İstanbul´dan 55 dakika uzaklıktaki Silikon Vadisi – start-up diyarı

Selin SÜAR ORAL Köşe Yazısı
3 Ağustos 2022 Çarşamba

Özellikle son birkaç yıldır değişen ihtiyaçlar ve iş tanımları yalnızca üniversitelerde değil, ortaöğretim ve lisede bile ders müfredatının değişmesine ve düşüncelerin farklı bir şekilde biçimlenmesine yol açtı. Bilimsel ve teknik gelişmelere hükümet destekleri arttı, gençlerin fikirlerine maddi destek sağlamak için düzenlenen Teknofest gibi festivallere sağlanan katılım her geçen yıl katlandı. Bu festivallerde farklı kategorilerde ilerlemeyi başaran grupların problemlerine çözüm, ihtiyaçlarına cevap üretebilmek için tüm teknolojik imkânları kullanabilmeleri ve kapsamlı AR-GE çalışmaları ile fikir, ürün ya da hizmetlerini geliştirebilmeleri için girişimlerine destek verildi ve verilmeye devam ediyor.

Şüphesiz ki bu süreç içerisinde en çok duyduğumuz kavramlardan biri start-up oldu. Okuduğumuz haberlerde ‘kurulan start-up’larla birlikte’, ‘start-up desteği sağlandı’, ‘kurdukları start-up şu kadar yatırım aldı’ gibi cümle öbeklerine sıkça rastlar olduk. Start-up, kavram olarak ortalama 2010’lu yılların başında ortaya çıkmış olan ve günümüzde evrenselleşmiş bir tanım. Start-up dendiğinde de hemen herkesin aklına Silikon Vadisi ve dolayısıyla ABD ile bu ülkedeki Kaliforniya Eyaleti gelmekte. Keza start-up firmalarının dünyada ilk boy gösterdiği yer neresi diye sorulsa muhtemelen aynı cevap gelecektir. Aslında konunun özü öyle değil. Size, dünyanın en önde gelen Silikon Vadisinin İstanbul’a uçakla bir saat uzaklıkta olduğunu veya çok bilinen bazı start-up firmalarının yine benzer uzaklıkta olduğunu söylesem?

İstanbul’dan, Tel Aviv uçakla en fazla bir saat alıyor. Ben Gurion Havaalanından indikten hemen sonra Tel Aviv şehir merkezinde, Hayfa’da, Herzilya’da ve Nazareth’de gidebileceğiniz Microsoft Ar-Ge merkezleri sizi bekler. Bu merkezler her ne kadar kurumsallaşmasını tamamlamış bir şirket olarak görünse de temelde yeni yatırımcılara açık bir start-up şirket kurma şansı verir. Şimdi biraz; beş sene kadar geriye gidelim... 2017’de Bookaway adında bir şirket kurulur. Şirketin bugünkü değeri 35 milyon Amerikan Doları’dır. Çok basit bir mantıkla iş adamlarının seyahatleri esnasında seyahat planlamalarını yapmalarını sağlar. 2018’de Eitan Norel ve Jonathan Attias tarafından Rehovot’da Sayollo adında bir oyun şirketi kurulur. Metaverse tabanına evrilen altyapısıyla bu uygulamanın şu anda 3,2 milyar kullanıcısı olduğu bilgisi verilmektedir. Aynı yıl sadece 50 kişilik bir şirket olan Guardio kurulur. 2022 yılı itibariyle bu şirketin net değeri 47 milyon Amerikan doları olarak açıklandı. Bu şirketler dışında Exberry, Renovai ve ARMO diğer start-up örneklerinden sadece birkaçıdır.

Ancak bu şirketlerin yanında özellikle yön bulma, haritalama alanında bir şirket vardır ki adından zamanında çok söz etmişti: Waze. 2006 yılında Ehud Shabtai, Amir Shinar ve Uri Levine tarafından geliştirilen bu uygulamanın kullandığı algoritmanın daha sonradan Google tarafından uygulandığı iddia edilmektedir. Kitlelerin internetle ilk tanıştığında kullandıkları ICQ programından sonra Waze de İsrail’in gururu olarak lanse edilir. Bugün Waze’in mali değerinin 400 milyon Amerikan doları olduğu söylenmekte.

Peki, bu uygulamaların veya yazımızın başlığında da söylediğimiz gibi İsrail Silikon Vadisi – start-up diyarının bu ülke için çokça söylenmesinin esas nedeni nedir?

Öncelikle yasalar bu tarz girişimlerin kurulmasını olabildiği kadar desteklemekte. Çok az formalite gerekli olup, yapılan finansmanlar yeterlidir. Bunun karşılığında beklenti, şirketin ülke topraklarında belirli bir süre faaliyet göstermesi. Diğer bir konu da eğitimli iş gücü olarak karşımıza çıkar. İsrail, eğitimli iş gücü açısından dünyada ilk beş arasında yer alıyor. Türkiye’de kimi akademik forumlarda 35-40 yaşına gelenlerin yüksek lisans yapmak konusundaki endişeleri ile sıkça karşılaşırken, bu ülkede 40’lı yaşların ortasında yüksek lisans yapmak olağandır. Gelişmiş teknolojik altyapıyı da start-up’ların kurulması için olumlu özelliklerin arasına yazmamız gerekiyor. Tabii en son olarak inovasyon dediğimiz yenilikçi veya buluşçu bakış açısı veya kültürü, başta üniversiteler olmak üzere ülkenin bütün iş alanında ve iş ekosisteminde kendini gösteriyor.

Akademik olarak disiplinler arası çalışan, pek çoğumuzun her geçen gün gelişen bir alanda tüm bilgilerimizi tekrar tazelediğimiz ve üzerine yenilerini eklediğimiz dijital oyun tasarımı alanında bulunduğum için bu ekosistemde var olan dijital oyun şirketlerinin birçoğunun İsrail ile ortak iş yaptığını görüyorum. Yalnızca bu alan için değil, Türkiye’de yatırım yapan tüm genç girişimlere sadece 55 dakika uzaklıktaki bu ülkeye gitmelerini şiddetle tavsiye ederim. Gitmeden, görmeden, iletişim kurmadan ve denemeden bir şeyleri başarmış sayılmaz insan…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR