Kore nüfusu tükeniyor mu?

Zehra ÇENGİL Köşe Yazısı
20 Mart 2024 Çarşamba

BBC’nin Seul temsilcisi Jean Mackenzie, geçtiğimiz günlerde dizilerinden müzik gruplarına, makyaj malzemelerinden yemeklerine dek birçoğumuzun hayran olduğu Güney Kore ile ilgili çok kıymetli bir haber-röportaj kaleme aldı.

Haberde yer alan ifadelere göre, “Dünyadaki en düşük doğum oranına sahip olan Güney Kore’de şubat ayı sonunda açıklanan rakamlar ışığında 2023 yılında doğum oranı yüzde 8 daha düşerek 0,72’ye geriledi. Bu eğilim devam ederse, Kore nüfusunun 2100 yılına kadar yarı yarıya azalacağı tahmin ediliyor.”

Tabii politikacılar bunu doğal olarak ‘ulusal acil durum’ ilan ediyor. Çünkü çok değil 50 yıl içinde genç nüfusun azalıyor olması çalışma hayatını, emeklilik sistemini, ülke ekonomisini içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

Hükümetin bu sorun için 286 milyar dolar harcaması da, aylık yardımlar da, ücretsiz taksiler de hiçbir işe yaramamış. Çünkü kadınlar uzun çalışma saatleri gerektiren ve severek yürüttükleri kariyerlerini, tam gün annelik yaparak bir kenara atmak istemiyor.

Türkiye’de olduğu gibi Kore’de de doğum izni üstü kapalı bir sorun. Kadınlar doğum iznine ayrıldıktan sonra işten çıkmak veya terfisinin ertelenmesi gibi sorunlarla karşılaşmak yerine aile kurmaktan vazgeçerek kariyer hedeflerini gerçekleştirecek basamakları tırmanmayı tercih ediyor.

Çocuklarının okul masrafları, müfredat dışı kurs ücretleri gibi maddi külfet gerektiren durumlar da bu ‘çocuksuzluk akımı’nda büyük etken. Vasat bir hayat yaşamak için çocukluğundan beri durmadan rekabet eden bireyler, bu rekabetçi sefaleti bir çocuğa yaşatmamak için artık özgür olmayı seçiyor. Bir çocuğun sorumluluğunu üzerine almak yerine seyahat ediyor, kurslara gidiyor, kendini geliştiriyor. Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol ise düşük doğum oranını ‘yapısal bir sorun’ olarak ele alacağını söylüyor.

 

SIFATLARINA ANNE EKLENMESİNİ İSTEMEYEN KADINLAR

Yalı Çapkını'nın İfakat Gülçin Santırcıoğlu, Bloomberg HT'de yayınlanan Aslı Şafak'la İşin Aslı programında on yıllık evliliğinde neden çocuk yapmadığını anlatırken “Çocuğa hiç ihtiyaç duymadık, duymuyoruz, duymayacağız. Ben gerçekten gezmeyi tercih ediyorum o parayla. Sevgili olarak kalmayı istiyorum bir kere. Sıfatlarımın arasına 'anne' eklenmesini istemiyorum. Fakat yapmayan kadının sırtında böyle bir baskı var. 'En azından erkeklere 'pişman olur musun?' diye sorulmuyor, kadınlara soruluyor genelde. Olmuyoruz arkadaşım, olmuyoruz. Zaman sadece kadın için işliyormuş gibi davranılması çok sinir bozucu. Yaşlılık, ölüm, negatif bütün şeylerin kadının sırtında gibi olmasından çok rahatsızım” ifadelerini kullandı.

İnsanların her şeyi özgürce ifade edebildiği ve toplumun birbirinin düşüncesine saygı duymasını umduğumuz günümüz dünyasında çocuk yapmamak da artık rahatça dile getirilen bir tercih olmalı. Bir de şöyle düşünün: Çocuklarını layığıyla eğitemeyen, iyiyi kötüyü ayırt etmesini sağlayacak bir aile terbiyesini çocuğuna veremeyen kişilerin topluma kazandırdığı ya da kaybettirdiği bireylerle yaşamak nasıl bir duygu?

Bizler ne kadar donanımlı, modern, açık fikirli ve dünyaya, medeniyete ayak uydurabilen insanlar olursak varlığımızla ait olduğumuz topluma o kadar değer kazandırırız. Bu değeri de kendimize gösterip, tam anlamıyla doğru bir insan olmaya gayret ediyorsak bundan kime ne?

 

CAN DOSTLARIMIZ İÇİN MÜCADELEYE DEVAM!

Tahmin ediyorum ki ‘Eros’ isimli kediye dair görüntülere rastlayıp, duygulanmayan ve gözlerinden yaşlar süzülmeden durabilenler neredeyse yok gibidir. Yılbaşı gecesi İbrahim Keloğlan tarafından altı dakika boyunca tekmelenerek vahşice katledilen minik dostumuz için adliyeye giden hayvanseverler, Eros’un kimsesiz olmadığını cümle aleme gösterse de Keloğlan, iyi hal indirimi uygulanarak ‘Kasten hayvan öldürme’ suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı ve denetimli serbestlik ile serbest bırakıldı.

Böyle bir caniliğin cezasız kalması inanılmaz! Halkın her kesiminin birleşerek böyle vahşetlere daha çok, daha da çok ses çıkarması ve kamuoyu oluşturması gerektiğini düşünüyorum. Bazı noktalarda adalet öyle bir duruma geldi ki toplum baskısı oluşmadan tecelli etmiyor.

Herkes üzerine düşen görevi yapmalı, bu konuda neler yapabilirim diye düşünmeli. Yakında 31 Mart Yerel Yönetimler Seçimleri olacak. Her belediyenin seçim vaatlerinde can dostlarımızla ilgili maddelere yer ayrıldığını görüyoruz, bunların takipçisi olacağız. Müfredatlar insan-hayvan sevgisiyle ilgili bölümler açılmalı. Bu konu çok ciddi. Sonuçta ağaç yaş iken eğilir.

Sinemalar, diziler, sanatçılar elini taşın altına koymalı. Senaryolarında hayvan sevgisini aşılayan, hümanizme katkıda bulunacak cümleler olmalı. İnanın çok etkili! Kurtlar Vadisi’ndeki Çakır’a cenaze kaldıran, Kızılcık Şerbeti’ndeki Fatih’e, Bahar’daki Timur’a tokat aplikasyonu yapan bir ülkeden bahsediyoruz.

Bu noktada örnek işler oluyor. Biliyorsunuz bu yıl gerçekleşen 96. Oscar Ödülleri'nde bile gecenin yıldızı papyonu ve tüm sevimliliğiyle ‘Bir Düşüşün Anatomisi’ filminde rol alan köpek Messi’ydi.

Türkiye’de de önce Youtube dizi projesi olarak izleyici karşısına çıkan “Dikkat Köpek Var” ilk aklıma gelenlerden. Bu projelerin yapımcısı ve başrol oyuncusu hayvansever aktivist Nusret Toplar, adliyelerde görülen ve hayvan haklarını ihlal edenler adına açılan neredeyse tüm davaların yakın takipçisi olurken, dizinin de devam sezonunun dijital platformda olacağının müjdesini verdi. Dünyada Aslan Kral, Can Dostum, Hachiko: Bir Köpeğin Hikayesi, 101 Dalmaçyalı gibi kült filmlerle zirveye çıkarılan hayvan sevgisi hakkında Türkiye’de daha kapsamlı çalışmalar hem nitelik hem de nicelikle insanları eğlendirirken eğitecek güzel projeler bekliyoruz. Yapımcılara duyurulur.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün