Poltava Savaşı…

Sami AJİ Köşe Yazısı
16 Şubat 2022 Çarşamba

Başlığı ve tabloyu görünce “Yine tarihî bir konu seçti” diye söylenmeye başladığınızı duyar gibiyim…

En sonda söyleyeceğimi en başta beyan ederek konunun çok güncel olduğuna kanaat getireceğinizi umuyorum. Evet, Rusya ile Ukrayna arasındaki, tüm dünya tarafından heyecan, merak ve hatta endişe ile izlenen, ihtilaftan bahsedeceğim.

Önce sizi rahatlatmaya çalışayım. Bence, birbirlerine saldırmayacaklar. Başta Ukraynalıların böyle bir niyetleri yok.

Ancak şundan da emin olun. Rusya hiçbir şekilde batılı bir askerî gücün ve hele NATO’nun Ukrayna’ya yerleşmesine asla müsaade etmez… Buna paralel olarak da Kırım Yarımadasının hâkimiyetini de başka hiçbir devlete bırakmaz.

Çok uzak olmayan bir tarihten vereceğim kısa örneklerle, bu iki bölgenin Rusya için yaşamsal önemini izah etmeye çalışacağım.

Başlıktaki Poltava Muharebesinden başlayalım.

Tarihimizde Demirbaş1 Şarl olarak anılan İsveç Kralı 12. Charles, Kuzey Savaşlarını başlatıp Rusya’ya saldırmaya başlayınca, Rus Çarı I. Petro (tarihimizde Deli Petro, dünyada Büyük Petro diye anılır) ardı ardına yenilgiler alır. Şarl, Ukrayna başkanı diye tanımlayabileceğimiz İvan Mazepa’nın2 da desteğini alınca neredeyse Moskova’yı fethetmek üzeridir.

Ancak 1709’da Kral Şarl Ukrayna’da Poltava yakınlarında tesadüfen yaralanır. Ayrıca yaptığı stratejik hatalar sonucu orada büyük bir yenilgiye uğrar, Ukraynalı Mazepa ile beraber Osmanlı’ya sığınır.

1710 yılının hemen başlarında Osmanlı’yı Rusya’ya karşı saldırıya ikna eden Şarl, Kırım ordusunun da desteğini alır. Prut Nehri kıyısındaki Osmanlı-Rus savaşında Petro feci bir yenilgiye uğrar.

Petro neredeyse ölümünü beklerken, tam açıklanamayan olaylar sonucu Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa kesin hücumu yapmaz ve bir antlaşma ile Rus Çarı kurtulur.

Özetle, Rusya, 18. yüzyıl başlarında yok olma tehlikesinden kıl payı kurtulmuştur.

Aradan yüz yıl geçer. Fransa’da Napoleon Bonaparte artık imparatordur ve neredeyse bugünkü Avrupa Birliği diyeceğimiz tüm bölgeye hâkimdir. 1809 yılında Rusya ile ortaya çıkan ihtilaflar adeta Fransa İmparatorunu harbe teşvik etmiştir… O zamana kadar görülmemiş bir orduyu -bazı kaynaklara göre 780 bin kişilik- kurmayı başarır. Bu kuvvetlerin içinde Belçika’dan tutun Polonya’ya kadar çeşitli ülkelerden destek gelmiştir.

Ukrayna ise kazak süvarilerini Rusya emrine vermesine rağmen bazı Ukrayna asilleri kendi kaynakları ile Napoleon’un ordusunu desteklemişlerdir…

Harekât Rusya için neredeyse bir faciaya dönüşmüştür. Fransızların komutası altında Avrupa güçleri tüm muharebeleri kazanarak Moskova’ya girmiştir… Napoleon Kremlin Sarayına yerleşir.

Ancak, Rus Başkomutanı Mareşal Kutuzov Moskova’yı dahi yakarak işgalci güçleri önce durdurmuş ve sonra büyük kayıplar3 verdirerek püskürtmüştür (açlık ve şiddetli soğuğa maruz kalan Fransız askerleri geri dönüp yolda can vermiş).

Kırk yıl sonra yine ortalık karışır.

Katolik dininin savunuculuğuna soyunan Fransa ile Ortodoksların koruyucusu Rusya arasında ihtilaflar yine Avrupa’da çatışma tohumların eker4.

İki taraf müttefik arayışı içindedir. Çar Nikola Osmanlı’ya yeni bir barış anlaşması teklifinde bulunur. Fransa ve İngiltere bu teklifi ret etmesi için Osmanlı’yı ikna ederler. Ciddî destek sözü verirler.

Rusya derhal harekete geçer; Eflak ile Boğdan’a girer ama bu işgali sadece güvenlik maksadıyla yapılan geçici bir faaliyet olarak ilan eder.

O andan itibaren karşılıklı ültimatomlar verilir. Rusya’yı barışa zorlamak için İngiliz, Fransız ve Osmanlı güçleri Kırım’a asker çıkarır. Beklenenden çok daha fazla uzun süren muharebeler sonucu Rusya yenilir. O sırada Rus Çarı Nikola ölmüş ve yerine Çar Aleksandr geçmiştir. Barış şartlarını imzalar ama süreç uzun ömürlü olmaz. Kısa sürede her şey tekrar eski haline döner5. Ancak Kırım, bu savaş sonrasında, Rus yönetiminde ve halkında hayati bir önem kazanır.

Günümüze biraz daha yaklaşalım…

Daha 1930’ların başında Ukraynalıların bağımsızlık istekleri canlanmıştır. Alman hükümetleri tüm bu hareketleri destekler.

Hitler’in Rusya saldırısı başladığı zaman Ukrayna askerlerince kurulan kolordular, değişik sabotaj görevleri üstlenmiş Ukrayna komandoları ve nihayet Ukraynalılardan teşkil edilmiş çeşitli ajanlar Rusya içlerinde görev başındadır. Hatta Almanya’dan gelen emirleri eksiksiz yerine getirmektedirler.

Ukraynalı bir milis grubundan merkeze gönderilen rapordan kısa bir bölümünü dikkatinize sunuyorum:

“82.P no.lu rapor

Lvov şehri 28 Temmuz 1941

Lvov şehrinin güvenliğinden sorumlu olan OUN (Ukrayna milliyetçi teşkilatı) üyelerinden Muhterem Peder Tbinky’nin bildirdiğine göre: Milislerimiz şimdi Alman görevlilerinin desteğiyle Yahudileri tutuklamaktadır. Ancak onları yok etmeye çalışırken Yahudiler her türlü imkânlarıyla kendilerini savunmaktadır…”

II. Dünya Harbinin Rusya için nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz. Sonuçta en iyimser tahminle askerî ve sivil kayıplarının 27 milyona ulaştığı belirtiliyor.

Şimdi başa dönelim. Siz bir Rus yöneticisi olsanız Ukrayna’da yabancı güçlerin yerleşmesine müsaade eder misiniz? Kırım’ı başka bir ülkenin hâkimiyetine bırakır mısınız?

---

1 ‘Demirbaş’ unvanı, muhasebe terimi ile, sabit kıymet anlamında tarihçilerimiz tarafından verilmiştir. (Kafasının demir gibi olduğu için değil) 12. Şarl beş seneden fazla bir süre misafirimiz olmuştur.

2 Mazepa’nın heykeli 2010 yılında Poltava şehrinde dikildi. (Açılış töreni bile protestolara sahne oldu.)

3 Sefer sonunda en az 200 bin kişi ölmüş, 130 bin asker kaybolmuştu. Döndükten sonra alınan yaralarla vefat eden kişi sayısı bilinmemektedir. Özetle bu muazzam ordu yok edildi diyebiliriz.

4 Ukrayna’da Ortodokslar halen çoğunlukta. Katolikler nüfusun takriben yüzde 15’ini teşkil eder. Bugün dahi sırf bu farklılık yüzünden bazı yörelerde gerginlikler yaşanır.    

5 Maalesef sadece Osmanlılarda ciddi kriz dönemlerine girilir. Harp masraflarını karşılamak için büyük borç antlaşmaları imzalanır.              

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün