Türküm, doğruyum… Ötekiyim!

İzel ROZENTAL Köşe Yazısı
5 Ocak 2022 Çarşamba

Hoppala!

Yeni bir yıla hep birlikte zıplayarak, neşeyle, sevinçle, huzurla, umutla girecekken nereden çıktı ki bu ‘öteki’ zırvalığı?

Ama aklımdan hiç çıkmıyor ki. Daha doğrusu, tam çıkmaya yelteniyor, bir vesileyle yeniden kafama çakılıveriyor!

Kulüp dizisinin kasım ayında yarattığı fırtına henüz dinmişken, hatta hafızalardan neredeyse tamamen silinmişken, dizinin yeni bölümleri geliverdi. Haydi bakalım sil yeni baştan… Elsa Niego Olayı neydi? Varlık Vergisi kimlere kesildi? Trakya’da neler oldu? Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri kimlerdi? Struma… 6-7 Eylül Olayları… ardı arkası kesilmeyen, rahatsızlık veren yorumlar…

Bir de insanı kahreden o meşum sorular yok mu! “Türkiye’de yabancılık hissediyor musunuz? Yahudi kimliğinizle bu ülkede yaşamak nasıl bir duygu? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz: a) TC vatandaşı, b) Türkiyeli Yahudi, c) Türk Yahudisi, d) Türk, e) Hiçbiri…”

Doğru cevap: Eee… Hiçbiri!

Aslında soruyu değiştirip “Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?” yerine “Sizi nasıl tanımlamalıyız?” diye sorsalar şöyle cevap verirdim: “Türkiye Yahudisi” nokta. Yurtdışındayken öyleyim zaten. Soruyorlar, Türk’üm diyorum. Öyle ya, Atatürk “Ne mutlu Türküm diyene” derken beni de şemsiyesinin altına almamış mıydı?

Adımdan dolayı biraz deştiklerinde, Türkiye Yahudisiyim diyerek geçiştiriyorum. Biraz daha derin kazmaya kalkarlarsa da, babamdan dolayı Aşkenaz kökenli bir Türkiye Yahudisiyim diyerek olay yerinden sıvışıyorum.

Türkiye’de ise sıvışmak ne mümkün… “Moiz Portofino adında bi çocukluk arkadaşım vardı, tanır mısın?” diye başlayıp, “Ben Yahudileri çok severim” ile süren tepeden tırnağa ayrımcılık kokan muhabbetler… “Nedir bu Filistinlilere yaptıklarınız?” diyerek ayar vermeye çalışanları çoktan geçtim de, bazı yakın arkadaşlarımın, hatta dost bildiklerimin bile beni yabancı gördüklerini duyumsadığım an dünyalarım yıkılıyor.

Örnek mi istersiniz? O kadar çok ki! Buyrun size en yenilerinden birini nakledeyim. Bu gazeteci tanıdığım Galata semtinde oturuyor. Yahudilerle içli dışlıdır, eminim benden başka pek çok Türkiye Yahudisi arkadaşı vardır. Bakın Kulüp dizisini övüp göklere çıkardıktan sonra yazısını nasıl sonlandırmış: “İkinci bölümü için şimdiden heyecanlıyım, aksiyon yüksek olacak, Türkler ise daha kötü!!!”

Yazar burada kesinlikle art niyetli değil. Dizideki bütün gayrimüslimlerin iyi, Müslüman Türklerin ise kötü olarak gösterilmesini eleştiriyor ki, bence de haklı. “Türkler daha kötü” demesinden kastı da bu. Ama nedense bu tanımı açmaya gerek duymuyor, okurlarının anlayacağını biliyor, “Türkler” demek yetiyor, gerisi zaten ötekiler!

Biraz daha eskilere gideceğim şimdi. Sanatına çok değer verdiğim, çizgisini örnek aldığım Türk karikatürünün bir büyük ustası, günün birinde yaşamı boyunca tanıdığı 40 karikatürcüyü anlatan bir kitap yazdı. Bu kırk karikatürcü arasında Cemal Nadir’den Altan Erbulak’a, Ali Ulvi’den Ferruh Doğan’a, Tan Oral’dan Semih Poroy’a Türkiye’nin en bilindik isimleri, üstadın yorumuna eşlik eden ve kendi kaleminden çıkma portreleriyle birlikte yer alıyordu. Böylesi bir eserde adımı ve portremi görmekten nasıl mutlu olduğumu tahmin edersiniz herhalde. Kitap çıkar çıkmaz, henüz üstadın bana imzalı nüshamı göndermesini beklemeden koşup bir tane edinmiş, sayfalarını hızla karıştırarak kendi bölümümü yutarcasına okumuştum. Üstat dört sayfa boyunca beni ve çalışmalarımı öve öve bitirememişti. O kadar övmüştü ki, sonunda kendisini frenleyememiş, “Bizim karikatürcüler onun gibi (beni kastederek tabii!) çalışkan olsalar kim bilir ne kadar başarılı olurlardı” diyerek kendi gözündeki ötekiliğimi elalemin gözleri önüne serivermişti…

Şalom’da güzel yazılar çıkıyor. Karel Valansi’nin Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bahar Tanyaş’ın bir çalışması üzerine, gayrimüslim gençlerin inanç temelli ayrımcılık sorunlarını çalışmasını konuştukları söyleşide benzer sorunlar dile getirilmişti. Bahar Tanyaş’ın, “Yahudi gençlerin Türk kimliğiyle özdeşimleri güçlü. Bunun sorgulanmasından çok büyük rahatsızlık duyuyorlar. ‘Türk’lüğünü ispat etmek zorunda bırakılmak yeterince dışlayıcı bir deneyim onlar için. Bir de kimseyi ikna edebildiklerini düşünmüyorlar; soru, dönüp dolaşıp ‘Türk Yahudi olur mu Türkler Müslüman değil mi’ye geliyor”[1] sözleri aslında duygularıma birebir tercüman oluyor. Şu farkla ki, Bahar Tanyaş 17-24 yaşlarını konuşturmuş, ben ise yetmiş yaşında bir gencim!

Öte yandan, sanırım yıllardır aradığım yanıtı yine bir Şalom yazarının köşesinde buldum. Erdoğan Mitrani, ‘Bir Gecelik Konuk’ başlıklı yazısının son paragrafında şöyle yazmış. “Konuk olanın konukluğuna son verilebileceğinin öyküsüdür Agnon’un Kovulmuşlar’ı. İtelenmişliğin, onursuzluğun anlatısıdır. Topraksız ve evsiz olanın romanıdır. Ama asıl misafir olanın kabullenişini anlatacaktır usta yazar orada; “Sonunda iç çekişini kalbine gömerek susacaktır misafir.” Susturan bir yana, susan da kimi zaman ortak olmayacak mıdır suça?”[2]

Sindire sindire okunacak harika bir yazı… Mutlu yıllar!



[1] Şalom, 15.12.2021 / Türkiye’nin Hıristiyan, Yahudi ve Alevi gençleri ayrımcılıkla nasıl başa çıkıyor? - Karel Valansi

[2] Şalom, 22.12.2021 / Misafir Olmak 1 - Erdoğan Mitrani

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR