21 Haziran 2021 Pazartesi 03:25
Mett Hotel
Mett Hotel

Pandeminin ruh sağlığımız ve çocuklar üzerindeki etkileri

Bu yazıda bir yıldır sürmekte olan pandemi döneminde yazıp çizdiklerimden güncelliğini koruyan konulara ilişkin bir toparlama yaptım. Önümüzdeki aylarda pandeminin hayatımız üzerindeki etkisinin değişerek de olsa süreceğini düşünerek, özellikle çocukların nasıl etkilendiğini anlamamız, gelişimlerine doğru yön verebilmemiz için bu bilgilerin işe yaramasını diliyorum.

Yankı YAZGAN Köşe Yazısı
10 Mart 2021 Çarşamba

Hayat bildiğimiz gibi olmaktan çıktı. İlk defa değil, aslında, çoğumuz için ilk defa olan, hepimizin ama yeryüzünde yaşayan hepimizin hayatının aynı anda topluca ve bu çapta altüst oluşu. Birbirimizin ihtiyaçlarına yetişmemizi zorlaştıran, bir anlamda topluca etkilendiğimiz bu durumda bir başımıza, kendi kendimize kaldığımız bir durumdayız. Duruma ayak uydurmaya çalışırken, yaşam ritmimizde değişiklikler ya da altüst oluşlarla karşılaşıyoruz. Pandeminin bir iz bırakacağı kesin, ama ne? Yaşamda başka insanların bize ne dediklerini, ne yaptıklarını bile unutuyoruz ama bize hissettirdiklerini asla unutmuyoruz.

Pandemi dönemi iş ve okul ile ilgisi olanlarımız açısından hiç aklımıza gelmeyen şeyleri yaptığımız bir zaman dilimi oldu. Başımıza gelen bambaşka işleri, hiç yoktan kaybettiğimiz canları, sevdiklerimiz için duyduğumuz korkuyu, yönetenlere duyduğumuz derin güvensizliği, bilimsel yaklaşımın gerçeği doğru saptayıp geleceği değiştirme kapasitesini yaşayıp gördük.

Salgın döneminin yaşattığı duyguları hiç unutmayacağız. Hangi duyguları? Birkaç ay olmadık şeyler olmasına duyduğumuz öfke, yapmadıklarımız ya da başka türlü yapabileceklerimiz için pişmanlık, olmasını beklediğimiz ama gerçekleşmemişler için hayal kırıklığı, giden ve gelmeyecek olanın ardından duyduğumuz üzüntü, dostlar zor zamanımızda bizi yalnız bırakmadıklarında hissettiğimiz minnet ve sıcaklık.

Bu dönemden en çok etkilenenler gençler

Gençler en çok kayıp ve yas duygusu yaşayanlar. Yakınlarını kaybetmenin dışında başka kayıpları da var. Onlar için gerçekten çok önemli olan arkadaşlıklarını, gizlenme ya da aileden ayrı olma duygularını kaybettiler. Okula gidememenin yanı sıra birçoğu mezuniyet törenleri gibi bir ‘tamamlama’nın işareti olan ve hatırlamaya değer önemli günleri kutlayamadılar. Yetişkinler, gençlerin önünde bu tür şeyleri yaşamaları için daha çok zamanları olduğunu düşünseler de, bu zamanında yaşayamadıkları heyecanların, sevinçlerin, paylaşımların her biri onlar için birer kayıp.

Evden üniversite için ayrılmış gençler belli bir bağımsızlığı tam yakalamışken, eve dönmek zorunda kaldıklarında büyük bir kayıp hissine kapıldılar. Bağımsızlık yolculuğunda olan gençlerin hayatlarındaki en önemli karakterler okul arkadaşları. Bu dönemi de birbirleriyle teselli bularak geçiriyorlar. Bu süreçte, bu yaş grubunda arkadaşlara düşkünlük ve insani ilişkilerin değerine dönük farkındalık arttı. Dolayısıyla, başkalarının kıymetini anlama veya başkalarıyla ilişkilerin değerini bilme gibi 30’lu 40’lı yaşlarda yaşanabilecek farkına varmalar özellikle lise çocukları için daha erken olacak gibi gözüküyor. Ancak arkadaşlara ulaşabilmek ayrı bir mücadele gerektiriyor, aynı havayı soluyarak bir arada olamamak, ilişkileri mekânsal ve duyulara hitap eden boyutundan sıyırıyor.

Özel gereksinimli çocuklar

Özel gereksinim tanımı oldukça kapsamlı bir tanım. Değişik sebeplerden dolayı zihinsel veya bedensel gelişimi okulda sunulanlardan faydalanmak için özel düzenlemeler gerektiren çocuk diye tanımlayabiliriz. Klinik olarak en çok ilgilendiğim grupta Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Öğrenme Güçlüğü, Otizm Spektrum Bozukluğu gibi nörogelişimsel zorlukları olan çocuklar yer alıyor. Bu çocukların, bir kısmı devletin destek sistemlerinde kayıtlı, bir kısmı henüz dokümante edilmemiş, kaba bir hesapla eğitim almakta olan çocukların yüzde 15’e kadar varan bir bölümünü oluşturuyorlar. Okul ortamlarında bu özel gereksinimlerin karşılanmasıyla ilgili büyük sıkıntılar ve eksiklikler zaten vardı, bunların aşılması için önemli çabalar gösterilse de hem bu uzaktan eğitim dönemi hem de COVID-19’a bağlı düzenlemeler çerçevesinde bu gruptaki çocukların zararlı çıkmasından dolayı endişe duyuyorum. Çünkü bireyselleştirme ve özel gereksinim ihtiyacının karşılanmasına bir türlü sıra gelmiyor. Önce engeli olmayanlarla ilgilenelim mantığı engelliler ile ilgili bütün olumlu söylemlere rağmen uygulamayı etkileyen genel bir eğilim. Engellilere verilen eğitimin bir lütuf gibi sunulması, eşitlik ilkesinin ve çocuk haklarının gerekliliği olarak değil de iyilik gibi yapılıyor olması, pandemi dönemindeki yaklaşımları etkiledi. Özellikle ayrı bir özel eğitim kurumunda değil de kaynaştırma statüsünde örgün eğitimde olan öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanması pek mümkün olmadı.

DEHB, Öğrenme Güçlüğü, Otizm Spektrum Bozukluğundaki çocukların en azından bir kısmında, bu olumsuzluklara rağmen bir rahatlama söz konusu oldu. Okul ortamına kıyasla evde kaldıklarında akademik yükleri taşımak için yardım alabilenler vardı. Örneğin, ders dinlemek, hele evde annelerinin yakından organizasyon desteği olabildiyse daha az problem haline geldi. Özellikle kaygılı yapıya sahip olan, sosyal ortamlardaki performanslarından memnun olmayan, arkadaşlık ilişkilerini sürdürmenin zorluklarından yorulan ve aşırı yüklenmiş çocuklar, ev ortamlarında hem akademik beklentilerin hem de sosyal beklentilerin azalmasıyla daha rahatlamış duruma geldiler.

Ancak, yük ile sınırı karıştırmamak önemli. Yüklerin azalması çocuklar üzerinde olumlu bir etki yaratsa da, çocukların yüklere belli ölçüde ihtiyacı var. Sınırların gevşemesi ve beklentilerin tamamen ortadan kalkması gibi durumlar kendilerine hedef koymakta zaten zorluk yaşayan bu çocukların üzerindeki görece olumlu etkileri olumsuza çevirebilir

Eğitim eşitsizliği 

Eğitimin uzaktan veya online araçlarla yapılıyor olması yeni olmasa da yaygınlaşması yeni. Hem ebeveynler, hem çocuklar, hem de eğitimi tasarlayarak uygulayacak olanlar bu durum için hazırlıklı değildiler. Dolayısıyla, herkesin gereken hazırlığı aniden ve birbirinden çok farklı imkânlara sahip olarak yapabiliyor olması durumu bambaşka hale getirdi.

Eşitsizlik, okulların açık olduğu koşullarda da mevcuttu; uzaktan eğitim bu eşitsizliğe bağlı çatlağı derinleştirdi, genişletti. Eşitsizlik sadece internet, tablet vb erişim olanaklarındaki eşitsizlikle sınırlı değil. Eşitsizliğin yoksulluk ve yoksulluk tarafındaki çocukların evlerinde beslenme ve barınma zorlukları, ev içi şiddet gibi problemleri daha fazla; okuldan yoksun kalma ev ortamının problemlerinden uzaklaşmaya engel oldu. Üstelik okulun ev ortamındaki zarar verici tutum ve davranışları denetleme ve dengeleme rolünü yerine getirmesi zorlaştı.

Sosyal gelişim

Okul, çocuğun sadece akademik gelişimini değil sosyal gelişimini de oluşturuyor. Bazı çocuklara okulla ilgili ne düşünüyorsun diye sorduğumda, okula döner dönmez bütün arkadaşlarımı -en sevmediklerimi, ‘kötü’ çocukları bile- kucaklayacağım, çünkü hepsini özledim, diyorlar. Çünkü arkadaşlık, başkalarıyla birlikte olmak çok önemli bir ihtiyaç; bunu bir fantezi ya da yaşamın bir garnitürü gibi görmemek gerekiyor. Çocuğun öğretmeniyle aynı çatı altında ve birebir yakın temasta olması öğrenme ve gelişim için bir ihtiyaç. Çevrim içi bir platformdan etkileşim dijital kuşakta olsalar bile çocukların sosyal ve duygusal anlamdaki gelişimleri için verimli değil.

Pandeminin getirdiği kısıtlamalara baktığımızda çocukların arkadaşlarıyla birlikte olma gibi temel ihtiyaç ve haklarını da kısıtlamış durumdayız. Her ne kadar sosyal medyada ya da başka dijital oyun sitelerinde birlikte olma şansları olsa da bu birlikteliğin etkileşim kalitesi açısından bahçede birlikte koşuşturma, top oynama, yan yana oturup konuşmayla henüz kıyaslanabilir düzeyde olmadığı söylenebilir. Yeni arkadaşlıklar kurma, ilişkileri geliştirme ve derinleştirme fırsatları hemen hemen ortadan kalkmış vaziyette. Kendilerini dış dünyaya duyurma araçları sınırlandıkça, yüzeyselleştikçe, duygular bastırmakla bir yere gitmediğinden ötürü, bir yol bulup ‘kendilerini’ ortaya koyarlar. Bu nedenle daha önce hiçbir problem tanımlamamış olanlar da dâhil olmak üzere giderek artan oranda birçok çocuk öfke, hırçınlık, taşkınlık, bir kısım çocuk içe dönüklük, durgunluk, zihinsel olarak yavaşlama şeklinde davranışlar gösterdiler.

Salgın hayatımızın sosyal ve duygusal iklimini bozdu. Karar alma ve risk değerlendirme mekanizmalarımız iyi işlememekte. Salgının travmatik etkilerinin belirlediği sosyal duygusal iklim düşünüşümüzü ve riskleri değerlendirme biçimimizi etkilemekte.

Yapılan anketlerde en sık yaşandığı bildirilen duygular öğretmenler tarafından en çok/sık belirtilen duygular: tedirgin, kaygılı, üzgün, endişeli, huzursuz ve bunalmışlık oldu. Öğrenciler tarafından en sık belirtilen duygular: sıkılmış, kaygılı, tükenmiş, öfkeli, huzursuz ve bunalmışlık olarak tanımlıyor. Bu dönemde tüm paydaşların ihtiyaç duydukları destek, kaygı yönetimi, zor duygularla ve belirsizlikle baş etme, uzaktan eğitim sürecine adapte olma, odaklanma zorluklarını aşma etrafında şekilleniyor.

Korku ve kaygı, bitmek bilmeyen belirsizlik ve sürekli değişen duruma uyum sağlamanın getirdiği yüksek stres düzeyi risklerin doğru biçimde değerlendirilmesini engeller, riskleri azımsamayı ya da olduğundan büyük görmeyi doğurur. Riskleri doğru değerlendirebilmek için fiziksel ve duygusal güvenlik ortamının, açık ve saydam bilgi ve veri aktarımının sağlanması gereklidir.

Başkalarının dertleri

Travmatik bir olayı, kaybı ve sonrasını bizzat yaşamamış olsak da başkalarının sıkıntılarını ‘uzak’tan görmek, çekilen acıyı hissetmek, hissederken çaresizliğe kapılmak da travmatize olmayı kolaylaştırır. Acıya ve ölümlere tanık olup bir şey yapamamanın verdiği güçsüzlük, tanımasak da insan olarak aynı zemini paylaştığımız için ölümlerin ve yakınlarının üzüntüsü herkese yayılır.

Pandeminin ruhsal dünyamızda yarattığı etkilerin hepsini travma kapsamında değerlendirebilir miyiz, her birimiz aynı şekilde mi etkileneceğiz gibi birçok sorunun cevabı araştırılmakta. Ancak içinde olduğumuz dönemi ruhsal ve bedensel bütünlüğümüzü koruyarak atlatmak, bu dönemi bir büyüme gelişme dönemi olarak yaşamak için beraberce düşünmeye, duygularımızı ortaya koymaya ve dayanışmaya her zamankinden çok ihtiyacımız var.

http://www.yankiyazgan.com/ekran-anti-bagimliligi-uzaktan-egitimin-sicak-ve-soguk-etkileri/ 

http://www.yankiyazgan.com/salgin-ve-hayatimiz/

http://www.yankiyazgan.com/zamansiz-mekansiz-afet/

https://www.youtube.com/watch?v=xAVFaUUkhxA&t=11s

https://medyascope.tv/2020/12/05/psikiyatriden-gundeme-23-salginda-ziyan-olan-cocuklar-cocuklarimiz-prof-dr-yanki-yazgan-ile-soylesi/

http://www.yankiyazgan.com/pandeminin-kaybedeni-cocuklar-olmamali/

https://www.youtube.com/watch?v=iV3tM3Av_P0

https://www.youtube.com/watch?v=xAVFaUUkhxA&t=11s

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR