniden tesis edilmesi ve protestocuların—onların deyimiyle ‘teröristlerin’—sokaktan çekilmesi için çok daha ağır bir bedelin gerekli olduğunu savunuyor. Hamaney, Şah’ın düşüşünü uzun zamandır “demir irade eksikliğine” bağlayıp duruyor.
İran daha önce de büyük protestolar gördü; üstelik bunların çoğu rejimin son çırpınışları olarak yorumlandı—ama çoğu kez bu yorumlar erken çıktı. Yine de Hamaney geniş çaplı bir şiddet gücünü devreye sokmaya karar vermezse (ve bunu yapabilecek durumda değilse), seçenekleri giderek daralıyor. Ülke içinde onun gücüne duyulan güven azalıyor. İranlılar artık yöneticilerinin derinleşen hayat pahalılığı krizini durdurabileceğine inanmıyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bile bunu kabul ediyor. Elektrik ve su sıkıntıları artık gıda kıtlığıyla birleşmiş durumda. Temel ithal ürünler taşraya ulaşamıyor. Riyal o kadar hızlı değer kaybediyor ki, esnaf zararına satmaktansa malları depolamayı tercih ediyor. İslam Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında büyüyen orta sınıf zamanla küçüldü; son 15 yılda yaklaşık 15 milyon kişi işçi sınıfına geriledi. Enflasyon maaşları da birikimleri de kemiriyor. İranlıların yaklaşık yüzde 30’u bugün yoksulluk içinde yaşıyor. Rejimin ikilemi, “açlığı kurşunla yenemezsiniz” sözünün somut örneği gibi.
Rejimin dışarıdaki itibarı ve gücünün ciddi biçimde azalması da pek çok İranlıya sonun yaklaştığını düşündürüyor. Son iki yılda İsrail’in saldırıları, İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki vekil güçlerini zayıflattı. Geçen yaz İsrail’in 12 gün süren hava saldırısı kampanyasında İran’ın üst düzey askeri komutasının önemli bir kısmı öldürüldü. Bugün bile kişisel güvenliğinden endişe eden Hamaney’in uzun süreler saklandığı söyleniyor ki, bu dini lider için son derece tuhaf bir görüntü. Bu sırada Trump da “maksimum baskı” politikasını yeniden canlandırdı: petrol ihracatını kısıyor ve gelirlerin ülkeye geri getirilmesi çabalarını boğuyor. Trump’ın ölümcül bir baskı olması halinde Hamaney’in “cehennemi yaşayacağı” yönündeki tehdidi de rejim üzerinde bir başka kısıtlayıcı unsur olabilir. Rejim yanlısı İran medyası ayrıca ABD’nin 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirmede rol oynayan güçlerin parçası olan 101. Hava İndirme Tümeni’ni Irak Kürdistanı’na konuşlandırdığını ve İran sınırında ‘tehditkâr’ bir şekilde konumlandırdığını ileri sürdü; ancak buna dair bir kanıt bulunmuyor.
2009’daki kitlesel protestolardan bu yana ilk kez İranlıların büyük kısmı tek bir muhalif figürün arkasında toplanıyor gibi görünüyor. Gerçekten büyük kalabalıklar, son Şah’ın 65 yaşındaki oğlu Rıza Pehlevi’nin 6 Ocak’ta Washington’daki evinden yaptığı kitlesel eylem çağrısından sonra sokağa döküldü. Bazıları hâlâ monarşi yanlısı; ancak çok daha büyük bir kesim, çaresizlik içinde onun adına tutunuyor. Tahran’da duvarlara Hamaney karşıtı sloganlar yazan bir öğretmen, “Palyaço olduğunu biliyoruz” diyor, “ama başka hiçbir muhalif figür onun kadar tanınmıyor.” Öte yandan ona düşmanca yaklaşanlar da var. Kürt ve Azeri bölgelerinde protestocular “Zulme hayır—ister Hamaney ister Şah” sloganı atıyor. Trump bile temkinli konuşuyor; Pehlevi’ye “iyi biri” derken, onunla görüşmenin “uygun olup olmayacağını” sorguluyor.
Şu ana kadar rejim içinde açık bir sadakatsizlik emaresi görünmüyor. Sessizlik öyle baskın ki, rejime yakın bir iş insanı, içeride eskiden reform isteyenlerin bile “başlarına silah dayanmış gibi” susturulduğunu ima ediyor. Buna rağmen içeriden kişilerin kullandığı kapalı çevrimiçi forumlarda bazı homurdanmalar ortaya çıkmaya başladı. Bazı kasabalarda güvenlik güçlerinin geri çekildiği görüntüler de kaydedildi. Kimileri, Hamaney’in çok sayıda güvenlik kurumunun kendi güvenliklerini onun güvenliğinin önüne koymaya ne zaman başlayacağını sorguluyor. 36 yıldır iktidarda olan Hamaney, yorgun ve fikirleri tükenmiş görünüyor. Protestoların hemen öncesinde bazıları, Devrim Muhafızları içinden çıkacak bir ‘Bonapart’—yani iktidarı ele alabilecek güçlü bir adam—arayışını bile dillendirdi.
Hamaney’in kenara çekilmeye niyeti yok; Suriye’nin eski diktatörü Beşar Esad gibi Moskova’ya gitmesi de beklenmiyor (her ne kadar Times’a göre sızdırılan Amerikan istihbarat raporu bunun tersine işaret etse de). Eski bir tanıdığı, “O devrimci bir kuşağa ait” diyor. “Onlar için en iyi ölüm şehitliktir. İstifa etmektense savaşmayı tercih eder.” İran’ın kaderi artık kimin daha dayanıklı olduğuna bağlı: yöneticisi mi, halkı mı?
İran, tarihin en eski hafızalarından biri… Nice hanedanlar devrildi, nice devrimler yaşandı; ama bu topraklar her defasında yeniden ayağa kalkmayı bildi.
O yüzden dillerinde hâlâ aynı söz var:
“Bu da geçer yahu…”
Ama şimdi soru değişti:
Bu da geçecek mi?