Kaosun içinden çıkan fırsatlar – Tahran

Köşe Yazısı
24 Nisan 2024 Çarşamba

Geçtiğimiz günlerde yaşanan İran’ın İsrail’e gerçekleştirdiği saldırının üzerine ileride mutlaka çok şey yazılacak ve Ortadoğu’nun bugün içinde bulunduğu durum derslere konu olacaktır şüphesiz. Kendi adıma, İran’ın, Şam’da konuşlanmış Devrim Muhafızları üst düzey komutanlarına karşı İsrail’in giriştiği operasyona bir misilleme yapacağını bekliyordum. Ancak bu kadar geniş kapsamlı bir saldırı tahminin ötesine geçti. Her ne kadar kamuoyunda bunun bir danışıklı dövüş olduğu savı dolaşıyorsa da, üç yüz küsur hava aracı, takip füzeleri, roketlerle allanmış bir girişimin, savunma açısından şaka kaldırır tarafı yoktu.

Cumhurbaşkanı Ahmedinejad döneminden bu yana Tahran’ın İsrail’e karşı söylemlerinde eliminasyonist bir dil kullandığını, “Siyonist ülkenin” yıkılması için yanıp tutuştuğunu biliyoruz. Önceleri devletler topluluğu tarafından pek de ciddiye alınmayan bu tehditlerin, İran’ın nükleer kapasitesinin artması ve bölgesel nüfuz alanının genişlemesi ile doğru orantılı bir şekilde tehlike arz etmeye başlaması bir tesadüf değil.

Hamas’ın gerçekleştirdiği 7 Ekim saldırısının Gazze’nin çok ötesinde bir güç tarafından kurgulandığı o günlerden beri üzerinde konuşulan bir konuydu; şimdi ise kuşku götürmeyen bir gerçek oldu.

***

Yıllardır İran üç kıtanın kesiştiği toprakları, oluşturduğu Şii ittifakıyla etkisi altına almıştı. Lübnan’da bir zamanların sol görüşlü Şii Emel Partisi’nin yerine desteklediği Hizbullah’la; Suriye savaşında Rusya ile birlikte arka çıktığı Esad rejimi ile; Irak’ta Saddam sonrası Şii çoğunlukla oluşturduğu ittifakla, Ortadoğu’yu parselledi diyebiliriz. Amacı belli… İsrail ve uzantısında Washington’u ‘arka bahçesinde’ etkisiz hale getirmek.

Hamas ise, 2005’te İsrail’in Gazze’den tek taraflı çekilmesinin ve 2008’de itibarı ile El-Fetih’i buradan kovmasının ardından bölgeyi boş bulmuş, yalnız, dünyanın dört bir yanından buraya aktarılan fonların üzerine konmamış, burayı bir terör üssü haline getirerek Filistin halkının geleceğine ipotek koymuş. Hatta, İran’la geliştirdiği pakt ile, Gazze’nin geleceğini İran’ın politik hedeflerine amade etmiştir diyebiliriz. Şu anda su yüzüne çıkan ve akisleri arkadan gelecek gelişmeler buna işaret ediyor.

Müslüman Kardeşler geleneğinin en azılı uygulayıcısı kimliği ile, Suni Hamas’ın, devrimle Şah rejimini yıkıp devlete İslam boyutunu getiren Ayetullahların nasıl bir araya geldikleri üzerine bu tespiti yapmamak haksızlık olur. İsrail düşmanlığı ve Yahudi karşıtlığı bu iki benzemezi ittifaka sokmuştur. Bunun yanında başka bir ortak payda arayışı içine girmek zaman kaybıdır.

İsrail’in, ABD ağabeyliğinde kotarılan İbrahim Anlaşmaları ile BAE, Bahreyn, Fas, Sudan gibi ülkelerle ilişkiye girmesi her iki odak tarafından beka sorunu olarak algılanmıştır. Nitekim, anlaşmaların imzasından sonra, Tahran’dan yükselen sesler, ‘Yahudi Devletini’ tanımanın ‘Filistin Davasına’ ihanet olduğunu söyleyecektir. Hele bir de 2023 Eylül ayı sonlarına doğru Suudi Evi ile İsrail arasındaki görüşmelerin olumlu gidişinin kamuoyuna yansıması, Tahran – Gazze – Katar hattında bir şeyleri tetiklemiş olmalı ki, 7 Ekim saldırısına yeşil ışık yakıldı.

Tahran yönetimi kaosta bereket görür. Ortalık ne kadar toz dumana batarsa, Ayetullah Humeyni’nin siyaseti o kadar karlı çıkacaktır. İsrail’in güneyinin ve özellikle Filistinlilerle ilişkileri normalleştirmeye çaba gösteren köylerinin hedef alınması, Hamas’ın uyguladığı akıl almaz vahşet, rehin alınan insanlar, bu toz dumana su taşımış oldu.

Bir yandan, İbrahim Anlaşmalarının gölgesinde solmaya başlayan Filistin meselesi derin bir sarsıntı ile gündeme geri geldi; öte yandan, İran rejimi Filistin davası üzerinden nüfuzuna nüfuz kattı. Davanın İslam alemindeki öneminden hareketle, taşeronları üzerinden bütün o coğrafyayı etkisi altına aldı. Batı kentlerinin sokak ve meydanları, İsrail’in Hamas’a açtığı savaşı, savaşın getirdiği yıkımı, kayıpları protesto eden organize yığınlarla dolup taştı. İsrail protestoları, Yahudi düşmanlığını gözle görünür, elle tutulur hale sürükledi. Oysa, fitili ateşleyen, her zaman olduğu gibi Hamas’tı. Hassas dengede ateşkese gözü gibi bakacağına, halkını belalardan uzak tutacağına, meğerse, Tahran’ın suyuna gidip ondan nemalanmaya çalışıyormuş.

Kuzeyden Hizbullah, her ne kadar Hamas’ın hayal ettiği desteği vermekten imtina etmişse de, yine İsrail’e sataşmaktan geri kalmadı. İsrail vatandaşlarını hem güneyden hem de kuzeyden tahliye etmek zorunda kaldı. Belki bugüne dek ikinci cephe resmen açılmadı ancak, bu Hizbullah’ın ne kadar agresif bir tavır sergileyeceğine bağlı. O da bir diğer hassas denge!

Yemen’de Tahran yanlısı Husilerin Kızıldeniz girişini ablukaya almaları, bulundukları uzak konuma rağmen İsrail’e taciz ateşi açmaları da İran’ın etkisini göstermesi açısından önemlidir. Böylesi girişimlerin Avrupa – Uzakdoğu ticaretini dinamitleyeceği kesindir. Nitekim bölgeyi analiz eden yayınlarda gemi trafiğinin yüzde elli azaldığı ve bazı sektörlerin durumdan olumsuz etkilendiği yazılmaktadır. ABD’nin durumun normale dönmesi için bölgeye kuvvet sevk etmesi ve yer yer sıcak çatışmaya girmesi sorunun derinleşmesini engellemiştir. Belki de Tahran’a Pekin’den de bazı telkinler gelmiştir. Kim bilir?

Nitekim, İran son dönemlerde korsanlığı daha çok Hürmüz Boğazında yapıyor. En son bir gemiyi ele geçirdiği haberleri düşmüştü gündeme ki, İsrail’e gönderdiği hava araçları ve roketleri, doğal olarak bu girişimin önüne geçmişti. Bu fiillerde görülecek artış Basra Körfezi girişini sıkıntıya sokacaktır, şüphesiz. Böylece, Kızıldeniz – Süveyş yolundaki abluka durumu sona erecek, Çin’in sıkıntısı giderilmiş olacak, ancak, kılıç tepeden sallandırılmaya devam edecektir. Ötesi, Körfez ülkelerinin işin içine olası yuvarlanmaları, gelişmeleri içinden çıkılmaz hale getirecektir.

***

Bütün bu toz duman içinde, geçtiğimiz günlerde, yukarıda sözünü ettiğim, İsrail’in Şam’a yaptığı saldırı gerçekleşti. Şam’daki İran diplomatik misyonuna girişilen bir saldırı olarak lanse edilen aslında, elçilik binasının yanında, içinde askeri faaliyetlerde bulunulduğu tespit edilen bir binayı hedef almıştı. Devrim Muhafızlarının bölgedeki faaliyetleri koordine etmekle görevlendirildikleri anlaşılan bazı üst düzey komutanlarının öldüğü saldırı Tahran’ın sert tepkisiyle karşılaştı. İsrail’in Suriye’ye giriştiği böylesi nokta atışları aslında yeni değildi. Daha önceleri de kah Şam Havaalanı bölgesine, kah Lübnan’da bazı Hizbullah komutanlarına karşı girişilen suikastvari saldırıların varlığı biliniyor.

Ancak bu kez, Tahran durumdan vazife çıkardı. Gerçi geçtiğimiz hafta sonu hedefe gönderdiği hiçbir dron/füze/SİHA yerine varmadı. Tamamına yakını İsrail ve onu destekleyen dost ülkelerin gayretleriyle başarılı şekilde indirildi. Bu dost ülkelerin arasında ABD ve Birleşik Krallığın yanında Ürdün’ü görmek kimseyi şaşırtmamalı. Katar’ı bir tarafa bırakırsak, Mısır dahil Körfez ülkelerinin tamamının gelişmeleri heyecanla izledikleri ve İsrail’i siyaseten de olsa desteklediklerini söyleyebiliriz.

Tıpkı bunlar gibi Amman da Tahran yönetiminin hedefi içinde. Ülke nüfusunun büyük kısmını oluşturan Filistinli Arapların, Haşimi Hanedanına karşı İran yanında saf tutmaları ile başlayacak bir kalkışma, Ürdün’de, yüzyılı biraz geçmiş Krallığı sona erdirebilecek bir tehlikedir. Dolayısı ile bu coğrafyada, Filistin Davasını kendisine siper ederek güç kazanacak İran’ın varlığı Kraliyet’in riske edemeyeceği bir durumdur.

Tahran’ın 1979’tan itibaren İslam Devrimini ihraç etmek istediği, bunun için her tür çabayı harcadığı biliniyor. Nitekim, seksenlerdeki İran – Irak Savaşının bir nedeni de Saddam’ın Şii etkisini başlamadan bitirmek istemesidir. Diktatörün ABD tarafından beceriksizce tasfiye edilmesi ile Tahran’ın bu coğrafyadaki etkisini dengeleyecek hiçbir güç kalmadı.

Bugün İran artık Devrimi ihraç edemeyeceğini anlamış durumda. Nükleere bu kadar önem vermesi ve stratejisinin mihenk taşı haline getirmesinin nedeni bu! Bundan böyle hedefi, bölgedeki etkisini arttırmak, emirlikleri, krallıları terör ve isyanlar yolu ile çökertmek mi yoksa? Bunun provasını Bahreyn’de yapmamış mıydı 2011’de?

Filistin’in özgürlüğü, halkının barışa, refaha kavuşturulması ile çıkılan yolda varılan nokta bu! Yine İsrail – Filistin meselesinden nemalananlar sorunun odak noktasından çok uzakta. Tahran kaosun içinde yeni umutlar yeşertiyor. Dünya, Tahran’da oturan şiddet yanlılarını nasıl durduracağını hesaplamaya başlamalı oysa.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün