6 Şubat 2023

Prof. Dr. Burak ARZOVA Köşe Yazısı
22 Şubat 2023 Çarşamba

6 Şubat 2023 tarihinde, muhtemelen bizden sonraki nesillerin ‘Büyük Felaket’ olarak adlandıracakları çok ama çok büyük bir felakete uyandık. Cumhuriyet tarihinde 1939 yılından bu yana yaşanan en büyük yıkım, en büyük acı, toplumun tüm kesimlerini en derinden etkileyen bir olayla karşı karşıyayız. Şehirler neredeyse tamamen yok oldu.

En küçüğünden en büyüğüne hepimiz canlarını kaybedenlere hüngür hüngür ağlarken, hayatta kalanlara nasıl yardımcı olabileceğimizin telaşı içerisindeyiz.

Dünyanın her yanından kurtarma ekipleri geldi, her bir enkaz altından çıkan kişiyi kendi ailemizden bir kişi gibi görüp mutluluk gözyaşları döktük. Enkaz altında vefat edenlerin hikayelerini de yine kendimizle özdeşleştirdik. Milletçe çok büyük bir travma geçiriyoruz.

Günler ilerledikçe yaşanan kayıpların büyüklüğü daha da iyi anlaşılıyor. Bu yazının yazıldığı saatlerde can kaybı 40.642 kişi. Nereye kadar gideceğini bilemiyoruz.

Çevre, Şehircilik ve İklimlendirme Bakanlığı verilerine göre yürütülen çalışmalar kapsamında 105 bin 794 binadaki 384 bin 545 bağımsız birimin acil yıkılması gereken, ağır hasarlı ve yıkık olduğu tespit edilmiş.

Çok ağır can ve servet kaybı mevcut. Çadır ve konteynerlerde yaşan vatandaşlarımızın yeniden konutlarına kavuşturulması yılları alacak bir süreç. Üstelik bu bölgelerde yakınlarını kaybetmiş binlerce kişinin şehrin hafızasının kaybolduğu şehirlerde yeniden yaşamak istemeyeceği gerçeği de ortada. Muhtemelen depremden en çok etkilenen şehirler en yoğun dış göçe de sahip olacaklar. O nedenle TOKİ üzerinden inşa edilecek kalıcı konutların sadece aynı şehirlerde inşa edilmesi, göç eden depremzedelerin göç ettikleri illerin dikkate alınmaması ileride telafi edilmesi mümkün olmayacak demografik değişikliklere sebebiyet verebilir.

Bu şehirlerin birer cazibe merkezi haline dönüştürülmesi şart. Cazibe merkezi dediğimizde şimdiye kadar cazibe merkezinden anlaşılan AVM merkezli şehirleri kastetmiyorum elbette.

İstanbul bir sonraki depremin merkezi ve muhtemelen bir sonraki en büyük can kaybının yaşanacağı şehir iken devletin en önemli kurumlarını İstanbul’a taşımaya ve 16 milyonu çoktan geçen şehri daha da yaşanmaz hale getirmeye çalışıyoruz. Önemli devlet kurumları yeniden kurulacak şehirlerimize taşınarak bu şehirlerdeki ekonomik ve sosyal hayat yeniden canlandırılabilir.

Depremin yaşandığı şehirlerimiz Türkiye’nin ihracatında en önemli kalemlerden biri olan tekstil sektörünün temel girdilerini de sağlayan bir bölge. Çok sayıda fabrika var. Bir kesimi dünya ölçeğinde üretim gösteriyor. Bu fabrikaların durumunun ne olduğunu henüz bilemiyoruz. Hiç hasar almamış bile olsalar hayatını kaybeden vatandaşlarımızın çokluğu nedeniyle aynı kapasitelerde üretimi sürdürmeleri çok gerçekçi gözükmüyor. Muhtemel bir dış göçle birlikte bu fabrikalar atıl hale gelebilir. O nedenle bölge insanını bölgede tutmaktan öte bu bölgelere doğru yönelecek göçü artıracak projelere ihtiyaç var.

Olayın çok sıcak olması, yaşanan kayıpların büyüklüğü ve travma nedeniyle kısa zamanda geniş kapsamlı bir proje oluşturmayı beklemek insani de değil.

Fakat olayı sadece konut yapma boyutuyla düşünmemek gerekiyor. Yer bilimcilerin söylediğine göre bu şekilde bir felaketin bir daha çok uzun yıllar bu bölgede yaşanması mümkün değil. Bahsedilen süreler 300-500 yıl. O nedenle belki de bundan sonrası için yıkım yaşanan iller Türkiye’nin geri kalan yerlerine göre çok daha güvenli olabilir.

Bölgenin ağır kayıp yaşayan şehirlerinin her biri ayrı bir alanda uzman şehirler haline dönüştürülebilir. Bu alanlar sağlık, lojistik merkez, finans vs. gibi alanlar olabilir. 

Bütün bunlar yapılırken önümüzdeki en büyük engel ‘senden öğrenecek değiliz’ yaklaşımı olacaktır. Evet hepimizin herkesten öğrenecek bir şeyi mutlaka var.

Üstten bakan kibirli duruşa hiç mi hiç ihtiyacımız yok.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün