'Annecim, babacım, halacım'

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
10 Aralık 2025 Çarşamba

Ergen yaşta, özellikle kızların kullandığı, yanda küçük bir asma kilidi olan hatıra defterlerine hâlâ kırtasiye raflarında rastlıyorum. Genelde sınıf arkadaşları arasında elden ele geçirilen ‘hatıra defteri’ o yaş grubunun ‘özel’ ile ilk tanışmasıdır. Dolayısıyla asma kilidin minik anahtarları onlar için çok değerlidir. Son derece naif düşüncelerin satırlara döküldüğü yazılar çoğunlukla, “Sepet sepet yumurta; sakın beni unutma(…)” türü tekerlemelerle biterdi. İmzanın yanında bir ‘kalp’ veya son harfe iliştirilen küçük bir ‘papatya’ olurdu.

O zaman kullanılan, kalpin saf sevgiyi, papatyanın da doğayı simgelediğini şimdi daha iyi kavrıyorum. Zira özlerindeki iyi nitelikler ‘yozlaşmak’tan hayli uzaktaydı.

↔↔↔

Hatıra defteri sürecini ‘anketler’ takip etti. Magazin dünyası, ünlülerle yapılan röportajları anket formatında yayınlamaya başladı. Okur kitlesine göre sorular ‘renkli’, kimileri için de kuaförde sıra beklerken karıştırılan sayfalardı. Genel sıralama, “Kendinizi bir cümleyle tanıtır mısınız; en sevdiğiniz renk, en sevdiğiniz şarkıcı, unutamadığınız bir anınız, tatillerde nereye gitmeyi tercih edersiniz?” (…) şeklindeydi.

COVID-19 her alana sekte vurdu. Cemiyet hayatı haberleri durulunca, söz konusu yayınlar da zorlandı. Bugün kaçı devam ediyor acaba?

↔↔↔

Geçenlerde birkaç arkadaş, revaçta olan ‘bilgi akışı’ çerçevesinde anket tarzı sohbete başladık. Farklı görüşler paylaşıldıysa da yaşıtlar arası ‘aynı dil’i konuşabilmek bir ayrıcalık.

Konu başlıkları; 1) Gazete okuyor musun? Veya eve hâlâ gazete alıyor musun? 2) Televizyon haberlerini izliyor musun? 3) İzlenecek kanal var mı? 4) TV dizisi izliyor musun?

Eve hâlâ gazete alıyorum. Basılı kâğıtta gazete yayınlandığı sürece de almayı sürdüreceğim. Okuduğum, daha doğru aldığım gazetenin hangisi olduğu çok da anlam taşımıyor artık. Sadece gözlerimi yormayacak kadar başlıklara bakıp geçiyorum. O halde “Almanın ne anlamı kaldı?” derseniz gazete sayfasının dokusu, kağıdın kokusu bir ‘tutku’.

Televizyon haberlerini çoğunlukla izlemiyorum. Dünya genelindeki gri hava istemesem de bir şekilde beni buluyor. Anneannemin TRT’nin akşam 19.00 haberlerini rahat duyabilmek için evdeki herkesi susturduğu günleri özlüyorum.

↔↔↔

Dizilere gelince, seviyeli yapımlar ortak beğeniye uymayınca ‘rating’ler düştüğünden, ertesi sezon yayından kaldırılıyor. Onların yerine asık yüzlü, ağlamaklı sahneler, uyuşturucu trafiği, silahların konuştuğu, mermilerin uçuştuğu, çocuklara eziyet etmek, tekme-tokat-küfür’ üçlüsüyle sürüp giden diziler her an öfke patlamasına hazır olan kitleye doğal bir ortam gibi sunuluyor.

Psikologların her vesilede ebeveynlerin çocuklarına “annecim, babacım, halacım” diye hitap etmemeleri gerektiği, ileriki yaşlarda sorun yaşayacakları konusunda uyarıları, ne üzücüdür ki eğitimli kesime de fark etmedi. En etkili görsel yayın organı olan televizyon kanallarının dizi ve filmlerinde ebeveynlerin çocuklarına ‘annecim, babacım…’ söyleminin artık kullanılmaması için örnek olacağı kanısındayım.

“Her şey normal; her şey anormal1.”

Sağlıkla kalın.

1 Okulda öğretmişlerdi, 
‘Şey’ sözcüğünü, kelime haznesi kıt olanlar kullanır. İstisnalar kaideyi bozmaz, 
çaresizlikten yazdım.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün